|
DÜNYA BAĞCILIĞI
FAO’nun
2003 yılı verilerine
göre dünyada toplam 7 518 111 ha alanda bağcılık
yapılmaktadır. Üzüm üretimi de 60 883 454 tondur. FAO’nun
verileri incelendiğinde son 5 yıl içerisinde dünya bağ
alanları % 1.65 oranında arttığı görülmektedir. Alan olarak
ilk üç sırayı; İspanya, İtalya, Fransa oluşturmaktayken,
Türkiye bu ülkelerin ardından dördüncü sırada yer
almaktadır. Türkiye’yi A.B.D, Çin, İran, Romanya, Portekiz ve
Arjantin izlemektedir. Çin’in bağ alanlarının % 109,8 oranında
bir artışla altıncı sıraya yükselmesi dikkat çekicidir. İlk on
ülkenin toplam bağ alanı 5 087 567 ha. dır ve dünyadaki toplam
bağ alanının % 67.67 sini oluşturmaktadır.
Dünya ülkelerinin üzüm üretim
değerleri açısından bakıldığında ise İtalya, İspanya, Fransa,
ABD, Çin, Türkiye, İran, Arjantin, Avustralya, Şili şeklinde
bir sıralamayla karşılaşılmaktadır. Bu on ülke 42 020 241
tonluk üzüm üretimiyle dünya üzüm üretiminin % 69 ‘unu
gerçekleştirmektedir.
TÜRKİYE BAĞCILIĞI
TÜİK’in 2003 yılı
verilerine göre Türkiye’de bitkisel üretim için kullanılan
alan 24 730 294 ha. dır ve bunun da 530.000 ha.’ı bağ alanı
olup, % 2.28’ine tekabül eder. Üretim olarak karşılığı ise 3
650 000 tondur.
Toplam bitkisel üretim
alanının % 13.74’ü bahçe bitkileri tarımı için kullanılırken,
bunun % 15.6’sını bağ alanları oluşturmaktadır. TÜİK verileri
incelendiğinde bunların yanında çok önemli bir nokta dikkati
çekmektedir; Türkiye tarım alanları azalmaktadır (birincil
sebep, tarım alanlarındaki yapılaşmadır) ve bahçe bitkileri ziraati artarken, tarla bitkileri ziraati azalmaktadır.
Bağcılık için çok
elverişli bir iklim kuşağı üzerinde yer alan, çok eski ve
köklü bir bağcılık kültürüne sahip olan Türkiye’de;
bağcılığın ayrılmaz bir parçası olan şarapçılığı daha çok
gayrimüslimlerin yapması, onların içinde Rumlar’ın önemli
oranda yer tutması ve onların da mübadelede Türkiye’den
ayrılmaları, Türkiye bağcılığındaki gerilemenin önemli
nedenlerinden birini oluştururken, Cumhuriyet döneminde de bir
taraftan filokseranın hızlı tahribatı bir yandan da köyden
kente büyük boyutlu ve hızlı bir göç olayı ve ürünün
değerlendirilmesinde yaşanan güçlükler yüzünden, özellikle
1960 - 1990 yılları arasında hızlı bir gerileme süreci
yaşanmıştır.
(Şehre göçe
göçe bitmeyen bir köy nüfusumuz var bizim. Bunca göçe rağmen
halen % 35’ler civarında bir tarım nüfusuna sahibiz. Bu oran
Avrupa’da %3-5’ler civarında. Fransa’nın, İspanya’nın,
İtalya’nın tarımdaki yerleri belli. Bağcılık özelinde
bakarsak, o sektörden elde ettikleri katma değer de gayet iyi.
Bizim hem bağ alanı açısından hem de üretim açısından
dünyadaki yerimiz hiç de fena değil. Ancak bunun ekonomimize
katkısı olması gerekenin çok çok altında. Köyden kente göçün,
bir dönem bağcılığımızda gerilemeye neden olduğu söyleniyor.
Tamam, köyden kente göç olmuş ama sanırım bağcılığın
gerilemesinin/ilerlememesinin nedenlerini daha değişik
yerlerde aramak lazım. Genel olarak Tarım Sektörüne bakışta
bir sorun olduğu gibi, Bağcılığa ve bağlı sektörü olan
şarapçılığa bakış açısında ve algılamada bir sorun olduğu da
muhakkak...)
Gelelim günümüze ait
istatistiki verilere; TÜİK 2003 yılı verilerine
göre üzüm üretimi, toplam meyve üretiminin içindeki % 29.3’lük
oranıyla en yüksek payı almakta ve bu oranla da önceki
yıllarda olduğu gibi lider konumunu devam ettirmektedir.
Tarım bölgeleri düzeyinde
bağ alanı ve üzüm üretimi incelendiğinde, uzun yıllardan bu
yana olduğu gibi bölge sıralamalarının değişmediği, ülkemiz bağ alanlarının % 33’üne sahip olan Ege Bölgesinin, üretimin
de % 44 düzeyinde bir bölümünü karşılayarak birinci sıradaki
yerini koruduğu görülmektedir. 2003 yılında üzüm ve üzümden
üretilen ürünlerin dışsatımından sağlanan 241.6 milyon dolar
gelirin, toplam dışsatım gelirinin içindeki payı % 0.75’tir ve
bu gelirin % 95’i Sultani çekirdeksiz kuru üzüm satışından
sağlanmıştır. Sultani çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin tamamı
da Ege Bölgesinde gerçekleşmektedir. Akdeniz bölgesinin bağ
alanı ise, toplam alanın % 20.1’ini, üretimin de % 19.5’ini
karşılamaktadır.
Ortakuzey, Ortagüney ve
Ortadoğu olarak bölümlere ayrılan Orta Anadolu’nun bağlarının
alanının, toplam bağ alanı içindeki payı %28.5
civarlarındadır. Diğer önemli bağcılık bölgeleri de Güneydoğu
Anadolu ve Marmara bölgeleridir.
Tarım 2003 yılındaki
Yüzdelik
|
BÖLGELER |
ÜRETİM ALANI
(ha) |
YÜZDELİK DİLİMİ (%) |
|
Ortakuzey |
36 187 |
6.7 |
|
Ege |
174 698 |
33.0 |
|
Marmara |
27 462 |
5.8 |
|
Akdeniz |
103 172 |
19.5 |
|
Kuzeydoğu |
1 899 |
0.3 |
|
Güneydoğu |
70 260 |
13.2 |
|
Karadeniz |
1 050 |
0.2 |
|
Ortadoğu |
37 709 |
6.5 |
|
Ortagüney |
98 598 |
15.3 |
|
|
|
|
|
Toplam |
530 000 |
|
YILLARA GÖRE BAĞ ALANLARI
|
YIL |
ALAN
(ha.) |
|
1985 |
625 |
|
1986 |
600 |
|
1987 |
590 |
|
1988 |
590
|
|
1989 |
597 |
|
1990
|
580
|
|
1991 |
586 |
|
1992 |
576 |
|
1993 |
567 |
|
1994 |
567
|
|
1995 |
565 |
|
1996 |
560 |
|
1997 |
545 |
|
1998 |
541 |
|
1999 |
535 |
|
2000 |
535 |
|
2001 |
525 |
|
2002 |
530 |
|
2003 |
530 |
|
2004 |
520 |
Yıllara göre bağ alanları
istatistik bilgileri
www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do
adresinden alınmıştır. Bağ alanlarıyla ilgili istatistik bana
biraz üzücü, düşündürücü ve biraz da ilginç geldi. "Acaba
bir yanlışlık mı var" ! dedim.
Yine aynı sitede üretim
değerleri olarak aşağıdaki bilgiler yer almaktadır;
|
ÜZÜMLER |
ÜRETİM
(ton) |
|
Üzüm (Toplam) |
3 500 000 |
|
Üzüm(Sofralık çekirdekli) |
1 500
000 |
|
Üzüm(Sofralık çekirdeksiz) |
400 000 |
|
Üzüm(Kurutmalık çekirdekli) |
350 000 |
|
Üzüm(Kurutmalık çekirdeksiz) |
880 000 |
|
Üzüm(Şaraplık) |
370 000 |
Madem istatistiklerden
gidiyoruz, şöyle de bir durum var;
Bir çok yerde,
"Türkiye'de üretilen üzümün % 2 - % 3 gibi bir bölümü şaraba
işlenmektedir" diye yazılıp çiziliyor. Ve bu bilgiyi ben de
kullanıyorum. Ancak ya herkes eski bir istatistik bilgiyi
kullanıyor ya da bilgide bir anormallik var. Ben en azından %
5 lere gelmiş olduğunu düşünüyordum.
Diğer yandan yukarıda da
bir istatistik bilgi mevcut. Diyor ki; Türkiye'de üretilen
şaraplık üzüm miktarı 370 000 tondur. Kimse de güzelim
sofralık üzümler dururken, sofralık olarak pazarda satmak
üzere şaraplık üzüm yetiştirmeyeceğine göre, (en azından ben
öyle düşünüyorum) ortada bir çelişki var gibi görünüyor...
Çünkü 370 000 ton üzüm, toplam üzüm üretimimizin % 10.57'si.
%2.5 nireee, %10.57 nireee diyesi
geliyor insanın:) Ya istatistik bilgilerde bir problem
var ya da üzümler şaraplık olarak yetiştiriliyor, sofralık olarak
da satılıyor:))
ASMANIN KÖKENİ VE TARİHİ
Asmanın
anayurdu, Hazar Denizi’nin güney kıyısında yer alan sık
ağaçlarla kaplı bölgedir. Bu sık ormanda, kol kalınlığındaki
gövdesiyle asmanın, kıvrıla kıvrıla ulu ağaçların tepelerine
dolandığı, sürgünlerini o ağaç tepesinden bu ağaç tepesine
uzatıp ya da yüklü salkımlarını sarkıtarak insanı cezbettikleri tasvir edilmiştir. Phasis’teki Kolkhis’te,
Kahetia (Gürcistan’da bir bölgenin tarihi adı. Tiflis’in
doğusunda, Kura ve Alazan ırmakları arasında), Mingrelia
(Gürcistan’ın batı kısmının eski adı, bugünkü Abhazya),
İmeretia ( Gürcistan’da dağlık bölge) ve Ermenistan’da,
Kafkasya, Ağrı Dağı ve Toroslar arasında, Yunan ve Roma
kaynaklı yazılardan; üzüm bağlarının dört yöne göre yol yol
bölünmesi (limes decumanus – doğudan batıya ) ve güneyden
kuzeye sınır çizgisi çekilmesi suretiyle yetiştiricilik
yapıldığı, amforaların ziftlenmesi ya da kireçlenmesi, önce
çotuğun sonra da şarabın toprağa yerleştirilmesi gibi
işlemlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu bölge, turunç sarısı
rengi, insanı mest eden kokusuyla, şurup gibi tatlı üzümlere,
suyu yoğun lal renginde olan ve “erken olgunlaşan ve iri” (sapiranica
praecox) denilen en has Kahetia asmasına ev sahipliği yapardı.
Asmanın en önemli türü Vitis vinifera L. olup, Asma,
yabani ve kültür asması olarak ikiye ayrılır. Ülkemiz hem
yabani asma (Vitis vinifera ssp. sylvestris) hem de
kültür asması (Vitis vinifera ssp. sativa) yönünden çok
zengin bir gen potansiyeline sahiptir.
İşte asma
bu bölgeden yola çıkmış, Aşağı Fırat bölgesine yayılmaya
başlayan Sami kavimlerin peşine takılarak, bu kavimlerin
ileride mesken tutacağı güneybatının çöl ve cennetlerine kadar
sokulmuştur. Alkolü damıtmayı da icat eden Samiler
tektanrıcılığın, ölçünün, paranın ve yazının olağanüstü soyutlamasını gerçekleştirmekle
kalmamış, üzüm tanelerinin suyunu mayalanma aşamasında
tutarak, baştan çıkarıcı ya da esritici bir içkiye dönüştürme
şöhretini de elde etmişlerdir.
(Sami : Hz. Nuh’un oğlu Sam’dan türediklerine inanılan ve
aralarında dil yakınlığı bulunan çeşitli kavimlerin toplandığı
kol.-Büyük Larousse-)
Şarap
kültürü Suriye’den sonra Anadolu’yu da baştan başa katederek,
Lydialılara, Friglere, Mysialılara* ve bu arada doğudan batıya
ilerlemiş Pers ya da yarı Pers başkaca halklara ulaşmış;
kuzeyden Yunan yarımadasına, sonra da dosdoğru Fenike
ticaretinin yeşerdiği denize, Karia yerleşim
bölgelerine girmiştir. Avrupa’dan sonra, yabancı diyarların
sahillerine de sıçrayan eski Yunan kavimleri önce bu mucizevi
buluşun bilgisini aktarmış, yerleşik düzenin giderek
oturmasından sonra da bu bitkiyi bizzat yetiştirmişlerdir.
Şarabın
adının; Yunanca “oinos”, İbranice “jain” ,
Etiyopyaca ve Arapça “vain” olması ve aralarındaki
benzerlik, asmanın (ve şarabın) bu yolculuğunu doğrulamakta,
şarabın diğer kültürlere olduğu gibi, Yunanlılara da Sami
kültür çevrelerinden geçtiğine işaret etmektedir.
İtalya
kıyılarının bu içkiyle tanışmalarının, Yunanlıların batıya
yaptıkları ilk deniz yolculukları sayesinde olabileceğini
düşündüren de İtalyancaya giren ve Yunanistan kaynaklı olan “vinum”
sözcüğüdür.
Buraya
kadarki kısım tarihlendirilecek olursa; asmanın ilk
olarak Kafkasyada ortaya çıkışı İ.Ö. 8-6 binler arasındadır.
Yabani olan bu bitkinin İ.Ö. 6 binden sonra bağcılık yapılarak
geliştirilmiş olduğu, şarabın ise toprak kapların yapılma
tekniğinin icadından sonra (yaklaşık İ.Ö. 5500/5000)
üretildiği sanılmaktadır. İ.Ö. 6 bin yılına ait olduğu tespit
edilen, üzerinde üzüm salkımı olan bir büyük amfora
Gürcistan’ın Tiflis şehrindeki müzede sergilenmektedir.
Ancak şarap
kültürünün başlangıcı ve dünya kültürüne girişinin, İ.Ö 4000 lerde Hitit’ler vasıtasıyla olduğu kabul edilir. Bu kültüre
ait bulunan en eski şarap kaplarından olan ve İ.Ö. 3 binin son
çeyreğine tarihlenen, som altından şarap sürahisi ve ayaklı
şarap kadehi Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde
bulunmaktadır.
*
MYSİA :
Anadolu’nun kuzeybatısını kapsayan bölge; Kuzeyde Marmara denizi (Propontis),
kuzeydoğuda Çanakkale boğazı (Hellespontos), batıda Ege
denizi, doğuda Bithynia ve Phrygia, güneyde Lydia ile
sınırlıydı. (kabaca Çanakkale’nin Anadolu’daki kesimi,
Balıkesir, İzmir’in Bergama ilçesi, Manisa’nın soma ve
Kırkağaç ilçelerini kapsayan bölge.) Mysia, siyasal olmaktan
çok Aiolis, Troas ve Bergama yöresini kapsayan bir coğrafi
bölge konumundaydı. Homeros, bölgeye ismini veren Mysialıların Truva’nın bağlaşıkları olduklarını yazar. Heredotos, Karialılar’ın Mysialılar’ı kardeş ulus
saydıklarını, Truva savaşından önce Trakya’ya ve Yunanistan’a
akınlar yaptıklarını bildirir. Strabon da, Mysia dilinin bir
ölçüde Lydia ve Phrygia dillerinin karışımı olduğunu
belirtir. Bu bölge, Lydia, Pers, Bergama’nın egemenliğinde
kaldıktan sonra, Roma’nın Asia eyaletine bağlandı
(İ.Ö.129).
ASMA AŞISI
Bağcılıkta aşılar;
Hastalıklara ve zararlılara
dayanıklılık, tuza-neme-kurağa dayanıklılık, kirece
dayanıklılık, ıslah çalışmaları ve çoğaltma gibi amaçlarla
sıkça kullanılan, iki farklı materyalin
kambiyum dokularının çakıştırılarak kaynaştırılmasına
dayalı vegatatif bir çoğaltma
yöntemidir ve asma kolay aşı tutan bitkilerden biridir.
Bağcılıkta yerinde
aşılamada uygulanan en yaygın aşı çeşitleri şunlardır;
- Kalem aşıları (En fazla uygulanan aşılardır)
- Göz aşıları
- Yeşil aşılar
Aşıda başarının sağlanması;
1. Aşı materyalinin özelliklerine,
2. Aşı yapma tekniğine
3. Ortam koşullarına bağlıdır.
Anaçla kalemin uyuşması ön koşuldur. Aşıda kullanılacak anaç
ve kalem iyi olgunlaşmış (odunlaşmış) olmalıdır.
Pişkinleşmemiş kalemler yeteri kadar besin maddesi içermezler,
bu nedenle aşılamada başarı düşük olur. İyi odunlaşmış
çubuklar parlaktır ve çeşidin kendine özgü rengini alır.
Bükülünce kabuk çıtırdayarak parçalanır. Öte yandan anaç ve
kalem genç olmalıdır. Kalem iyi odunlaşmış olsa bile anaç çok
yaşlı ise aşı zor tutar. Yerinde yapılacak aşılarda anacın baş
parmak kalınlığında olması yeterlidir. Çoğunlukla anaçlar 2
yılda bu kalınlığa erişirler.
Aşı tekniği yönünden anaç ve kalemin kaynamayı sağlayacak
dokularının çok sıkı temas etmesi gereklidir. Dokular ne kadar
sıkı olursa, kaynaşma da o kadar kolay ve çabuk olur. Anaç ve
kalemin kambiyum dokuları karşılıklı olmalı ve çakışmalıdır.
İki ayrı bitki parçası olan anaç ve kalemin tutması için
sıcaklık, nem ve oksijene gerek vardır. Yara dokusu (kallus)
oluşumu için ideal sıcaklık 24-29 ° C’dir. Aşı yapıldığında
sıcaklık düşükse anaç ve kalem kaynaşma belirtisi göstermeden
canlılıklarını koruyarak beklerler. Sıcaklık uygun hale
geldiğinde kaynaşma başlar. Yüksek sıcaklıkta yara dokusu
hızlı gelişir. Ancak gevrek ve zayıf dokulu olur. Düşük
sıcaklıklarda ise (22-24 ° C) yara dokusu yavaş oluşur. Ancak
sıkı yapılı ve dayanıklıdır. Sıcaklık 16-21 ° C olduğunda çok
yavaş oluşan kallus dokusu, 15 ° C ve altında durur.
Yüksek oransal nem kaynaşma için gerekli diğer faktördür. Aşı
yeri çevresinde oransal nem % 85 olmalıdır. Daha yüksek nem
daha iyi sonuç verir. Arazide yerinde yapılan aşılarda, aşı
yerinin neminin muhafazası için, aşı kalemi üzeri kalınlığı
5-8 cm olan ince toprakla (kümbet şeklinde) örtülür. .
Sağlıklı, kaliteli ürün veren ve verimli asmalardan alınan
kalemler olgunlaşmış ve 1 yaşında olmalıdır. Aşı kalemleri
yaprak dökümünden itibaren, gözler uyanıncaya kadarki dönemde
alınabilir ve aşı zamanına kadar, nemli talaş veya kum içinde
katlanarak, don olayının olmadığı serin bir yerde
saklanabilir.
Kalem aşılarının yapılması için Şubat-Mart ayları uygundur.
Yukarıda açıklanan iklim değerleri uygun olduğu sürece bu aşı
zamanı Nisan ayı sonuna kadar da uzayabilir. Asmalara su
yürüdüğünde, uyanma döneminde (hatta uyanmanın birazcık
sonrasında) aşılama daha başarılı olur.
Bizim bağlarımızda uyguladığımız aşı çeşidi,
aynı zamanda ülkemizde de bağcılıkta yerinde aşılarda en fazla yapılan
aşılardan birisi olan yarma
aşıdır.
YARMA AŞI : 1-3 yaşlı anaçların aşılanmasında en çok
kullanılan ve en kolay olan aşıdır. Çapı 3 cm’ye kadar olan
(yani aşağı yukarı baş parmak kalınlığı) anaçların
aşılanmasında kullanılır. Anaç toprak seviyesinin biraz
altından kesilir. Aşı baltası (yargıç) ile üzerine ağaç
tokmakla vurularak 2-7.5 cm kadar anaç tam ortadan yarılır.
Kalın anaçlarda bu yarığın uzun olmamasına dikkat edilmelidir.
Aşı baltasının üçgen kısmı anacın ortasına sokulur. Aşı kalemi
1 veya 2 gözlü hazırlanır. Kalemin alt kısmı aşağıya doğru
incelen bir kama gibi yontulur. Her iki taraftan açılan şev
incelerek,
kalemin ekseninin uç kısmında birleşmelidir.
Kalemdeki yontulan bu kısmın uzunluğu anaçtaki yarığın uzunluğuyla eşit olmalıdır. Kalem yerleştirildikten sonra ne
anaçta açılan yarıkta bir boşluk, ne de yerleştirilen kalemin
yontulmuş kısmında açıkta kalan bir bölge olmamalıdır. Kalem
ile anacın kambiyum dokuları aynı hizada olmalıdır.
(Bu durumda
anacın kabuk kısmı ile kalemin kabuk kısmı
da karşılıklı
gelecektir.) Kalemdeki gözlerden altta olanın, anaçtaki
yarığın dış tarafına bakacak şekilde yerleştirilmesine dikkat
edilmelidir. Kalın anaçlarda 2 kalem takılabilir. Aşı bağı
veya rafya ile sarılarak sıkıca bağlanır. Aşının üzeri gevşek
bir toprakla örtülür. Aşıların hep aynı tarafına herek
konulur.
Aşı Kaleminin Yontulması : Geçen yılki sürgünlerin dipten
2/3’lük kısmı kullanılmamalıdır. Bu gözler gelişmemiş olabilir
ve gözler sürmeden kısa süre içinde dökülür. Sürgün 1-2 gözlü
olarak kesilir. Altta kalacak göz dışa gelecek şekilde ve
gözün 0.5 cm altından, her iki yandan yontulur. Uçta sıfıra
düşecek şekilde kama şekli verilir.
Kalemin dış tarafı kalın,
içe gelecek yeri daha ince olacak şekilde hazırlanır.
(Yukarıdaki çizimde iki kalemin konulması gösterildiği için,
içe gelecek kısmı ile dışa gelecek kısmı arasında bir kalınlık
farkına gerek yoktur.)
Aşı Sürgünü Bakımı : Aşının üstünü örten toprak hafif ve
geçirgen olmalıdır. Aşının örtülmesi sırasında gerekiyorsa
toprak altı kurtlarına karşı ilaçlama yapılmalıdır. (Biz
yapmamıştık ve herhangi bir zararla da karşılaşmadık) Aşı
sürgününün toprak yüzeyine çıkabilmesi için, yağışlardan sonra
oluşacak kaymak tabakası kırılmalıdır. Aşı sürgünü toprak
yüzeyine çıktıktan sonra sık bakım ister. Her aşı sürgünü için
1-1.5 m uzunluğunda herek gerekir. Aşı sürgünlerinden kuvvetli
olanı 25-30 cm olunca hereğe bağlanır. Diğerleri dipten
kesilir. Düzgün büyüyen dik bir gövde olması sağlanmalıdır.
Aşı sürgünü çok hızlı (günde 3-4 cm kadar) büyür. Bu nedenle
haftada bir kesmeyecek bir malzeme ile (ip, şerit, bez) hereğe
bağlanmalıdır. Bu arada aşı sürgününde oluşacak koltuklar
dipten itibaren makas veya düzgün kesen bir bıçakla
temizlenir. Bunlar temizlenmez ve büyümelerine izin verilirse,
ana sürgünün gelişmesi yavaşlar ve çalı görünümü alır. Aşı
sürgününün boyu ilk telin geçirileceği yüksekliğe ulaştığında
(bu yükseklik 75 -100 cm kadardır. Bizim bağlarda ilk tel 85
cm den geçiyor ve yan kollar bu seviyede oluşturulmuş
durumda), taçlandırılacak kısımdan tepe alınır. Tepe alma
gözün 1-2 cm üzerinden yapılır. Bu bölümde yapraklar normal
büyüklüklerini almış olmalıdır. Aksi halde göz olgunlaşmamış
olacağından sürmez. Koltuk alma sırasında taç yüksekliğinden
çıkan koltuklara dokunulmaz. Sıcak bölgelerde tepe alma Mayıs
sonu- Haziran ortası yapılabilir. (mesela biz Haziranın
başında yapmışız. Bknz. sitede yandaki fotoğraflar. Zaten
sürgünlerin hepsinin gelişmesi farklı olacağından, tepe alma
işlemleri de aynı zaman denk gelmeyecek, aşağı yukarı 1 aya
yayılacaktır.) Oluşturulacak terbiye sistemine göre yeterli
sayıda koltuk sürgünü bırakılır. Telli terbiye sistemlerinde
bu 2 adettir. Bunlar yaz sonuna kadar 2-4 m kadar uzar ve
odunlaşırlar. Kış budaması sırasında terbiye şekline göre
budanırlar.
Aşı sürgününde yapılacak bir başka bakım işi, boğaz kökü ve
anaçtan çıkan sürgünlerin temizliğidir. Anaç ve kalem iki ayrı
parça olduğundan birbirlerini atma eğilimindedirler. Bu
nedenle de anaçlardan sürgün, kalemlerden kök oluştururlar.
Anaçlardan çıkan sürgünler ilk zamanlarda elle çekilerek
dipten koparılır. Kalem veya aşı yerinden çıkan kökler de
bahar aylarında keskin bir bıçak yardımıyla dipten
çıkarılırlar. İlkbaharda yapılmazsa yazın boğaz kökü
temizliğinden kaçınılmalıdır. Aksi halde su alımı
yetersizliğinden fidanlar sarsıntı geçireceklerdir. Bu durumda
kök boğazı temizliği sonbaharda yapılmalıdır. İlk 2-3 yıl kök
boğazı temizliği yapılan asmalarda ileriki yıllarda boğaz kökü
temizliğine gerek kalmaz. Odunlaşan ve kökleşen dokular
yeniden kök oluşturmaz.
Bağdaki aşı
yöntemlerinden birisi olan "yarma aşı"nın
nasıl yapılacağını anlattık. Tabii bir bağ tesis ederken
mutlaka aşı yapılması gerekmiyor. Asma fidanları, istenilen
çeşit aşılanmış olarak alınabilirler
ve son zamanlardaki genel uygulama da bu yöne doğru
gitmektedir.
Burada işin püf
noktalarından birisi, mutlaka Amerikan asma anaçlarının
kullanılmasıdır. Bu konuya girmeden önce durun
size "püf nokta"sının hikayesini anlatayım; Bir zamanlar bir çömlek
ustası varmış ve çok güzel çömlekler yaparmış. Bir genç gelmiş
ve "ben senin yanında çıraklık yapmak ve bu işi öğrenmek
istiyorum" demiş. Usta da "peki" demiş. Bir süre beraber
çalışmışlar. Çamura şekil veriyor ve sonra da fırında
pişiriyorlarmış. Kolay gelmiş bu iş genç adama ve çok geçmeden
"ben bu işi öğrendim artık kendi başıma yapmak istiyorum"
demiş ustasına. Ustası yine "peki" demiş ve çırak ayrılmış
yanından ve kendine yeni bir atölye açmış. Başlamış çanak
çömlek yapmaya. Fakat yaptıklarının hepsi pişirdikten sonra
çatlıyorlarmış. Ne yaptıysa önleyememiş bunu. Çaresiz boynu
bükük gitmiş ustasının yanına ve anlatmış durumu. Ustası
fırına koyduğu çanak çömleklerin üzerinde oluşan kabarcıkları
"püüfff, püfff..." diye üfleyerek söndürüyormuş ve böylece de
çanak çömlekler çatlamıyorlarmış. İşte işin "püf noktası" da
buradan geliyormuş.
Gelelim Amerikan asma
anaçlarına ; 1800'lü yılların ikinci yarısında floksera
Avrupa'daki bağların çok büyük bir bölümüne zarar vermiştir.
Öyle ki Fransa'da bile şarap yokluğu çekilmiştir. (Floksera
: İki floksera vardır.
Köklerde yaşayan ve buralara zarar yapanlara kök flokserası,
yapraklarda yaşayan ve yapraklara zarar verenlere de yaprak
flokserası denir.
Kök flokserası oval veya
armut şeklinde, sarımsı yeşil esmer, kırmızı kahverengine
kadar değişen renklerdedir. Sırtında koyu renkli lekeler
vardır. Ağız uzun bir emici hortum şeklindedir. Vücut uzunluğu
0,5-1,3 mm kadardır. Yaprak flokserasının boyu ise 1,5-1,7 mm
arasındadır ve sarı renkli sırt kısmı lekesiz, emici hortumu
daha kısadır. Flokseranın kanatlı ve kanatsız formları vardır.
Flokseranın değişik
formları tarafından 4 farklı tipte yumurta bırakılır. Bir kısmı
küçük, bir kısmı büyük olan bu yumurtaların bazıları
döllenmiş, bazıları da döllenmemiştir. Yumurtalardan çıkan
larvalar gözle görül(e)meyecek kadar küçüktür. Boyları 0,55 mm
kadardır. Yeşilimsi sarı renkli olan larvalar 4 gömlek
değiştirdikten sonra ergin olurlar.
Kök flokserasının
köklerde beslendiği yerlerde emgi sonucu meydana gelen
şişkinlikler görülür ve daha sonra bu şişkinlikler çürüyüp
dağılırlar. Ardından yine aynı durumun tekrarı görülür ve bir
noktadan sonra kökler görev yapamaz hale gelirler ve asma
kurur.
Yaprak flokserası ise ise
yeni açılan tomurcuklara girerek taze tomurcuk ve yaprakları
sokup emerler. Bu noktalarda yaprak dokusu alt yüze doğru
çıkıntılar yaparak şişkinlikler meydana gelir. Bu
şişkinliklerin içinde flokseraları görmek mümkündür.
Floksera ile bulaşık olan
bağlarda zamanla sürgünlerde genel bir durgunluk, omcada
zayıflık, yapraklarda küçülmeler, sararmalar görülür. Boğum
araları daralır. Çubuklar odunlaşamadıkları için kışın
soğuktan etkilenirler. Floksera zararı sonucu asmaların
zayıflamasına bağlı olarak, salkımlarda tanelerin
seyrekleştiği, şekerlenme ve renklenmenin normal düzeyde
olmadığı görülür. Omcalar birkaç yıl içinde ağır bir durgunluk
göstererek kururlar.)
Bu zararlıya karşı çareler aranmış ve
işte bu aşamada devreye, filokseraya dayanıklı oldukları
anlaşılan Amerikan asma anaçları girmiş ve üzüm çeşitleri bu
anaçlar üzerine aşılanarak yetiştirilmeye başlanmışlardır.
Her ne kadar Amerikan asma anaçları flokseraya dayanıklı olsa
da, bulaşık olan bölgelerde "floksera - anaç " ilişkisine dikkat edilmelidir. Ve
bunun yanında;
-
Toprak- Anaç ilişkisi,
-
Anaç-Kalem ilişkisi,
-
Nematod-Anaç ilişkisi
de gözetilmelidir.
Genellikle kullanılan
Amerikan asma anaçları ve özellikleri;
5BB
: Nemli, killi-tınlı
ve killi topraklar için uygun bir anaçtır.Vejetasyon süresi kısa
olduğundan kuzey bölgeler için uygundur.Kök ur nematoduna
dayanıklıdır. Kökleri yüzlek ve yatay büyüdüğünden sıcak bölgeler
için uygun değildir. Aşı tutma oranı oldukça yüksektir. Sathi ve
nemli topraklar için uygundur. % 30-40 toplam, % 20’ ye kadar
aktif kirece dayanıklıdır. Bu anaç üzerine yarma aşı yapıldığında
aşı kaleminden fazla miktarda köklenme yaptığından, ya yonga göz
aşısı tercih edilmeli veya aşı tuttuktan sonra ve kırağı tehlikesi
geçtikten hemen sonra aşı yeri açılarak, buradaki kökler hemen
temizlenmelidir. Aksi takdirde esas köklenme bölgesinde köklenme
durur ve bu da asmanın kısa sürede kurumasına neden olur.
99R : Kuvvete getirir bir
anaçtır. Dik büyümesi ve köklerin derine gitmesinden dolayı
meyilli ve kıraç araziler için uygun bir anaçtır. % 30-40 toplam,
% 17’ye kadar aktif kirece dayanıklıdır. Kökleri flokseraya
dayanıklı olmakla birlikte yaprakları, yaprak flokserasına karşı
çok hassastır. Ayrıca tuza karşıda oldukça hassas bir anaçtır.
Üzerine aşılanan çeşidin olgunlaşmasını geciktirdiğinden kuzey
bölgeler için tavsiye edilmemelidir. Arazide aşı tutma randımanı
yüksektir.
110R :
Çok kuvvetli bir anaçtır. Genel özellikleri 99R’ye benzemekle
birlikte kurağa 99R’den daha dayanıklıdır. Kuvvetli bir anaç
olması nedeni ile üzerine aşılanan çeşidin olgunlaşmasını
geciktirir. Bu nedenle erkenci çeşitleri aşılamaktan
kaçınılmalıdır. %30-40 toplam, % 17-19 aktif kirece dayanıklılık
toleransına sahiptir.
140 Rugeri :
Çok kuvvetli bir anaçtır. Dik büyür ve kurağa dayanıklıdır.
Kuvvetli büyümesi nedeni ile vejetasyon süresi oldukça uzundur %
70 toplam, % 40 aktif kirece dayanabilmekle birlikte yaprak
flokserasına hassastır.
1103 Poulsen :
Ülkemizde son
yıllarda kullanılmaya başlanan bir anaçtır. Kurağa oldukça
dayanıklıdır. Nemli ve alt katmanları killi topraklar için tavsiye
edilir. % 17-18 aktif kirece dayanıklıdır.
41B( Chasselas x
Berlandieri ) :
Vejatatif devrenin kısa olması ve arazideki yüksek kirece çok
dayanıklı olması bu anacın en önemli özelliğidir. Toprak
seçiçiliği yoktur. Sıcağa ve kurağa dayanıklıdır. Çok kuvvetli bir
kök yapısına sahiptir. 41B dikimden itibaren birkaç yıl zayıf
gelişme göstermesine karşın ileriki yıllarda kuvvetli bir anaç
oluşturur ve üzerine aşılanan çeşitte iyi meyve tutumu sağlar. %
40 aktif kirece dayanıklıdır. Standart çeşitlerle uyumu çok
iyidir.
420A : Vejetasyon süresi uzun
bir anaçtır. Killi, kireçli, killi tınlı ve çakıllı topraklarda
iyi geliştiği gibi, bakir ve kuvvetli topraklar için çok uygun bir
anaçtır. Omega aşıda tutma oranı düşük
olmasına karşın arazide aşı tutma randımanı yüksektir. Üzerine
aşılanan çeşitlerde olgunlaşmayı 3-4 gün erkenleştirdiğinden
erkenci çeşitler için tavsiye edilir. % 30-40 toplam, % 20’ye
kadar aktif kirece dayanıklıdır. Tek dezavantajı bazı çeşitlerle
uyuşmazlık göstermesidir.
Anaç Özellikleri Tablosu;
|
ANAÇ |
GELİŞME
KUVVETİ |
FLOKSERAYA DAYANIM |
NEMOTODLARA DAYANIM |
KURAKLIĞA
DAYANIM * |
AKTİF
KİRECE DAYANIM (%)
** |
TUZA
TOLERANS *** |
|
41B |
Zayıf-Orta |
Yüksek |
Düşük |
Orta |
40(Çok
Yüksek) |
Çok
Duyarlı |
|
420A |
Zayıf-Orta |
Yüksek |
Düşük |
Düşük |
20
(Yüksek) |
Duyarlı
|
|
SO4 |
Kuvvetli |
Yüksek |
Yüksek |
Düşük |
17(Yüksek) |
Orta |
|
5BB |
Zayıf-Orta |
Yüksek |
Orta-Yüksek |
Düşük |
20(Yüksek) |
Duyarlı
|
|
1103
POULSEN |
Kuvvetli |
Yüksek |
Yeterli |
Yüksek |
17(Yüksek) |
Orta |
|
1613C |
Kuvvetli |
Orta |
Yüksek |
Zayıf-Orta |
Düşük
|
Orta |
|
110R |
Kuvvetli |
Yüksek |
Yeterli |
Çok Yüksek |
17(Yüksek)
|
Duyarlı |
|
140 Ru |
Çok Kuvvetli |
Yüksek |
Orta-Yüksek |
Çok Yüksek |
20 Yüksek) |
Duyarlı
|
*
Kurağa Dayanıklılık
: Asma
anaçlarının kurağa dayanmaları bir çeşit özelliği olup, adaptasyon
üzerine etkili olmaktadır.Amerikan Asma Anaçları aşısız olarak
büyüdüklerinden kurağa karşı daha dayanıklıdır.Aşılandıktan sonra
bu dayanıklılık azalır. Çünkü vinifera çeşitlerinde yaprak dokusu
farklı olduğundan evapotranspirasyonla su kaybı daha fazla
olmaktadır.Eğer kurak bir arazide bağ kurulacaksa ve sulama imkanı
yoksa mutlaka kurağa dayanıklı anaçlar ile bağ kurulmalıdır.
** Kirece Dayanıklılık :
Anaçların
adaptasyonunda topraktaki toplam ve aktif kirecin çok büyük etkisi
vardır. Özellikle aktif kireç oranı büyük önem taşır. Çünkü
topraktaki toplam kireçten çok, bunun suda eriyebilen ve aktif
kireç olarak adlandırılan oranı önemlidir. Topraktaki aktif
kirecin fazla olması kireç klorozunu arttırır. Topraktaki toplam
kirecin kurak yerlerde bir sorun yaratmaması yanında, yağışlı
bölgelerde topraktaki toplam kireç suda eriyerek aktif kirece
dönüşür. Bu da diğer besin maddelerinin alımını etkiler. Nemli
topraklarda kireç oranı az bile olsa aktif hale gelebileceğinden
asma için zararlı olabilir.
*** Tuzluluğa Dayanıklılık : Toprakta
asma tarafından absorbe edilen ve verim üzerine etkili olan bir
çok bileşik madde vardır. Bu maddelerin bir kısmı tuz olarak
isimlendirilir. Bunların bir kısmının toprakta bulunması bitki
için gerekli olmakla birlikte aşırı oranda bulunması, besin ve su
alınımını yavaşlatması nedeni ile hem asmanın büyümesini durdurur
hem de asma da yarattığı gerilim, verim ve üzüm kalitesini
düşürür. Bu nedenle toprak bünyesinde veya sulama suyundaki tuz
miktarı büyük ölçüde önem arz eder. Besin ortamında çözülebilir
tuzların varlığı bitki büyümesini genel olarak iki yolla etkiler:
1. Zehir etkisi yaparak
2. Fizyolojik kuraklık yapması; Amerikan Asma Anaçları içerisinde
tuzluluğa en hassas anaç 41B
‘dir.
Neme Dayanıklılık : Topraktaki durgun suyun dolayısıyla
nemin fazla olması ve asma köklerinin uzun süre bu ortamda kalması
apofleksi denilen ani ölümlere neden olur. Köklerin devamlı su
içinde kalması bu organların oksijen alınımını engeller ve su ile
mineral alımı da düşer. Zamanla kökler üzerinde kalın, yumuşak bir
doku oluşur ve kalınlaşır. Kökler üzerinde uzunlamasına derin
lekeler gözlenir. Fazla nem gelişme sırasında olursa külleme ve
mildiyö hastalıklarına karşı hassas bir durum oluşur. Olgunlukta
şeker oranının düşmesine ve salkımların çürümesine neden olabilir.
Bu durum geçirgen olmayan (killi) ve taban topraklarda görülür. Bu
olumsuz faktörleri ortadan kaldırmak için eğer bağ sulanıyorsa
sulamaya dikkat edilmeli ve yağış fazla ise drenaj sistemi
kurulmalıdır. Fazla suyu tüketmek bakımından ara bitkisi dikmek
de
bir önlemdir.
BUDAMA
Budama; asmalarda
büyüme ve gelişme ile verimlilik ve kalitenin dengeli bir şekilde
düzenlenerek, bağlardan sağlanan yararın en üst düzeye çıkarılması
amacıyla, canlı toprak üstü organları, özellikle bir yaşlı dallar
ve sürgünler üzerinde gerçekleştirilen kısaltma, çıkarma ve
seyreltme gibi işlemlerdir. Bağcılıkta özellikle kış budaması önem
taşır. Budamayla;
gelişmeye bırakılacak gözlerle, bunlardan oluşacak sürgünlerin,
salkımların sayı
ve yerleri belirlenir. Terbiye şekli budama
ile oluşturulur ve oluşturulan
bu terbiye şekli budamayla
korunur veya
değiştirilir. Asmada budama her yıl mutlaka yapılması
gereken önemli kültürel bir işlemdir.

Kış Budamaları :
Budanacak bir asmanın üzerinde, bir yaşında olan
birçok sürgün (dal-çubuk) vardır. Budama
ile bu çubukların bazıları tamamen dibinden kesilir. Bazı çubuklar
da (budamanın çeşidine göre değişmekle birlikte) 2-3 göz
bırakılarak kesilirler. Kesilecek ve bırakılacak çubukların özellikleri
(ürün çubuğu olması
veya yedek olarak bırakılması özelliği gibi)
ile bırakılacak çubuk
miktarı, budamanın en önemli öğeleridir.
Bırakılacak çubuklar iyi
olgunlaşmış olmalıdır. Böyle çubuklar erken olgunlaşır.
Kabukları
parlaktır ve bükülünce çatlar. Yeterli besin maddesi içerirler.
Tam olgunlaşmış çubuklarda ise bu özellikler aksine sahiptirler.
Asma tacının altında güneş
görmeyen, boğum araları uzun olan sürgünler
ile yaşlı kısımlardan çıkan obur sürgünleri zorunlu olmadıkça
kullanılmamalıdır.
Yazının devamı ve
budama fotoğrafları için tıklayınız.
|

20.03.2005
Bir yıl önce dikilmiş ve aşılanmaya hazır olan
Amerikan asma anacı

Anaç toprak seviyesinin biraz altından kesiliyor

Anaç toprak seviyesinin biraz altından kesilmiş
durumda

Yarma aşıda kullanılacak aşı kalemi hazırlanıyor

Aşı çakısı, yontulmuş bir aşı kalemi ve örnek aşıda
anaç yerine kullanılacak olan gövde.

Yontulmuş aşı kaleminin yandan ve önden görünüşü. Dar
kenarın görünmeyen öbür tarafında incelik sıfıra yakındır.

Anaç çakıyla yarılmış durumda. Ve aşı kaleminin anaca
yerleştirilmesi.

Aşı kalemi anaca yerleştirilmiş durumda. Kalemde
alttaki göz dışa gelmiş ve kalemin kabuk kısmıyla, anacın kabuk kısmı
aynı hizaya gelmiş ve çakışmış durumda. Anaç ile aşı kalemi aynı
kalınlıkta olmadığından aşının arka tarafında kalan bir miktar boşluk
da yukarıda görülmektedir.

Anaç ve kalemin birbirlerine sıkıca temas etmeleri
için aşı bağı ya da rafya ile bağlanırlar. Biz bildiğimiz pamuk
ipliğini kullandık. Zaten bir süre sonra toprak içinde çürüyüp
kopacaklar. Aşının bağsız ve bağlı olarak yandan görünüşü.

Kalem anaca yerleştirildikten sonra kalem ve anacın
kabuklarının çakıştığı tarafın diğer yüzünde bir miktar açıkta yer
kalacağından, buranın nispeten biraz kapanması ve oraya toprak
gitmemesi için aşıcı (yani babam) oraya bir miktar pamuk
sıkıştırıyor. (Bağlarımızda
yaptığımız aşılarda tutma oranı % 97- 98 'dir.)

Aşı kalemi anaca yerleştirilmiş ve etrafı pamuk
ipliği ile sarılmış durumda. Aslında bu iş için rafya kullanılıyor.
Ancak pamuk ipliği de rafya gibi bir süre sonra toprağın içinde
çürüyecek ve oradan uzaklaşacak. (Olması gerektiği gibi...)

Aşı tamamen toprak
altında kalacak şekilde, üzeri toprakla kapatılıyor.

26.04.2005
Aşılamadan 35 gün sonra,aşılar filizlenmiş ve topraktan çıkıyorlar

27.04.2005
Bir yandan da beton direkler dikiliyor

23.05.2005
Direklerin alt sıradaki (ilk sıra) telleri çekiliyor

23.05.2005
Topraktan çıkan filizlerin fazlaları ve ana gövdeden çıkan
filizler kesiliyor, sadece ana gövde bırakılıyor

Sadece ana gövde bırakılmış ve doğru büyümesi için bir çubuğa
bağlanıyor

04.06.2005
Ana gövdenin ucundaki filiz kesilir. Tel hizasından, gövdedeki iki
filiz yanlara doğru tele bağlanarak,iki kol oluşması sağlanır

12.06.2005
Telin üzerinde yanlara doğru oluşmakta olan kollar görülüyor

İkinci ve üçüncü kat tellerin geçirileceği V şeklindeki demirler
direklere takılırken

02.07.2005
İkinci sıra telleri çekiliyor

30.07.2005
Aşılamadan 4 ay sonra
Asmanın yan kolları oluşmuş durumda. Bu yan kollar birinci
sıradaki telin üzerinde tutunuyorlar.Yukarıya doğru büyüyen
filizlerin de ikinci sıradaki tellere tutunduğu görülüyor. İkinci
yıl üst telin yukarısına bir sıra daha tel çekilecek ve filizler
daha yukarıya tutunacaklar.

30.07.2005
Aşılamadan 4 ay sonra bağdan genel bir görünüm
|