|
Web siteme “Bodrum Türküleri” sayfası koymaya karar verdikten
sonra, bu türkülerle ilgili bilgilere nereden ulaşabilirim
diye araştırmaya başlamıştım. Bir gün bu konuyla ilgili
konuşurken, bir arkadaşım, Bodrum türkülerinin olduğu bir
kitaptan bahsetti. Bu kitabın basımını Bodrum Belediyesi
yapmış. Bunu öğrenince, Belediyedeki arkadaşıma, bu kitabı
mutlaka bulup bana getirmesini söyledim. Sağolsun Özcan, beni
fazla bekletmedi. Kitap tam benim istediğim
gibiydi.
Kitabı Mehmet
USLU yazmış. Kitabın adı,
"Bodrum Türküleri, Manileri,
Tekerlemeleri ve Marşları”.
Mehmet USLU, 1930 yılında
Bodrum’un Karabağ köyünde doğmuş. Akçaalan ilkokulundan sonra,
Aksu Ortaklar Köy Enstitülerinde okumuş. 1946 yılında
Bodrum’un Kızılağaç köyünde başladığı öğretmenlik hayatına,
yedek subaylık görevinden sonra yine Bodrum’un Karabağ köyünde
devam etmiş. 32 yıllık öğretmenliğinin son halkası olan Bodrum
Atatürk İlkokulundan 1979 yılında emekli olmuş.
Mehmet öğretmenimin kitabı tam benim aradığım kitaptı, öyleydi
ama bu kitaptaki bilgileri web sitemde kullanabilmek için,
izin almam gerekiyordu. Telefon numarasını bulmuş ve bir kere
de aramıştım ama bunu telefonla yapmak istemiyordum. Tanışmak,
hem de yüz yüze konuşmak istiyordum. Genellikle gittiği yerin
Denizciler Derneği olduğunu öğrenmiştim. Şubat ayının sondan
bir önceki günü derneğe gittik Erdal’la. Ve Mehmet
öğretmen oradaydı. Dışarısı biraz serin olduğu için arabadan
çıkmak istemedim. Mehmet öğretmen arabaya geldi ve orada
epeyce uzun sohbet ettik.
Kendisine web sitemden ve “Bodrum Türküleri” bölümünden
bahsedip, kitabındaki bilgileri kullanmak için izin
istediğimde, kullanabileceğimi söyledi. Ama asıl önemlisi bunu
yürekten söylemiş olmasıydı. Teşekkürler Mehmet öğretmenim…
Öğretmenimin kitabının önsözündeki
düşüncelerine ben de katılıyor ve buraya yazmak istiyorum.
Böylelikle onun düşüncelerini sizlere aktarmış olabilirim diye
düşünüyorum.
Kitabın
Önsözü :
Bodrum türküleriyle manilerini açıklama, anı ve notalarıyla,
müzik ve dil bakımından aslına uygun olarak bu kitapta
derledim. Karınca kararınca derinleştirerek, elde ettiğim
derlemeler bu kadarla bitmiş değildir, sürecektir.
Bugünlere dek nişanlarında, düğünlerinde ve bayramlarında bu
türkülerle oynattılar oğullarını ve kızlarını, ninelerimiz ve
dedelerimiz. Onların, “ye pavayı, kaldır havayı” diye
söylettikleri ve söyledikleri Bodrum havalarının günümüze dek
ulaşımında büyük hizmetlerde bulundu, Çalgıcı Şerife, Kemaneci
İsmail Karakaya’da, Çalgıcı Çakır Güssün Fikirli Geriş'te,
Kemaneci Mahmut, Kör Mustafa ve Mahibe Akçaalan’da, Fatmacık
ve Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) Müsgebi (Ortakent)’te,
İstanbullu Zeynep, Bodrumlu Camız. Bugün Bodrum türkülerini
taptaze yaşatanlar, Çalgıcı Mahmut’un oğulları Süleyman
Savaşçı ve Kemal, Raziye Baysal, Seha Ergene, Salih Baysal,
Ali Gökçen, Mustafa Bacaksız (Çelik) ve pek çok sanatçımız
Bodrum’da.
Bu kadar çok sanatçımız olmasına karşın, Bodrum türkülerinin
bir çoğunun tarihe karıştığı kanısındayım. Bodrum Sarayı
türküsü de hemen hemen böyle olacaktı. Onu Güreceli Hilmi
Aykoç’tan almamız mümkün olabildi. Bodrum türkülerinde de
unutulan kısımların çoğunluğu dikkat çekmektedir. İlerde
bulunan kısımlar da eskilerine eklenecektir.
Bodrum’a has veya Bodrumlulaşmış bu ezgiler, hüzünden çok,
tatlı kıvrımlı, çevik hareketlerle sel gizi akıcı oyuna
dönüşür. Mavi Ege’nin dalgaları gibi insana coşku, sevinç ve
cesaret verir. Dürüstlük ve efelik ruhu taşıyan, misafirperver
ve temiz huylu insanlarını bu türkülerde bulacaksınız
Bodrum’un.
Bu yapıtımda, yöremiz halkının çoğunlukla kullandığı dile ve
müziğe konsantre olamaya çalıştım. Çünkü, son yıllarda
saptırmalar olmuştu. Bodrum Türküleri de kişiye değil, kişi
Bodrum türkülerine uymalıydı. Burada, bu çalışmalarıma öncü
kabul ettiğim Osman Nuri Bilgin’i rahmetle anıyorum.
Araştırmalarım sırasında dikkatimi çeken ve hayret ettiğim bir
nokta, hiçbir sanatçı Bodrum türkülerini tam olarak
bilmemektedir. Nedeni sorulduğunda, “düğünlerde daha çok
kişinin oynatılması için” diye yanıt alınıyor. Geçim meselesi.
Bodrum türküleriyle ilgili olarak hazırlanmış bazı filmlerin,
50 yıl sonrasında yaşayacak Bodrumlum’un özgeçmişine
yanılgılar getirecek kadar uydurmalarla dolu olduğunu gördüm.
Bu, araştırmalara başlamamın nedeni oldu.
Bir Bodrumlu olarak, türkülerimizin, tekerleme ve
manilerimizin söz ve ezgi aslına inebilmek, ilgili anıları da
birkaç bilir veya duyar kişinin aynı noktayı vurgulayan
sözlerine uyarak, Bodrum, Milas, Muğla ve Datça’nın merkez ve
köylerinden sözüne güvenilir kişilerle, ev veya kahvehanelerde
yaptığım sohbetlerde, çekinen kişilere karşı biraz da
anlatımlar vererek, derine araştırmalar yapmaya çalıştım.
Sonuca varmış değilim, daha da çok veriler elde edeceğim
kanısındayım.
Bu kitap, teşekkür ettiğim, isimleri yazılı kişilerden
edindiğim derlemelerle geçmişimizi geleceğe bağlayan bir köprü
ödevi yapabilecekse, kendimi mutlu sayarım. Saygılarımla.
12.03.1972
Mehmet USLU
Burada ben de, Mehmet öğretmene bir kez daha teşekkür ediyorum. |
|
|
|
KERİMOĞLU
(Bodrum – Karaova) Kerimoğlu
inik gelir inişden (2)
(Kerimoğlu (iniyoru) (geliyoru) inişden)
Her yannarı görünmeyor kümüşten (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Dabancası beşi birden patladı (2)
(Altılı patlak bellerinde patladı)
Bağlantı
Kerimoğlu eşkiyalık ediyor (2)
Oyneveesin zenginnerin yüreği (2)
(Tüp tüp (küt küt) eder zenginnerin yüreği)
Bağlantı
Her yannarı gara duman bürüdü (2)
Çandırmalar alay alay yörüdü (2)
(Gırzerdeliler alay alay yörüdü)
Bağlantı
Fur davılcı davılların inlesin (2)
Kerimoğlu gidiyoo kööleriniz dinnensin(2)
Bağlantı
Haydindik avlıların gazeli (2)
Yollarına çifte gurban kesmeli (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Selamoğlu silahları topladı (2)
KERİMOĞLU
(Pisi = Yeşilyurt)
Öf len de aman da amanın
Şu dağlara yollar var mı?
(2)
Oyna da Kerimoğlu
Senden başka bir yiğit var mı? (2)
Öf len de aman da amanın
Karlı dağa çıktım yoruldum (2)
Ben o yarin kaşlarına
Gözlerine furuldum
(2) Öf len de
aman da amanın
Kerimoğlu iniyor yerinden (2)
Kim ayrılmış ben ayrılam
Aman nazlı yarimden
(2) Öf len de
aman da amanın
Kerimoğlu iniyor inişden
(2)
Her yannarı görünmeyor
Kümüşten de kümüşten (2)
Öf len de aman da amanın
Yerkesik ile Çakallık’ın arası
(2)
Sol yanında Kerimoğlu’nun
Yarası da yarası
(2) Öf len de
aman da amanın
Karlı dağların sandalı da sandalı
(2)
Al kannara boyanmış
Kerimoğlu’nun her yannarı her yanı (2) |
|
TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Kerimoğlu Ali (Kocaman) Bodrum’un Karaova
bucağına bağlı Pınarlıbelen köyünün Karanlık mevkiinde
(1251-1336)
yıllarında yaşamıştır. Kerimoğlu Ali,
Efece ve dürüst hareketleriyle
tanınmış bir çocukluk ve gençlik yaşamını, Karaova’nın Yeniköy’ünden
Nizamların kızı Güssün’le evlenerek sürdürüyor. Onun bu ilk evliliğinden
de oğlu Murat doğuyor.
Kerimoğlu berberdi, keman da çalardı. Kerimoğlu
evliliğinin ilk yıllarında ve 30 yaşındayken yanında Osmancık’ın Hasan,
Külcüoğlu ve Oduncuoğlu olduğu söylenen kişilerle, Gökyer’le Akdam
arasında, Akdam’a daha yakın olan Köle Damında, Karakütük denilen darı
tarlası içinde kurulmuş çardağın üstünde uyuyan Mehmet Ali’nin (Barıtçı)
Kerimoğlu’nun dayısının kızına laf atmış olması karısı, Kıllı Kızı
Ayşe’nin kendisine istendiği halde verilmeyişi nedeni ile çardağa gelip
eşinin başını gamasıyla keserek Ayşe’yi arkadaşına sırtlatıp da
götürmeye başlar. Ayşe gitmemek için direnmiş, çabalamasını sürdürünce,
bu çabalamayı önlemek için hafifçe dokundurulan gamanın fazlaca
saplanmış olmasından Ayşe, kıpırdanışlarını azaltır. Onu Arap kuyusu
mevkiinde Eğri Kuyuya 200 metre kadar batıda, Cavır (Gavur) Yıkıkları
denilen yerde indirirler. Ama Ayşe fazlaca saplanan gamadan
öldürülmüştür. Her 10 Ağustos’ta orada iniltilerin duyulduğu söylenir.
(10-15-12) Bazılarına göre
(Çünkü bu suçu bir başkasının işlediği
ve suçu Kerimoğlu'nun üzerine attığı da söyleniyor, yani bu suçu
Kerimoğlu'nun işlediği kesin değildir.) Kerimoğlu bu güzel Ayşe’nin ölüsüne temasta bulunduktan sonra onu oradaki böğürtlen ormanı içine bırakıp dağa çıkar.
Ayşe’nin saçlarının köpeklerin ağzından alındığı da söylenir. (20-26)
Bu
hadiseyle ilgili yargı yukarıdaki resmi(¹) üzerinde bulunan eski yazıdan
okunmaktadır;
“Kerimoğlu namıyla meşhur olan bu Ali, otuz yaşlarında ve Aydın Vilayeti
dahilinde, Menteşe Sancağı mülhakatından Bodrum Kazasına bağlı Karaabat
(Karaova) Nahiyesine mazaf askeriyesi ahalisinden olup 93 senesi
Recebinin 10. bazarirtesi gicesi müsellihan bir takım avanesiyle beraber
mezkür sancak mezakatından Karadere Kariyesi’nde sakin Barutçuoğlu
Mehmet Ali’nin hanesini basup merhum Ali’yi gatl ve emval ve eşyasını
gasb ettiği ve maktülün zevcesi Ayşe’yi dahi cebren kariyei mezküre
civarında vaki ormana götürüp raks etmek için vaki olan teklif ve
ibramine mezkürenin saikai iffetle gösterdiği muhalefet üzerine bir
sureti gadderenede cebren icrai fili şeni ettikten sonra mezbureyi dahi
gatl ve ifna eylediği ihbarat ve emaretle sabit olarak 94 senesinde
Menteşa’nın mülga Meclisi temyizi tarafından, onbeş.”
Kerimoğlu Ali ne kadar aransa da
bulunamaz. Onu Karaova’nın dağlarında, Sıralavaz’ın ve hatta Muğla’nın
dağlarında ele geçirmek o zamana göre çok olanaksızdır. Kerimoğlu Ali’yi
birgün Yaka köyünde bir muhabbet sırasında, Gırzerdeliler’in baskınına
uğramış görüyoruz. O, yanındaki arkadaşlarından Cingen Halil Efe’yle,
yapılan baskını sonuçsuz bırakıp kaçıyor. Fakat Gırzerdeliler peşini
bırakmıyor. Kerimoğlu onları Yaka köyünün kuzeyindeki yel değirmenlerine
yakın yamaçlarda siperlere kapanarak pusuya düşürüp, geriye kaçmaya
sebep olan karşı baskını yapıyor. Bu baskında ölen Kör Bayram’ın
mezarının bulunduğu yere hala “Bayram Mezarı” denilmektedir. (19)
Kerimoğlu Ali’nin büyük bir desteği yenice büyümeye başlayan Süleyman
(Mariz Zeybek), meteliği bile vuran bir delikanlı, bir Efe olarak o
günlerde kardeşine yardımcı oluyor. Her iki kardeş Efe de arandıkları
bir gün, köyün muhtarı olan dayıları Topal Hasan’ın karısını (Basma
Kızı) evlerine çağırıp, Süleyman’ın karnına hamur vurduruyorlar. Mariz
Zeybek’in karın ağrıları çekmesi, ona bu adın (Mariz) verilmesine neden
olmuştur. Köye Kerimoğullarını aramak için gelen zaptiyeler muhtarın
evine geldiklerinde, hamur vurmaya gittiği yerden dönen Basma Kızı bir
densizlik edip hamur vurmaya gittiği yeri ağzından kaçırınca, zaptiyeler
Topal Hasan’ı da yanlarına alarak Kerimoğullarının evini sarıyor. Muhtar
Hasan eve biraz yaklaşarak; “Ben dayınızım, evi zaptiyeler sarmıştır.
Teslim olun, kaçmaya kalkarsanız vurulacaksınız, eğer teslim olursanız
ben sizi kurtarırım” diye seslenmiş ama Kerimoğulları bunu dinlemeyerek
kaçmayı başarmışlardır. Bu kaçma başarısında, iri vücutlu, geniş Efe
yapılı Kerimoğlu Ali ve kardeşini öldürmeye kıyamadıkları da söylenir.
Yalnız, arkalarından pek çok atış yapılmıştır. Bu atışlar
esnasında, “Gelin Öldü” denilen yerde
Mariz Zeybek vurulmuş (6), başı kesilerek Bodrum’a getirilmiş, sırıkta
cadde ve sokaklarda gezdirilmiştir. Mariz Zeybek’in başsız vücudu da
Kerimler Tepesi’ne(*) taşınmış, ancak üç gün sonra gömülebilmiştir. Bu üç
gün onu beyaz bir köpeğin beklediği, ölünün kalkmasından sonra da gözden
kaybolduğu söylenir. Mariz Zeybek’i vuran Tepecikli Gara Zeybek’e
Kerimoğlu ilendiği için, bu sülaleden kimse kalmadığı da söylentiler
arasındadır.
Kardeşinin vuruluşunun ertesi günü, Kerimoğlu Ali’nin küçük kardeşi
İbrahim’le Muğla dağlarında görülmesine, bu kadar yolu bu kadar kısa
zamanda nasıl geldi diye herkes hayret etmiştir. Kerimoğlu Ali Pisi’ye
(Yeşilyurt) sık sık gelirdi. Burada akrabaları vardı.
(Konar göçer yaşayışları sırasında) Kerim’in oğlu Kerim ve kardeşi ilk
kez, Mariz Zeybek’in gömüldüğü (Karaova-Pınarlıbelen Köyü Karanlık
mevkiindeki) Kerimler Tepesine konmuşlar. Bir dahaki sefer aynı yere
gelişleri sırasında kardeşi Hüseyin Pisi’de kalıyor. Onun oğlu Hüseyin
ve Eyüp Zeybektir. Eyüp Zeybek Çakallıktaki bir düğüne davet edilip,
düğün evinde kaldığının ihbarıyla Fethiyeli Arap İsmail Çavuş tarafından
100 sene evvel vuruluyor. Eyüp Zeybek’e, sevgilisi
Kerimoğlu havasını
yakıyor.(9) Kerim de Hüseyin’den ayrı, Kerimler Tepesindeki yurtlarına
konmaya devam ediyor. Muğla dağlarında gezerken, Köyceğiz postasını
vurup, kardeşi İbrahim ve Karasulu Zeybekle, Gabalılar köyüne, Goca
Gabalı yörüğün evine misafir geliyor. Kerimoğlu Ali’ye ziyaret için
gereken yapılıyor. Uyku zamanı gelince, iki Kerimoğlu kardeşin arasına
Karasulu Zeybek yatıyor. Kerimoğlu Ali henüz uyumamış, kardeşi İbrahim
uykuya dalmışken, Karasulu Zeybek, Goca Gabalı’nın kadınını ayağıyla
türtüyor, kadın öbür tarafına dönüyor. Bunun birkaç kez tekrarlandığını
anlayan Kerimoğlu Ali; “İbrahim kalk” diyor. İbrahim silaha sarılıp
kalkıyor. “Bir şey yok, gidelim” diyor Kerimoğlu Ali ve dışarı
çıkıyorlar. “Ne Efe?” diye sorunca, Efe durumu anlatıyor. İbrahim;
“Öldürelim” diyor. Kerimoğlu Ali; “kurşun telef etmeyelim, azat edelim”
(23) deyip oradan ayrılıyorlar. Sonra yanındaki kırk kişilik toplulukla
Çamarası’na gelip, dayısı Muhtar Hasan’dan intikam alıyorlar.(11)
Dayısı Topal’ın Muhtar Hasan’ı incir ağacına asıp, “sen kardeşimin
ölümüne sebep oldun, sen bizi ele verdin, ben şimdi senin derini yüzüp
içine saman depeceğim” derken yetişen kardeşlerinin yakarmalarına
dayanamayıp, onun ayağını topal ederek salıveriyor. Karannık’a gelirken
önlerine gelen Basma Kızı’nın da boynundaki altınları alıp geçiyor. (11)
Kerimoğlu Ali yaşantısını Bodrum’un ve çoğunlukla da Karaova’nın
dağlarında sürdürürken, yakalanması becerisini kimse gösteremiyor.
Birgün, sonradan Kel Mülazim denilecek bir asker, “bana bir mülazim
elbisesi verirseniz onu sağ salim getiririm” diyor. O, verilen elbiseyi
giyip dağlara çıkıyor ve günlerce dağlarda dolaşıyor. Kel Mülazim;
“oğlum Ali, gel teslim ol seni İzmir Kalesine vali yapayım” diye ünlüyor
(bağırıyor). Bu sesi Karaova’nın dağlarında birçok kez duyan Kerimoğlu
Ali Efe, yanındaki arkadaşlarına gitme niyetini söyleyince, onlar karşı
çıkıyorlar. Nihayetinde Ali Efe onları dinlemeyip; “varayım gideyim,
İzmir Kalesine Vali olayım, si.imin tepesinde kehle (bit) kırayım”
diyor.(14)
Kel Mülazim’e bu başarısından dolayı Mülazim elbiseleri gerçekten
verilip ödüllendirilmiştir. Kerimoğlu da önce
Aydın, sonra da Muğla
hapishanesine gönderilmiştir.
Kerimoğlu Ali ve kardeşi İbrahim’den çok çeken Rumlar, onun Muğla
hapishanesine düştüğünü öğrendikten sonra bir gün, Kerimoğlu İbrahim’in
Gereme’ye geldiğini duyup, ona gereken yakınlığı göstermiş, hatta ona
bir ziyafet de vermişler ama fazla sarhoş ederek öldürmüşlerdi. Bunu
hapishanede öğrenen Kerimoğlu Ali Efe çok üzülmüş, intikam almak için
Osmancık’ın Hasan’la pencere demirlerini kırarak kaçmıştır.(9) Kerimoğlu
Gereme’ye gelip, kardeşini öldürenleri ve yakınlarını toplatıp bir
urgana bağlattığı bu 18 kişiyi yan yana sıralayıp kurşuna diziyor.
Bir
gün, Hacı Emiroğlu tahsildar Hüseyin Etrim’deki evinde kahve pişirirken,
“hoş geldin demedin ve kaçak adamdan vergi almak istedin” diyerek onun
kulağını kesmiştir.(1-3-10-15)
Sonra yine yakalanan Kerimoğlu, daha önce de kaldığı Aydın hapishanesine
gönderiliyor. Bu hapishanede sözünü herkese geçiren, “Gece Guşu” ismiyle
tanınan Hüseyin Zeybek’le karşılaşıyor. O, Kerimoğlu’nu hiçe sayarcasına
alaylı konuşmalarda bulunmuş, “sen önce üzerindeki biti temizle” dediği
bir sırada da, izzeti nefsiyle oynanan Kerimoğlu buna dayanamayıp,
ayağına bağlı olan 60 okkalık pranga zincirini kaldırıp Gece Guşu’nun
başına vuruyor ve hıncını alıyor. Onu böylece öldürmesinden sonra da
İzmir hapishanesine sürgün ediliyor.
Kerimoğlu, İzmir hapishanesine gelince, oradaki cezalılara karşı Efelik
otoritesi sürdüren bir Ermeniyle çatışmaya yöneltiliyor. Oranın
hapishane müdürü onu çağırıp;
-“ Bu Ermeni herkesin başına bela kesildi burada, ona söz de
dinletemiyoruz, onu ancak sen haklayabilirsin, şimdiye dek kimse bu işi
beceremedi, eğer bu işi sen becerebilirsen, cezan hafifleyecek, çok çok
azaltacağız ve seni koruyacağız” der.
Kerimoğlu da, işin içinde kurtulma ümidi olduğu içindir, olmaz
diyememiş. Ondan sonra Ermeni’nin neler yaptığını incelemeye başlamış.
Onun haksız hareketlerine sabretmesini de olanaksız bulduğu için;
-“ Avenoz, berberhaneyi, marangozhaneyi ve hamamı haraca kesmişsin, bu
da yetmiyormuş gibi yeni gelenlerden ayakbastı parası istiyorsun, sen de
onlar gibi Anadolu’dan geldin, niçin onlara eziyet verirsin” deyince, O;
-“Sen misafirsin, sıra sana da gelecek üç gün sonra” demiş.
Kerimoğlu’na, “yak şu sigarayı bana” deyince, “arkadaşlıkta böyle olur”
diye sigarasını yakıvermiş Kerimoğlu. Avenoz, sonra yine Kerimoğlu’na;
“Kalk git arak buradan” deyince, Kerimoğlu; “Beni sen kaldıramazsın
buradan, beni buradan ancak Allah kaldırır” diye yanıt vermiştir.
Kerimoğlu’nun bu hareketine çok kızan Ermeni onu çağırarak; “haydi elime
su dök” diyerek, küçük su testisini göstermiş. Kerimoğlu da su testisini
kaldırırken onu kontrol da yapıp, içinde su olmadığını işini
bitireceğini anlayarak, su testisini Avenoz’un başına indirmiş ve başını
parçalayarak öldürmüştür. Etrafındakilere, “bu köpeğin başı, bu su
testisinden de çürükmüş” diye de söylenmiştir. (6-12-2)
Bu öldürme olayın gerçekleştiren Kerimoğlu’nu, sözde hapislere yakalatıp
savcılığa götürürler. Savcı;
-“ Ne yaptın yine” deyince, O;
-“ Hiçbir şey yapmadım” diye cevap verir. Savcı;
-“ Cezan artar” deyince, Kerimoğlu;
-“ Yüzbir, müzbir tanımayacaksınız” der.
Yaptığı bu olaydan aldığı suçtan ayağına güya pranga da takılan
Kerimoğlu’nun yanına iki asker verilir. Yol paralarını da alan bu iki
kişi onu vapurla Beyrut’a sürgün olarak götürecektir. Hapishane Müdürü;
-“ Seni iki askerle gönderiyorum, Beyrut’a varınca askerler iskelede
seni kaybedecekler ve gidip durumu da kaybettik diye bildirecekler, sen
o zaman kaçar kurtulursun” demiş. Bu yöndeki uyarısını askerlere de
yaptığını söylemiş. Gerçekten de öyle olmuş ama, karakola haber
verildikten hemen sonra yakalanmış, Trablusgarp’ta Fizan’ın Murzuk
Kalesi hapishanesine 1825’te sürülmüştür. Huzursuz, azılı ve ırz düşmanı
kimseler Murzuk’a sürülürmüş. Trablus Kalesinin arşivinde Kerimoğlu
için, “şeref kurbanları ile gelenler arasındadır” denilir. (Muhammet el
Usta’dan) (17/65-28)
Trablusgarp hapishanesinden de kurtulmanın
yollarını arayan Kerimoğlu, Vali üzerinden karaçosuyla geçerken düşürüp,
istediklerini yaptırabilmek, sonra da bir filikayla kaçmak için
hapishanenin toprak damını inceltmeye başlamış. Fakat bu planları
başarıya ulaşmamış. Onların dama açtıkları bu duvardan arkadaşları çıkıp
kaçabilmişler ama Kerimoğlu ağır, iri vücudundaki geniş omuzları ile
açılan delikten çıkıp kaçamamıştır. Onun, deliği daha da genişletme
çabaları yetişip gelenlerce sonuçsuz bırakılmıştır. Sabahın erken
saatlerinde yetişen hapishane müdürü, yakalayın şunu deyince, Kerimoğlu;
-“ Onlara acırım, sen gel yakala” demiş. Durumu anlayan hapishane müdürü
işi tatlılığa alarak;
-“ Bırakın onu, kendisi odasına geçer” demiş ve öyle de olmuş.
Daha
sonra Kerimoğlu yanındaki arkadaşları Ödemişli Musa’nın ve İbrahim’in de
yardımlarıyla hapishanenin duvarını delmeye başlamış, buradan da kaçmayı
7 sene 18 günde becermiş.(13-10-24) Durumu haber alan hapishane
ilgilileri peşine takılmışlar, yakalamak için çok yaklaştıklarında,
kumda açtıkları çukurda gizlenmiş ve takipçilerden kurtulmuşlardır.
Sonra uçsuz bucaksız Libya çöllerinde aç susuz giderlerken pek çok
tehlikeler geçirmiş ve rastlamış oldukları bir Arap ailesinin yanında
iki ay kadar kalmışlardır. Bu Arap ailesinin en çok şaştığı,
Kerimoğlu’nun saati olmuştur. Saati göstererek, “tık tık şeytanullah”
deyip, korktuklarını açıklamışlardır. Kaçışı sırasında yolu Rodos
adasına düşen Kerimoğlu, orada (bazılarına göre Şira adasında) karın
tokluğuna çalıştığı, yardımcısı olduğu kahvecinin kızıyla evleniyor.
Parasızlık ve gidiş zorlukları nedeniyle geçirdiği buradaki yıllarda iki
oğlu ve bir kızı dünyaya geliyor.
İçi sıla ateşiyle yanan Kerimoğlu’nun, “balıkçıların kullandığı, ığrıbı
boyamada gerekli olan çam kabuğunun çok bulunduğu yerdir” diye, bir
balıkçı kayığıyla Güvercinlik’e gelişini izliyoruz. Kerimoğlu, Efeliği
sırasında ele geçirdiği paraları, hapiste bana bakar diye bıraktığı ve
en yakını gördüğü halası ve eniştesinin onunla ilgilenmeyişlerinin
nedenini sormak için bir akşam karanlığı, halasının kocası Kocayağcı’nın
(İbrahim) evine gelivermiştir. Kerimoğlu’nun, eniştesinin evinde gördüğü
kalabalığın, yolda gördüğü kalabalığın devamı olduğunu anlaması uzun
sürmemiş ve halasının gözyaşları da eniştesinin öldüğünü kanıtlamıştır.
Kocayağcılar yıllar geçtikçe korkusunun daha da arttığını şöyle dile
getirmiştir; “Allahım, Kerimoğlu gelmeden benim canımı al.” Gerçekten de
öyle olmuş. Kerimoğlu’nun gelirken sırttan aşağıda gördüğü kalabalık da
onun naşıymış. Kocayağcı’nın Kerimoğlu’nu hiç aramayışı da oğlunun
askerlik bedelini verişi ve bir çok tarla alıp, Kerimoğlu’nun verdiği
paraları tüketmiş olmasındandır.
Silindir şapka giyerek, o zamana göre tamamen bir gavur giyinişinde köye
gelen Kerimoğlu, kendisini burada yapayalnız hissediyor. “Karım da yok,
ne ev var ne de yurt” diyerek. Tanınmamak için giydiği kenarlı şapkayla
evine gelip, bir gavur gibi de ses çıkararak, “var yumurta?” diye
soruyor. Böyle davranarak ilk hanımı Güssün’ün dürüstlüğünü ve bir
yabancıya nasıl davrandığını anlamak istiyor. Güssün ona, “hadi siktir
git, köpek oğlu köpek” diyerek kovuyor.(18) Kerimoğlu ikinci kez evine
gelişinde bu defa su istemiş, onu Rum sanan karısı yine kovunca, O; “var
yatmak bir kilim üstünde, ahır olsa zararı yok, yeter ben kalmak”
deyince, ona bir kilim yayıvermişler. Kerimoğlu, evde gördüğü bir erkek
yüzünden hanımından şüphelenmeye başlayıp, daha dikkatle durumu
izlerken, delikanlının bağlamasını düzmeye başlaması kuşkusunu daha da
arttırmıştır. Başka erkeklerin de geldiğini görünce, “bizim hanım
bozulmuş, ona bir ders vermeliyim” diye düşünmeye başlamıştır. Sazların
çalınışı epeyce devam edip, bir ara biraz durur gibi olunca, Kerimoğlu
yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya?” deyince,
hanımının oynayışı olarak düşündüğü delikanlı ona, “sus köpek kafir, sen
benim bubamı ni bilirsin?” diye çıkışıyor. Sazlar gene çalmaya devam
ediyor. Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu
eşkıya, siz bilmez siniz onu?” diye sorunca, Kerimoğlu’nun ilk hanımı
olan Güssün, bir cavur diye düşündüğü bu adama daha dikkatle bakmış,
Kerimoğlu olduğunu bilerek, “kalk oğlum, bu buban” demiş. Murat anasının
bu konuşmasına inanmamış ve ne olduğunu anlamamış bir durumdayken, “kalk
oğlum kalk, bu buban elini öp” diyen annesinin Kerimoğlu’nun elini
öpmesinden sonra, Murat cavur zannettiği bubasının elini öpmüş ve
birbirlerine sarılmışlardır.(23)
Kerimoğlu, Güvercinlik’e çıkışından sonraki yaşantısını hep gizlilik
içinde ve yakalanmamak dikkatiyle sürdürmüştür. O hep aynı yerde kalmaz,
yer değiştirir dururdu. Kendi evinden(²)
çok, yamaçta yaptırdığı gizli
sığınağında(³) kalırdı. Bu yerin ve evinin pencereleri savunma düzenine
göre yapılmıştı. Kerimoğlu sıkı arandığı zamanlarda Gereme’ye giderdi.
O, Bodrum’daki Halk Kütüphanesi, Adliye binası ve daha pek çok malı olan
Tiryandafili isimli çorbacının (Rumağası) önerisiyle Gereme’deki çorbacı
Phalis tarafından gizlenir ve bakılırdı.(18) Çakır Güssün’ün, Çingen
Halil Efe tarafından Dertli’nin Ali’nin evinden alınışında,
Kerimoğlu’nun da olduğu bilinmektedir.
Kerimoğlu’nu Çerkez Kaymakam ve o zamanın zenginleri korurdu. Bu ondan
çekindiklerinden olmalıydı. “Oyneversin zenginlerin yüreği” diye
Kerimoğlu türküsünde bu belirtilmiştir. Kerimoğlu, Hürriyetin
(2.Meşrutiyet) 23 Temmuz 1908 (1324) de ilanından bir hafta önce, Çerkez
Kaymakamın gizlice gönderdiği haber üzerine, Bodrum çarşısına pür silah
inip, 32 yıllık eşkiyalık hayatına son vererek teslim olmuş ve Bodrum
Kalesine –sözde- hapsedilmiştir. Bir hafta sonra da Hürriyetin ilanında
çıkarılan afla salıverilmiş ve sözde hapisliği bitmiştir.
Ömrünün son 12 yılını evinde geçiren Kerimoğlu, en rahat ve korkusuz
günlerinde bile çok dikkatli gezer, uykusu dahi böyle geçerdi. O, birgün
Çiftlik’in Armutçuk mevkiindeki bir düğünde oyun yerine kamasını dikmiş,
oyununu sürdürdükçe sürdürüyor. Kerimoğlu’nun bu meydan okuyuşuna kızan
Kel Mustafa (Cenikli) ortaya yürüyerek, Kerimoğlu’nun kamasını ayağıyla
iteleyip düşürüyor.
-“ Kim kolunu kaldırırsa kendini yerde bulacak” diyor. Kerimoğlu da;
-“ Ey arkadaşlar bundan sonra Efe ben değilim, Kel Mustafa” diyor ve
oradan ayrılıyor.(4-10)
Giderken arkadaşları ona soruyor;
-“ Efem bu şanına sığar mı?” diye. O da;
-“ Bırakın burada da bir it türesin” demiş. (4-25)
Kerimoğlu, çok sevdiği Selamoğlu Topal Mustafa’nın oğlu Hasan’ın
düğününde oynarken, gırasını havaya kaldırarak atış etmek istiyor. O
anda Selamoğlu;
-“ Otur len deli pezevenk, ortalığı velveleye verme” deyince, Kerimoğlu;
-“ gine eskisi gibi dağa çıkarım” diyor. (20)
Selamoğlu’nu kıramayıp, odunların yanışıyla oluşan düğün meşalesinin
önünde diz çöke çöke Efece oyununu oynuyor. Kerimoğlu türküsünde
“Selamoğlu silahları topladı” bundan sonra söylenmeye başlamıştır.
İlk eşi Güssün’ü çocuktan kaldı diye boşayan Kerimoğlu, Yeniköy’de bir
ev yaptırıp, oğlu Murat’ı Mazı’dan bir kızla evlendirdikten sonra
kendisi Karanlık’a geliyor. Güzel saz çalan ve berberlik de yapan
Kerimoğlu, ikinci evliliğini Mumcular’dan Hacı İmam kızı Fatma ile
yapmıştır. Bu evlilikten 1316 (1900) doğumlu en büyük oğlu İbrahim,
sırasıyla Kerim, Süleyman, Mustafa(), Ali, Elif ve Ayşe isimli çocukları
dünyaya gelmiştir.(23)
Kerimoğlu, 1336 (1920) yılında 85 yaşında ölmüştür.(27) O, Kerimoğlu
türküsüyle Bodrum oyunlarında yaşamaktadır. Ona yakılan bu
(Bodrum-Karaova yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu hareketlidir. Amca
oğlu Eyüp Zeybek’e yakılan (Pisi=Yeşilyurt yöresi) Kerimoğlu türküsü ve
oyunu ise ağırdır ve daha çok bilinen, çalınıp söylenen bu ağır olan
formudur.
¹)
Bu fotoğrafı ilk defa küçüklüğümde bizim evde görmüştüm. Yaklaşık 25x30
cm ebatlarında büyükçe bir fotoğraftı. Bizdeki orijinali miydi, değilse
bize nerden gelmişti bilmiyorum. Sonra bizden alınıp Bodrum'a
götürüldüğünü biliyorum, üzerindeki eski yazı okunmuş ve fotoğrafın
kopyası çıkarılmış ve gittiği gibi olmasa da, bir şekilde geriye
gelmişti.
²) Kerimoğlu’nun
evinin fotoğrafı da en kısa zamanda çekilip buraya eklenecektir.
³) Kerimoğlu’nun
dağda gizlendiği yer |