Bodrum Türküleri : Sözleri - Hikayeleri

G  A  R  O  V  A

THEANGELA  Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan

 

Ana Sayfa

Benim Sayfam

Fotoğraflar

Bağcılık

Ev Şarabı

Mitolojide Şarap

Zeytin / Zeytinyağı

Karaova Yöresi

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum Yarımadası Bodrum Türküleri İletişim

 

Bu Sayfadaki Türküler

Bodrum Hakimi


Karaova Düğünü

Çökertme
Kerimoğlu (Karaova)
Kerimoğlu (Pisi-Yeşilyurt)

Hayıtlı

Allı Zeneb'im

Ayve Dibi

Belalım (Bilalim)

Çakır Eminem

Çatal Çam

Çekirgenin Tabırı

Demirciler Türküsü

Garabüberim

Gargı Deresinin Pinar Odunu

Gün Görünmez

İlaman Çalıları

İnce Memed

Keklik Gondu Kesmeye

Satıoğlu Havası

Sürmeli Yarim

Şahboylum

Şıpşaklar

Tosun Memedim

Yandım Ayşem

Yörük Yosması

Yörük Gızı

 

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BODRUM TÜRKÜLERİ

.
Web siteme “Bodrum Türküleri” sayfası koymaya karar verdikten sonra, bu türkülerle ilgili bilgilere nereden ulaşabilirim diye araştırmaya başlamıştım. Bir gün bu konuyla ilgili konuşurken, bir arkadaşım, Bodrum türkülerinin olduğu bir kitaptan bahsetti. Bu kitabın basımını Bodrum Belediyesi yapmış. Bunu öğrenince, Belediyedeki arkadaşıma, bu kitabı mutlaka bulup bana getirmesini söyledim. Sağolsun Özcan, beni fazla bekletmedi. Kitap tam benim istediğim gibiydi.

Kitabı Mehmet USLU yazmış. Kitabın adı, "Bodrum Türküleri, Manileri, Tekerlemeleri ve Marşları”.

Mehmet USLU, 1930 yılında Bodrum’un Karabağ köyünde doğmuş. Akçaalan ilkokulundan sonra, Aksu Ortaklar Köy Enstitülerinde okumuş. 1946 yılında Bodrum’un Kızılağaç köyünde başladığı öğretmenlik hayatına, yedek subaylık görevinden sonra yine Bodrum’un Karabağ köyünde devam etmiş. 32 yıllık öğretmenliğinin son halkası olan Bodrum Atatürk İlkokulundan 1979 yılında emekli olmuş.

Mehmet öğretmenimin kitabı tam benim aradığım kitaptı, öyleydi ama bu kitaptaki bilgileri web sitemde kullanabilmek için, izin almam gerekiyordu. Telefon numarasını bulmuş ve bir kere de aramıştım ama bunu telefonla yapmak istemiyordum. Tanışmak, hem de yüz yüze konuşmak istiyordum. Genellikle gittiği yerin Denizciler Derneği olduğunu öğrenmiştim. Şubat ayının sondan bir önceki günü derneğe gittik Erdal’la. Ve Mehmet öğretmen oradaydı. Dışarısı biraz serin olduğu için arabadan çıkmak istemedim. Mehmet öğretmen arabaya geldi ve orada epeyce uzun sohbet ettik.

Kendisine web sitemden ve “Bodrum Türküleri” bölümünden bahsedip, kitabındaki bilgileri kullanmak için izin istediğimde, kullanabileceğimi söyledi. Ama asıl önemlisi bunu yürekten söylemiş olmasıydı. Teşekkürler Mehmet öğretmenim…

Öğretmenimin kitabının önsözündeki düşüncelerine ben de katılıyor ve buraya yazmak istiyorum. Böylelikle onun düşüncelerini sizlere aktarmış olabilirim diye düşünüyorum.

Kitabın Önsözü :

Bodrum türküleriyle manilerini açıklama, anı ve notalarıyla, müzik ve dil bakımından aslına uygun olarak bu kitapta derledim. Karınca kararınca derinleştirerek, elde ettiğim derlemeler bu kadarla bitmiş değildir, sürecektir.

Bugünlere dek nişanlarında, düğünlerinde ve bayramlarında bu türkülerle oynattılar oğullarını ve kızlarını, ninelerimiz ve dedelerimiz. Onların, “ye pavayı, kaldır havayı” diye söylettikleri ve söyledikleri Bodrum havalarının günümüze dek ulaşımında büyük hizmetlerde bulundu, Çalgıcı Şerife, Kemaneci İsmail Karakaya’da, Çalgıcı Çakır Güssün Fikirli Geriş'te, Kemaneci Mahmut, Kör Mustafa ve Mahibe Akçaalan’da, Fatmacık ve Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) Müsgebi (Ortakent)’te, İstanbullu Zeynep, Bodrumlu Camız. Bugün Bodrum türkülerini taptaze yaşatanlar, Çalgıcı Mahmut’un oğulları Süleyman Savaşçı ve Kemal, Raziye Baysal, Seha Ergene, Salih Baysal, Ali Gökçen, Mustafa Bacaksız (Çelik) ve pek çok sanatçımız Bodrum’da.

Bu kadar çok sanatçımız olmasına karşın, Bodrum türkülerinin bir çoğunun tarihe karıştığı kanısındayım. Bodrum Sarayı türküsü de hemen hemen böyle olacaktı. Onu Güreceli Hilmi Aykoç’tan almamız mümkün olabildi. Bodrum türkülerinde de unutulan kısımların çoğunluğu dikkat çekmektedir. İlerde bulunan kısımlar da eskilerine eklenecektir.

Bodrum’a has veya Bodrumlulaşmış bu ezgiler, hüzünden çok, tatlı kıvrımlı, çevik hareketlerle sel gizi akıcı oyuna dönüşür. Mavi Ege’nin dalgaları gibi insana coşku, sevinç ve cesaret verir. Dürüstlük ve efelik ruhu taşıyan, misafirperver ve temiz huylu insanlarını bu türkülerde bulacaksınız Bodrum’un.

Bu yapıtımda, yöremiz halkının çoğunlukla kullandığı dile ve müziğe konsantre olamaya çalıştım. Çünkü, son yıllarda saptırmalar olmuştu. Bodrum Türküleri de kişiye değil, kişi Bodrum türkülerine uymalıydı. Burada, bu çalışmalarıma öncü kabul ettiğim Osman Nuri Bilgin’i rahmetle anıyorum.

Araştırmalarım sırasında dikkatimi çeken ve hayret ettiğim bir nokta, hiçbir sanatçı Bodrum türkülerini tam olarak bilmemektedir. Nedeni sorulduğunda, “düğünlerde daha çok kişinin oynatılması için” diye yanıt alınıyor. Geçim meselesi.

Bodrum türküleriyle ilgili olarak hazırlanmış bazı filmlerin, 50 yıl sonrasında yaşayacak Bodrumlum’un özgeçmişine yanılgılar getirecek kadar uydurmalarla dolu olduğunu gördüm. Bu, araştırmalara başlamamın nedeni oldu.
Bir Bodrumlu olarak, türkülerimizin, tekerleme ve manilerimizin söz ve ezgi aslına inebilmek, ilgili anıları da birkaç bilir veya duyar kişinin aynı noktayı vurgulayan sözlerine uyarak, Bodrum, Milas, Muğla ve Datça’nın merkez ve köylerinden sözüne güvenilir kişilerle, ev veya kahvehanelerde yaptığım sohbetlerde, çekinen kişilere karşı biraz da anlatımlar vererek, derine araştırmalar yapmaya çalıştım. Sonuca varmış değilim, daha da çok veriler elde edeceğim kanısındayım.

Bu kitap, teşekkür ettiğim, isimleri yazılı kişilerden edindiğim derlemelerle geçmişimizi geleceğe bağlayan bir köprü ödevi yapabilecekse, kendimi mutlu sayarım. Saygılarımla.

12.03.1972
Mehmet USLU

Burada ben de, Mehmet öğretmene bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

 

  HAKİME HANIM

Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi (2)

Nasıl astın Hakim hanım ipe kendini
Altın bıçak gümüş makasile doğradılar tenini (2)

Hakime hanım senin adın Mefharet Tüzün
Ağlaya sızlaya uğurladık yazın (2)
(Fermenlara yazmışsın kabrimi çiflime kazın) (2)

Nasıl astın Mefharet hanım şu genç yaşında
Çifte tabipler dolaşır cenazenin başında (2)

Hakime hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakime hanım sen eyledin bizleri perişan
1. (Bodrumlu'ları) (2)

Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe kendini
Destere ile doğradılar gülden beyaz tenini (2)

Şoför cenazeyi çarşılara dolandır
Fani dünya hayatımız hepimize yalandır (2)
(Hakime hanımın türküsünü besteleyen Yeniköy'lü cümbüşçü oğlandır)(2)


Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe kendini
Çifte doktorlar doğradı gülden beyaz tenini (2)

Mehmet USLU'nun Notu : Bu türkü, Çelik (Mustafa Bacaksız) tarafından bestelenmiştir. O, bana çalıp söyledi. O, Bodrum'un Yeniköy'lüsüdür. (M.V'nin Notu : Yeniköy, Bodrum'un Mumcular Beldesinin yakınındadır. Karaovadaki 11 köyden birisidir.)

BODRUM HAKİMİ - Bilinen Çalınan Hali

Bodrum'lular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi
Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini

Şu Bodrum'un dağlarında Ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanım pek de tez ulaşır
Hakim Hanımın memleketi Kütahya Tavşan

Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan

  TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Ardeşen'de doğan, Kütahya'nın Tavşanlı kazası tapu memuru Temel Bey'in kızı Hakime Mefharet Tüzün, Ankara Hukuk Fakültesini bitirip, 24 Eylül 1951 de Bodrum'daki görevine başladı. O, Bodrumlu'larca cesur ve gözü pek bir hanım olarak tanınmıştı. (1) Hakime hanımın erkek arkadaşlarıyla olan gerçek, samimi ve serbest yaşantısı, o zamanın kapalı görüşlü kişilerince yadırganmaktaydı. Günlere gittiği bir evde, Savcı Ahmet Türdü'nün hanımı tarafından söylenen şu sözler çok dokunmuştu ona: "Kocamın bir karılı olduğunu bilirdim meğer iki karılıymış" Onu bu sözler çok üzmüştü ama, daha öncelerden süregelen bir üzüntüsü daha vardı. Onun bu üzüntüsü hizmetçi kızın sevgi yaşamıydı. (3-4) Hakime hanım (muhtemelen) bu iki nedenle intihara girişmiştir. O, 17 Mayıs 1954 güne işe her zamankinden geç kalınca, Adliyeden giden davalı Bekir Akkaya tarafından açık bırakılan penceresinden asılı olarak görülmüştür. (2)

Hakime Hanıma, en küçük köye dek tüm Bodrumlu'lar çok üzülmüştü. Karaova Yeniköy'lü Mustafa Bacaksız bu üzüntüyü, Bodrum Hakimi türküsünü besteleyerek dile getirmiştir.


1-Ali Özel 1915 Hakkı oğlu Umurça Mahallesi Bodrum 0/169
2-Bekir Akkaya 1337 Yalıkavak - Bodrum 0/169
3-Faik Fettanoğlu Türkkuyusu mahallesi Bodrum 0/230
4-Mehmet Cabu 1340 Kumbahçe Mahallesi Bodrum 0/230

 



 

     
KARAOVA DÜĞÜNÜ-Karaova ağzıyla

Garaovaya geldim güle oynaya
Aziz arkadaşımı eve koymağa
Acımadın mı Murat beni furmağa
Al kanların içinde gabre koymağa

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan eniştesinin kıyar mı canına
(İnsan iniştesinin gıyar mı canına?)
(Adam iniştesinin gıyar mı canına?)

Garaova düğünü gece guruldu
Varır varmaz güveyin adı soruldu
Pehlivanlar meydana çıktı soyundu
O zaman Hacı Gümüşoğlu furuldu

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?
(Gıyma Murat yakışmaz senin şanına)

Anneme söyleyin beni yıkatsın
Al atımın gemini garım bağlatsın (Gır atımın gemini garım bağlasın)
Bir oğlum var yerim yadigar galsın (Bir oğlum var gömleğim yadigar galsın)
Beni hatırladıkça baksın ağlasın

Otumafiller geldi kapıya da dayandı
Sol yanıma giren hançer galbe dayandı
Gece gitdim ovaya
Ahbaplarım uyandı

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?

KARAOVA DÜĞÜNÜ -Bilinen Hali

Karaova’ya vardım güle oynaya,
Aziz arkadaşımı güvey koymaya.
Acımadın mı Murat beni vurmaya,
Al kanlar içinde kabre koymaya.

Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına.
Karaova Düğünü gece kuruldu,
Varır varmaz güveyin adı soruldu.

Pehlivanlar meydana çıktı soyundu,
O zaman Hacı Gümüş oğlu vuruldu.
Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına

  TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

1925 yılında, Muğla’nın Kafaca Köyünden Hüseyin Hacıgümüş, birinin kendisine sövmesine hazmedemeyince onu kayını Murat’a şikayet ederek öldürmesini istemişti. Murat, eniştesinin isteğine uyarak köy kahvesinde kağıt oynamakta olan bu kişiye yaklaşıp, onun yaptığından daha fazla küfürler ederek, ağzını da açtırmış;
-“Na böyle küfredilir” diyerek tabancasını boşaltmıştı. Murat bu hadiseden aldığı ağır cezayla Muğla Ağır Cezaevi’nde yatmaktayken bir gün;
-“Arkadaşlar, Ramazan geldi. Tutacağınız oruç için masraflar benden” diyerek eniştesi Hüseyin Hacıgümüş’ü çağırtmış;
-“Bir hafta sonra Ramazana bir gün kala bana biraz ramazan yiyeceği ve içeceğiyle beş yüz lira para getireceksin” demiş. Hüseyin Hacıgümüş de buna olurunu bildirip, hazırlığını yaparak gelirken, çok sıkılan bir arkadaşını görüp, bir haftalık süreyle ona beş yüz liranın yarısını vermiş ve durumu Murat’a anlatmış, Murat eline aldığı parayı yırtıp yırtıp atmıştı.
“Bir daha benim yanıma gelme, eniştem meniştem yok benim” diyerek onu kovmuştu. Bu kovuşun asıl nedeni, babasının eniştesine daha çok mal vermesiydi. Açıkça olmasa bile, onu elinde olmayarak kıskanıyordu. Hüseyin Hacıgümüş kayınının bu hareketine çok üzülmüş, bir daha ona gelmemiştir. Aradan zaman geçmiş, Murat afla hapisten çıkmış, eniştesi Hüseyin Hacıgümüş'le de barışmışlardı. Onlar birgün, Bodrum’un Karaova Nahiyesinin, Çömlekçi köyünden Hacı Musatafa’nın oğlu Veysel Ayhan’ın düğününe aldıkları davete uyarak Kafaca’dan yola çıkmışlardı. Onlar, Milas’a gelince oradaki dostları Süvari Hakkı’ya uğramışlardı. Hakkı onlara; “tabancalarınızı götürmeyin aban bırakın” deyince, onlar da tabancalarını orada bırakmışlar ve düğüne gelmişlerdi. (2) 9 Mart 1944’de (5) Çarşambayı Perşembeye bağlayan akşam Osman Ayhan’ın evinde içki içiyorlardı. Osman Ağa, Hüseyin Hacıgümüş buraya gelsin diye çağırmak üzere, Hüseyin Ata’yı gönderir. O (Hüseyin Hacıgümüş) , “gelen kim?” Der. Osman Efendi, “o bizden” der. Geliş nedenini öğrenince de “Osman buraya kendisi gelsin” Der. Hüseyin Ata, elindeki telli fenerle döner, feneri Osman Ağa’ya verir. Sonra, düğün alanına gelen Hüseyin Hacıgümüş, oradaki çalgıcıyı kolundan tutup, birlikte gelin diye Osman Efendinin evine gönderir. Hüseyin, eniştesini göremeyince de kızmıştır.
Eniştesinin gelmekte olduğunu öğrenen Çolak’ın Murat, pehlivanları güreşe çıkartmıştı. Sazköylü pehlivan Körpez Mehmet, ortada çalımlı pehlivan hareketleri yaparken, düğün alanına yeni gelen Hüseyin Hacıgümüş, “Durun arkadaşlar, biz de bir yere oturalım da, güreş o zaman başlasın” der. Hüseyin Ata ortaya kanepe koyarken, yukarıdan inen Murat, sağ eliyle Hüseyin Hacıgümüş’ün yakasını tutarak, sol eliyle de ceketinin yeninden çıkardığı bıçakla eniştesi Hacıgümüş’ü vurmuştur. Karnından ve kasığından yaralanan kanlar içindeki Hacıgümüş, Murat’a; “Ulan alçak, beni buraya vurmak için mi getirdin, ben senin enişten değil miyim?” demişti. Osman ağa ve orada bulunanlar, Hacıgümüş’ü kaldırıp Çakıroğlan’ın (Mehmet Özçakır) evine götürmüşlerdi. Hacıgümüş orada öğürmeye ve kan kusmaya başlamıştı. Onu Muğla’ya götürecek araç için Karaova Nahiye merkezine giden bir kişinin iki saat kadar sonra geç getirdiği bir araçla, Muğla’ya gönderilen Hacıgümüş, sonra ölmüştür. O zaman düğün evinde kalan Murat;
-“Arkadaşımın düğününe gelmiştim, düğün bozuldu. Sabahleyin tekrar güreşe başlayalım” demiş. Güreş yapılırken Murat, daha önce orada olan Akif Çavuş tarafından tutuklanıp götürülmüş, bu suçundan da yine aftan yararlanarak kurtulmuştur. (1)
Hüseyin Hacıgümüş’ün oğlu, düğünü sırasında, hasta yatmakta olan Murat’ın kapısı önünde kinaye olarak çalgıları çaldırtırken, Murat;
-“Ah, ben niden yapmışım bu işi” diye ağlamıştır. (3)
Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de eniştesi tarafından öldürülmesi olayına çok üzülen Karaova Yeniköy’den Mustafa Bacaksız tarafından da bu türkünün bestesi yapılmıştır.

Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de eniştesi tarafından öldürülmesi olayına çok üzülen Karaova Yeniköy’den Mustafa Bacaksız tarafından da bu türkünün bestesi yapılmıştır.


4- Hüseyin Ata 1314 Pederoğlu Çömlekçi Köyü Bodrum 13/79
5- Veysel Ayhan 1336 Çömlekçi Köyü Bodrum 14/2-54

 

     

 

 

ÇÖKERTME

Çökertme'den çıktım da Halil'im
Aman başım selâmet,
Bitez de Yalısına varmadan Halil'im
Aman koptu kıyamet.

Arkadaşım İbram Çavuş
Allah’ıma emanet,

Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime ateş saldı,
Telli kurşun yarası.

Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı,
İpekli mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr aldı.

Çakır da gözlü Gülsüm'ümü
Aman Çerkez Kaymakam aldı

Gidelim gidelim Halil'im
Çökertme'ye varalım,
Kolcular gelirse Halil'im
Nerelere kaçalım.

Teslim olmayalım Halil'im
Aman kurşun sıkalım

  TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları, taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten, Köyceğiz’e, Denizli ‘den Bodrum’a her karış toprakta onların alın teri.

Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri...Etrafında etek öpenler, fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı yemeklerle donatılmış sofralar...

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek...

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm’e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan Halil’in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri ağzında seyrediyor onları.

Halil’in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm’ün figanı.İbrahim Çavuş’un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil’i.Kalleş Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum’a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil’in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar Halil’i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş’un kollarında verdi son nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses yükseldi.Ağlayan,ağlatan...

Kaynak : www.sevginehri.net

 
  KERİMOĞLU (Bodrum – Karaova)

Kerimoğlu inik gelir inişden (2)
(Kerimoğlu (iniyoru) (geliyoru) inişden)
Her yannarı görünmeyor kümüşten (2)
     Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Dabancası beşi birden patladı (2)
(Altılı patlak bellerinde patladı)
     Bağlantı
Kerimoğlu eşkiyalık ediyor (2)
Oyneveesin zenginnerin yüreği (2)
(Tüp tüp (küt küt) eder zenginnerin yüreği)
     Bağlantı
Her yannarı gara duman bürüdü (2)
Çandırmalar alay alay yörüdü (2)
(Gırzerdeliler alay alay yörüdü)
     Bağlantı
Fur davılcı davılların inlesin (2)
Kerimoğlu gidiyoo kööleriniz dinnensin(2)
     Bağlantı
Haydindik avlıların gazeli (2)
Yollarına çifte gurban kesmeli (2)
     Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Selamoğlu silahları topladı (2)

 

KERİMOĞLU (Pisi = Yeşilyurt)

Öf len de aman da amanın
Şu dağlara yollar var mı?         (2)
Oyna da Kerimoğlu
Senden başka bir yiğit var mı? (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağa çıktım yoruldum  (2)
Ben o yarin kaşlarına
Gözlerine furuldum            (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor yerinden   (2)
Kim ayrılmış ben ayrılam
Aman nazlı yarimden        (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor inişden    (2)
Her yannarı görünmeyor
Kümüşten de kümüşten    (2)

Öf len de aman da amanın
Yerkesik ile Çakallık’ın arası   (2)
Sol yanında Kerimoğlu’nun
Yarası da yarası                 (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağların sandalı da sandalı      (2)
Al kannara boyanmış
Kerimoğlu’nun her yannarı her yanı (2)

  TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Kerimoğlu Ali (Kocaman) Bodrum’un Karaova bucağına bağlı Pınarlıbelen köyünün Karanlık mevkiinde (1251-1336) yıllarında yaşamıştır. Kerimoğlu Ali, Efece ve dürüst hareketleriyle tanınmış bir çocukluk ve gençlik yaşamını, Karaova’nın Yeniköy’ünden Nizamların kızı Güssün’le evlenerek sürdürüyor. Onun bu ilk evliliğinden de oğlu Murat doğuyor.

Kerimoğlu berberdi, keman da çalardı. Kerimoğlu evliliğinin ilk yıllarında ve 30 yaşındayken yanında Osmancık’ın Hasan, Külcüoğlu ve Oduncuoğlu olduğu söylenen kişilerle, Gökyer’le Akdam arasında, Akdam’a daha yakın olan Köle Damında, Karakütük denilen darı tarlası içinde kurulmuş çardağın üstünde uyuyan Mehmet Ali’nin (Barıtçı) Kerimoğlu’nun dayısının kızına laf atmış olması karısı, Kıllı Kızı Ayşe’nin kendisine istendiği halde verilmeyişi nedeni ile çardağa gelip eşinin başını gamasıyla keserek Ayşe’yi arkadaşına sırtlatıp da götürmeye başlar. Ayşe gitmemek için direnmiş, çabalamasını sürdürünce, bu çabalamayı önlemek için hafifçe dokundurulan gamanın fazlaca saplanmış olmasından Ayşe, kıpırdanışlarını azaltır. Onu Arap kuyusu mevkiinde Eğri Kuyuya 200 metre kadar batıda, Cavır (Gavur) Yıkıkları denilen yerde indirirler. Ama Ayşe fazlaca saplanan gamadan öldürülmüştür. Her 10 Ağustos’ta orada iniltilerin duyulduğu söylenir. (10-15-12) Bazılarına göre (Çünkü bu suçu bir başkasının işlediği ve suçu Kerimoğlu'nun üzerine attığı da söyleniyor, yani bu suçu Kerimoğlu'nun işlediği kesin değildir.) Kerimoğlu bu güzel Ayşe’nin ölüsüne temasta bulunduktan sonra onu oradaki böğürtlen ormanı içine bırakıp dağa çıkar. Ayşe’nin saçlarının köpeklerin ağzından alındığı da söylenir. (20-26) Bu hadiseyle ilgili yargı yukarıdaki resmi(¹) üzerinde bulunan eski yazıdan okunmaktadır;
“Kerimoğlu namıyla meşhur olan bu Ali, otuz yaşlarında ve Aydın Vilayeti dahilinde, Menteşe Sancağı mülhakatından Bodrum Kazasına bağlı Karaabat (Karaova) Nahiyesine mazaf askeriyesi ahalisinden olup 93 senesi Recebinin 10. bazarirtesi gicesi müsellihan bir takım avanesiyle beraber mezkür sancak mezakatından Karadere Kariyesi’nde sakin Barutçuoğlu Mehmet Ali’nin hanesini basup merhum Ali’yi gatl ve emval ve eşyasını gasb ettiği ve maktülün zevcesi Ayşe’yi dahi cebren kariyei mezküre civarında vaki ormana götürüp raks etmek için vaki olan teklif ve ibramine mezkürenin saikai iffetle gösterdiği muhalefet üzerine bir sureti gadderenede cebren icrai fili şeni ettikten sonra mezbureyi dahi gatl ve ifna eylediği ihbarat ve emaretle sabit olarak 94 senesinde Menteşa’nın mülga Meclisi temyizi tarafından, onbeş.”

Kerimoğlu Ali ne kadar aransa da bulunamaz. Onu Karaova’nın dağlarında, Sıralavaz’ın ve hatta Muğla’nın dağlarında ele geçirmek o zamana göre çok olanaksızdır. Kerimoğlu Ali’yi birgün Yaka köyünde bir muhabbet sırasında, Gırzerdeliler’in baskınına uğramış görüyoruz. O, yanındaki arkadaşlarından Cingen Halil Efe’yle, yapılan baskını sonuçsuz bırakıp kaçıyor. Fakat Gırzerdeliler peşini bırakmıyor. Kerimoğlu onları Yaka köyünün kuzeyindeki yel değirmenlerine yakın yamaçlarda siperlere kapanarak pusuya düşürüp, geriye kaçmaya sebep olan karşı baskını yapıyor. Bu baskında ölen Kör Bayram’ın mezarının bulunduğu yere hala “Bayram Mezarı” denilmektedir. (19) Kerimoğlu Ali’nin büyük bir desteği yenice büyümeye başlayan Süleyman (Mariz Zeybek), meteliği bile vuran bir delikanlı, bir Efe olarak o günlerde kardeşine yardımcı oluyor. Her iki kardeş Efe de arandıkları bir gün, köyün muhtarı olan dayıları Topal Hasan’ın karısını (Basma Kızı) evlerine çağırıp, Süleyman’ın karnına hamur vurduruyorlar. Mariz Zeybek’in karın ağrıları çekmesi, ona bu adın (Mariz) verilmesine neden olmuştur. Köye Kerimoğullarını aramak için gelen zaptiyeler muhtarın evine geldiklerinde, hamur vurmaya gittiği yerden dönen Basma Kızı bir densizlik edip hamur vurmaya gittiği yeri ağzından kaçırınca, zaptiyeler Topal Hasan’ı da yanlarına alarak Kerimoğullarının evini sarıyor. Muhtar Hasan eve biraz yaklaşarak; “Ben dayınızım, evi zaptiyeler sarmıştır. Teslim olun, kaçmaya kalkarsanız vurulacaksınız, eğer teslim olursanız ben sizi kurtarırım” diye seslenmiş ama Kerimoğulları bunu dinlemeyerek kaçmayı başarmışlardır. Bu kaçma başarısında, iri vücutlu, geniş Efe yapılı Kerimoğlu Ali ve kardeşini öldürmeye kıyamadıkları da söylenir. Yalnız, arkalarından pek çok atış yapılmıştır. Bu atışlar esnasında, “Gelin Öldü” denilen yerde Mariz Zeybek vurulmuş (6), başı kesilerek Bodrum’a getirilmiş, sırıkta cadde ve sokaklarda gezdirilmiştir. Mariz Zeybek’in başsız vücudu da Kerimler Tepesi’ne(*) taşınmış, ancak üç gün sonra gömülebilmiştir. Bu üç gün onu beyaz bir köpeğin beklediği, ölünün kalkmasından sonra da gözden kaybolduğu söylenir. Mariz Zeybek’i vuran Tepecikli Gara Zeybek’e Kerimoğlu ilendiği için, bu sülaleden kimse kalmadığı da söylentiler arasındadır.

Kardeşinin vuruluşunun ertesi günü, Kerimoğlu Ali’nin küçük kardeşi İbrahim’le Muğla dağlarında görülmesine, bu kadar yolu bu kadar kısa zamanda nasıl geldi diye herkes hayret etmiştir. Kerimoğlu Ali Pisi’ye (Yeşilyurt) sık sık gelirdi. Burada akrabaları vardı.
(Konar göçer yaşayışları sırasında) Kerim’in oğlu Kerim ve kardeşi ilk kez, Mariz Zeybek’in gömüldüğü (Karaova-Pınarlıbelen Köyü Karanlık mevkiindeki) Kerimler Tepesine konmuşlar. Bir dahaki sefer aynı yere gelişleri sırasında kardeşi Hüseyin Pisi’de kalıyor. Onun oğlu Hüseyin ve Eyüp Zeybektir. Eyüp Zeybek Çakallıktaki bir düğüne davet edilip, düğün evinde kaldığının ihbarıyla Fethiyeli Arap İsmail Çavuş tarafından 100 sene evvel vuruluyor. Eyüp Zeybek’e, sevgilisi Kerimoğlu havasını yakıyor.(9) Kerim de Hüseyin’den ayrı, Kerimler Tepesindeki yurtlarına konmaya devam ediyor. Muğla dağlarında gezerken, Köyceğiz postasını vurup, kardeşi İbrahim ve Karasulu Zeybekle, Gabalılar köyüne, Goca Gabalı yörüğün evine misafir geliyor. Kerimoğlu Ali’ye ziyaret için gereken yapılıyor. Uyku zamanı gelince, iki Kerimoğlu kardeşin arasına Karasulu Zeybek yatıyor. Kerimoğlu Ali henüz uyumamış, kardeşi İbrahim uykuya dalmışken, Karasulu Zeybek, Goca Gabalı’nın kadınını ayağıyla türtüyor, kadın öbür tarafına dönüyor. Bunun birkaç kez tekrarlandığını anlayan Kerimoğlu Ali; “İbrahim kalk” diyor. İbrahim silaha sarılıp kalkıyor. “Bir şey yok, gidelim” diyor Kerimoğlu Ali ve dışarı çıkıyorlar. “Ne Efe?” diye sorunca, Efe durumu anlatıyor. İbrahim; “Öldürelim” diyor. Kerimoğlu Ali; “kurşun telef etmeyelim, azat edelim” (23) deyip oradan ayrılıyorlar. Sonra yanındaki kırk kişilik toplulukla Çamarası’na gelip, dayısı Muhtar Hasan’dan intikam alıyorlar.(11)
Dayısı Topal’ın Muhtar Hasan’ı incir ağacına asıp, “sen kardeşimin ölümüne sebep oldun, sen bizi ele verdin, ben şimdi senin derini yüzüp içine saman depeceğim” derken yetişen kardeşlerinin yakarmalarına dayanamayıp, onun ayağını topal ederek salıveriyor. Karannık’a gelirken önlerine gelen Basma Kızı’nın da boynundaki altınları alıp geçiyor. (11)

Kerimoğlu Ali yaşantısını Bodrum’un ve çoğunlukla da Karaova’nın dağlarında sürdürürken, yakalanması becerisini kimse gösteremiyor. Birgün, sonradan Kel Mülazim denilecek bir asker, “bana bir mülazim elbisesi verirseniz onu sağ salim getiririm” diyor. O, verilen elbiseyi giyip dağlara çıkıyor ve günlerce dağlarda dolaşıyor. Kel Mülazim; “oğlum Ali, gel teslim ol seni İzmir Kalesine vali yapayım” diye ünlüyor (bağırıyor). Bu sesi Karaova’nın dağlarında birçok kez duyan Kerimoğlu Ali Efe, yanındaki arkadaşlarına gitme niyetini söyleyince, onlar karşı çıkıyorlar. Nihayetinde Ali Efe onları dinlemeyip; “varayım gideyim, İzmir Kalesine Vali olayım, si.imin tepesinde kehle (bit) kırayım” diyor.(14)

Kel Mülazim’e bu başarısından dolayı Mülazim elbiseleri gerçekten verilip ödüllendirilmiştir. Kerimoğlu da önce Aydın, sonra da Muğla hapishanesine gönderilmiştir.

Kerimoğlu Ali ve kardeşi İbrahim’den çok çeken Rumlar, onun Muğla hapishanesine düştüğünü öğrendikten sonra bir gün, Kerimoğlu İbrahim’in Gereme’ye geldiğini duyup, ona gereken yakınlığı göstermiş, hatta ona bir ziyafet de vermişler ama fazla sarhoş ederek öldürmüşlerdi. Bunu hapishanede öğrenen Kerimoğlu Ali Efe çok üzülmüş, intikam almak için Osmancık’ın Hasan’la pencere demirlerini kırarak kaçmıştır.(9) Kerimoğlu Gereme’ye gelip, kardeşini öldürenleri ve yakınlarını toplatıp bir urgana bağlattığı bu 18 kişiyi yan yana sıralayıp kurşuna diziyor.

Bir gün, Hacı Emiroğlu tahsildar Hüseyin Etrim’deki evinde kahve pişirirken, “hoş geldin demedin ve kaçak adamdan vergi almak istedin” diyerek onun kulağını kesmiştir.(1-3-10-15)

Sonra yine yakalanan Kerimoğlu, daha önce de kaldığı Aydın hapishanesine gönderiliyor. Bu hapishanede sözünü herkese geçiren, “Gece Guşu” ismiyle tanınan Hüseyin Zeybek’le karşılaşıyor. O, Kerimoğlu’nu hiçe sayarcasına alaylı konuşmalarda bulunmuş, “sen önce üzerindeki biti temizle” dediği bir sırada da, izzeti nefsiyle oynanan Kerimoğlu buna dayanamayıp, ayağına bağlı olan 60 okkalık pranga zincirini kaldırıp Gece Guşu’nun başına vuruyor ve hıncını alıyor. Onu böylece öldürmesinden sonra da İzmir hapishanesine sürgün ediliyor.

Kerimoğlu, İzmir hapishanesine gelince, oradaki cezalılara karşı Efelik otoritesi sürdüren bir Ermeniyle çatışmaya yöneltiliyor. Oranın hapishane müdürü onu çağırıp;
-“ Bu Ermeni herkesin başına bela kesildi burada, ona söz de dinletemiyoruz, onu ancak sen haklayabilirsin, şimdiye dek kimse bu işi beceremedi, eğer bu işi sen becerebilirsen, cezan hafifleyecek, çok çok azaltacağız ve seni koruyacağız” der.
Kerimoğlu da, işin içinde kurtulma ümidi olduğu içindir, olmaz diyememiş. Ondan sonra Ermeni’nin neler yaptığını incelemeye başlamış. Onun haksız hareketlerine sabretmesini de olanaksız bulduğu için;
-“ Avenoz, berberhaneyi, marangozhaneyi ve hamamı haraca kesmişsin, bu da yetmiyormuş gibi yeni gelenlerden ayakbastı parası istiyorsun, sen de onlar gibi Anadolu’dan geldin, niçin onlara eziyet verirsin” deyince, O;
-“Sen misafirsin, sıra sana da gelecek üç gün sonra” demiş. Kerimoğlu’na, “yak şu sigarayı bana” deyince, “arkadaşlıkta böyle olur” diye sigarasını yakıvermiş Kerimoğlu. Avenoz, sonra yine Kerimoğlu’na; “Kalk git arak buradan” deyince, Kerimoğlu; “Beni sen kaldıramazsın buradan, beni buradan ancak Allah kaldırır” diye yanıt vermiştir. Kerimoğlu’nun bu hareketine çok kızan Ermeni onu çağırarak; “haydi elime su dök” diyerek, küçük su testisini göstermiş. Kerimoğlu da su testisini kaldırırken onu kontrol da yapıp, içinde su olmadığını işini bitireceğini anlayarak, su testisini Avenoz’un başına indirmiş ve başını parçalayarak öldürmüştür. Etrafındakilere, “bu köpeğin başı, bu su testisinden de çürükmüş” diye de söylenmiştir. (6-12-2)

Bu öldürme olayın gerçekleştiren Kerimoğlu’nu, sözde hapislere yakalatıp savcılığa götürürler. Savcı;
-“ Ne yaptın yine” deyince, O;
-“ Hiçbir şey yapmadım” diye cevap verir. Savcı;
-“ Cezan artar” deyince, Kerimoğlu;
-“ Yüzbir, müzbir tanımayacaksınız” der.
Yaptığı bu olaydan aldığı suçtan ayağına güya pranga da takılan Kerimoğlu’nun yanına iki asker verilir. Yol paralarını da alan bu iki kişi onu vapurla Beyrut’a sürgün olarak götürecektir. Hapishane Müdürü;
-“ Seni iki askerle gönderiyorum, Beyrut’a varınca askerler iskelede seni kaybedecekler ve gidip durumu da kaybettik diye bildirecekler, sen o zaman kaçar kurtulursun” demiş. Bu yöndeki uyarısını askerlere de yaptığını söylemiş. Gerçekten de öyle olmuş ama, karakola haber verildikten hemen sonra yakalanmış, Trablusgarp’ta Fizan’ın Murzuk Kalesi hapishanesine 1825’te sürülmüştür. Huzursuz, azılı ve ırz düşmanı kimseler Murzuk’a sürülürmüş. Trablus Kalesinin arşivinde Kerimoğlu için, “şeref kurbanları ile gelenler arasındadır” denilir. (Muhammet el Usta’dan) (17/65-28)

Trablusgarp hapishanesinden de kurtulmanın yollarını arayan Kerimoğlu, Vali üzerinden karaçosuyla geçerken düşürüp, istediklerini yaptırabilmek, sonra da bir filikayla kaçmak için hapishanenin toprak damını inceltmeye başlamış. Fakat bu planları başarıya ulaşmamış. Onların dama açtıkları bu duvardan arkadaşları çıkıp kaçabilmişler ama Kerimoğlu ağır, iri vücudundaki geniş omuzları ile açılan delikten çıkıp kaçamamıştır. Onun, deliği daha da genişletme çabaları yetişip gelenlerce sonuçsuz bırakılmıştır. Sabahın erken saatlerinde yetişen hapishane müdürü, yakalayın şunu deyince, Kerimoğlu;
-“ Onlara acırım, sen gel yakala” demiş. Durumu anlayan hapishane müdürü işi tatlılığa alarak;
-“ Bırakın onu, kendisi odasına geçer” demiş ve öyle de olmuş.

Daha sonra Kerimoğlu yanındaki arkadaşları Ödemişli Musa’nın ve İbrahim’in de yardımlarıyla hapishanenin duvarını delmeye başlamış, buradan da kaçmayı 7 sene 18 günde becermiş.(13-10-24) Durumu haber alan hapishane ilgilileri peşine takılmışlar, yakalamak için çok yaklaştıklarında, kumda açtıkları çukurda gizlenmiş ve takipçilerden kurtulmuşlardır. Sonra uçsuz bucaksız Libya çöllerinde aç susuz giderlerken pek çok tehlikeler geçirmiş ve rastlamış oldukları bir Arap ailesinin yanında iki ay kadar kalmışlardır. Bu Arap ailesinin en çok şaştığı, Kerimoğlu’nun saati olmuştur. Saati göstererek, “tık tık şeytanullah” deyip, korktuklarını açıklamışlardır. Kaçışı sırasında yolu Rodos adasına düşen Kerimoğlu, orada (bazılarına göre Şira adasında) karın tokluğuna çalıştığı, yardımcısı olduğu kahvecinin kızıyla evleniyor. Parasızlık ve gidiş zorlukları nedeniyle geçirdiği buradaki yıllarda iki oğlu ve bir kızı dünyaya geliyor.

İçi sıla ateşiyle yanan Kerimoğlu’nun, “balıkçıların kullandığı, ığrıbı boyamada gerekli olan çam kabuğunun çok bulunduğu yerdir” diye, bir balıkçı kayığıyla Güvercinlik’e gelişini izliyoruz. Kerimoğlu, Efeliği sırasında ele geçirdiği paraları, hapiste bana bakar diye bıraktığı ve en yakını gördüğü halası ve eniştesinin onunla ilgilenmeyişlerinin nedenini sormak için bir akşam karanlığı, halasının kocası Kocayağcı’nın (İbrahim) evine gelivermiştir. Kerimoğlu’nun, eniştesinin evinde gördüğü kalabalığın, yolda gördüğü kalabalığın devamı olduğunu anlaması uzun sürmemiş ve halasının gözyaşları da eniştesinin öldüğünü kanıtlamıştır. Kocayağcılar yıllar geçtikçe korkusunun daha da arttığını şöyle dile getirmiştir; “Allahım, Kerimoğlu gelmeden benim canımı al.” Gerçekten de öyle olmuş. Kerimoğlu’nun gelirken sırttan aşağıda gördüğü kalabalık da onun naşıymış. Kocayağcı’nın Kerimoğlu’nu hiç aramayışı da oğlunun askerlik bedelini verişi ve bir çok tarla alıp, Kerimoğlu’nun verdiği paraları tüketmiş olmasındandır.
Silindir şapka giyerek, o zamana göre tamamen bir gavur giyinişinde köye gelen Kerimoğlu, kendisini burada yapayalnız hissediyor. “Karım da yok, ne ev var ne de yurt” diyerek. Tanınmamak için giydiği kenarlı şapkayla evine gelip, bir gavur gibi de ses çıkararak, “var yumurta?” diye soruyor. Böyle davranarak ilk hanımı Güssün’ün dürüstlüğünü ve bir yabancıya nasıl davrandığını anlamak istiyor. Güssün ona, “hadi siktir git, köpek oğlu köpek” diyerek kovuyor.(18) Kerimoğlu ikinci kez evine gelişinde bu defa su istemiş, onu Rum sanan karısı yine kovunca, O; “var yatmak bir kilim üstünde, ahır olsa zararı yok, yeter ben kalmak” deyince, ona bir kilim yayıvermişler. Kerimoğlu, evde gördüğü bir erkek yüzünden hanımından şüphelenmeye başlayıp, daha dikkatle durumu izlerken, delikanlının bağlamasını düzmeye başlaması kuşkusunu daha da arttırmıştır. Başka erkeklerin de geldiğini görünce, “bizim hanım bozulmuş, ona bir ders vermeliyim” diye düşünmeye başlamıştır. Sazların çalınışı epeyce devam edip, bir ara biraz durur gibi olunca, Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya?” deyince, hanımının oynayışı olarak düşündüğü delikanlı ona, “sus köpek kafir, sen benim bubamı ni bilirsin?” diye çıkışıyor. Sazlar gene çalmaya devam ediyor. Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya, siz bilmez siniz onu?” diye sorunca, Kerimoğlu’nun ilk hanımı olan Güssün, bir cavur diye düşündüğü bu adama daha dikkatle bakmış, Kerimoğlu olduğunu bilerek, “kalk oğlum, bu buban” demiş. Murat anasının bu konuşmasına inanmamış ve ne olduğunu anlamamış bir durumdayken, “kalk oğlum kalk, bu buban elini öp” diyen annesinin Kerimoğlu’nun elini öpmesinden sonra, Murat cavur zannettiği bubasının elini öpmüş ve birbirlerine sarılmışlardır.(23)

Kerimoğlu, Güvercinlik’e çıkışından sonraki yaşantısını hep gizlilik içinde ve yakalanmamak dikkatiyle sürdürmüştür. O hep aynı yerde kalmaz, yer değiştirir dururdu. Kendi evinden(²) çok, yamaçta yaptırdığı gizli sığınağında(³) kalırdı. Bu yerin ve evinin pencereleri savunma düzenine göre yapılmıştı. Kerimoğlu sıkı arandığı zamanlarda Gereme’ye giderdi. O, Bodrum’daki Halk Kütüphanesi, Adliye binası ve daha pek çok malı olan Tiryandafili isimli çorbacının (Rumağası) önerisiyle Gereme’deki çorbacı Phalis tarafından gizlenir ve bakılırdı.(18) Çakır Güssün’ün, Çingen Halil Efe tarafından Dertli’nin Ali’nin evinden alınışında, Kerimoğlu’nun da olduğu bilinmektedir.
Kerimoğlu’nu Çerkez Kaymakam ve o zamanın zenginleri korurdu. Bu ondan çekindiklerinden olmalıydı. “Oyneversin zenginlerin yüreği” diye Kerimoğlu türküsünde bu belirtilmiştir. Kerimoğlu, Hürriyetin (2.Meşrutiyet) 23 Temmuz 1908 (1324) de ilanından bir hafta önce, Çerkez Kaymakamın gizlice gönderdiği haber üzerine, Bodrum çarşısına pür silah inip, 32 yıllık eşkiyalık hayatına son vererek teslim olmuş ve Bodrum Kalesine –sözde- hapsedilmiştir. Bir hafta sonra da Hürriyetin ilanında çıkarılan afla salıverilmiş ve sözde hapisliği bitmiştir.

Ömrünün son 12 yılını evinde geçiren Kerimoğlu, en rahat ve korkusuz günlerinde bile çok dikkatli gezer, uykusu dahi böyle geçerdi. O, birgün Çiftlik’in Armutçuk mevkiindeki bir düğünde oyun yerine kamasını dikmiş, oyununu sürdürdükçe sürdürüyor. Kerimoğlu’nun bu meydan okuyuşuna kızan Kel Mustafa (Cenikli) ortaya yürüyerek, Kerimoğlu’nun kamasını ayağıyla iteleyip düşürüyor.
-“ Kim kolunu kaldırırsa kendini yerde bulacak” diyor. Kerimoğlu da;
-“ Ey arkadaşlar bundan sonra Efe ben değilim, Kel Mustafa” diyor ve oradan ayrılıyor.(4-10)
Giderken arkadaşları ona soruyor;
-“ Efem bu şanına sığar mı?” diye. O da;
-“ Bırakın burada da bir it türesin” demiş. (4-25)
Kerimoğlu, çok sevdiği Selamoğlu Topal Mustafa’nın oğlu Hasan’ın düğününde oynarken, gırasını havaya kaldırarak atış etmek istiyor. O anda Selamoğlu;
-“ Otur len deli pezevenk, ortalığı velveleye verme” deyince, Kerimoğlu;
-“ gine eskisi gibi dağa çıkarım” diyor. (20)
Selamoğlu’nu kıramayıp, odunların yanışıyla oluşan düğün meşalesinin önünde diz çöke çöke Efece oyununu oynuyor. Kerimoğlu türküsünde “Selamoğlu silahları topladı” bundan sonra söylenmeye başlamıştır.

İlk eşi Güssün’ü çocuktan kaldı diye boşayan Kerimoğlu, Yeniköy’de bir ev yaptırıp, oğlu Murat’ı Mazı’dan bir kızla evlendirdikten sonra kendisi Karanlık’a geliyor. Güzel saz çalan ve berberlik de yapan Kerimoğlu, ikinci evliliğini Mumcular’dan Hacı İmam kızı Fatma ile yapmıştır. Bu evlilikten 1316 (1900) doğumlu en büyük oğlu İbrahim, sırasıyla Kerim, Süleyman, Mustafa(), Ali, Elif ve Ayşe isimli çocukları dünyaya gelmiştir.(23)

Kerimoğlu, 1336 (1920) yılında 85 yaşında ölmüştür.(27) O, Kerimoğlu türküsüyle Bodrum oyunlarında yaşamaktadır. Ona yakılan bu (Bodrum-Karaova yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu hareketlidir. Amca oğlu Eyüp Zeybek’e yakılan (Pisi=Yeşilyurt yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu ise ağırdır ve daha çok bilinen, çalınıp söylenen bu ağır olan formudur.


¹) Bu fotoğrafı ilk defa küçüklüğümde bizim evde görmüştüm. Yaklaşık 25x30 cm ebatlarında büyükçe bir fotoğraftı. Bizdeki orijinali miydi, değilse bize nerden gelmişti bilmiyorum. Sonra bizden alınıp Bodrum'a götürüldüğünü biliyorum, üzerindeki eski yazı okunmuş ve fotoğrafın kopyası çıkarılmış ve gittiği gibi olmasa da, bir şekilde geriye gelmişti.
²) Kerimoğlu’nun evinin fotoğrafı da en kısa zamanda çekilip buraya eklenecektir.
³) Kerimoğlu’nun dağda gizlendiği yer