Bodrum Bağları ..۩.. Evde Şarap - Ev Şarabı

G  A  R  O  V  A

THEANGELA  Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan

 

Ana Sayfa

Benim Sayfam

Fotoğraflar

Bağcılık

Ev Şarabı

Mitolojide Şarap

Zeytin / Zeytinyağı

Karaova Yöresi

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum Yarımadası Bodrum Türküleri İletişim

 

Şarap Sayfası

Ev Şarabı Yapımı
Sağlık İçin Antik Çağlardan Günümüze Şarap
Şarap ve Bileşenleri
Şarap ve Sağlık
Alkol ve Spor
Şarap Terimleri Sözlüğü
Bağbozumu
Asmalar Çiçek Açarken
Nedir Bu "Butik" Meselesi
Şarap Tadımcısı Ilja Gort'un Bodrum'da Bağ Gezisi
Bodrum'da Bir Bağbozumu
KENDİMİZ İÇİN YAPILMIŞ EV ŞARABIDIR (House wine, not for sale)
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

G A R O V A - Kale Dağındaki Theangela Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan Ev Yapımı Bir Şarap - G A R O V A

Şaraplık Üzümler

fotoğraf için tıklayınız  Adakarası

fotoğraf için tıklayınız C.Sauvignon

fotoğraf için tıklayınız Gamay

fotoğraf için tıklayınız Kalecik Karası

fotoğraf için tıklayınız Merlot

fotoğraf için tıklayınız Chardonnay

fotoğraf için tıklayınız  Shiraz

fotoğraf için tıklayınız Boğazkere

Ben ilk şarabımı 2004 yılında sofralık üzümlerimizden yapmıştım. O zamana kadar şarap yapmanın bahsi geçer durur ama bir bahis konusu olmaktan öteye gitmezdi. 2004 yılının  üzüm mevsiminin bitmek üzere olduğu bir günün akşamüstünde Yavuz Peker hocam gelmese ve onla tanışmasaydık sanırım yine eyleme dönüş(e)meden kalacaktı. İlk defa tanıştığımız Yavuz hocanın şarap yaptığını öğrendiğimde, tanışmamıza daha da sevinmiştim. Bu konu üzerinde konuştuk, nasıl yapılacağını falan anlattı ve fazla geç kalmadan bir gün yapalım dedik. Ama Yavuz hocanın bir seyahate çıkması gerektiği için o bir gün gelmedi, gelemedi ne yazık ki. Aradığımda telefonu "Denizli'deyim" diye açtığı zaman, ben de kendi kendime; "yahu ben bu şarabı yapamayacak adam mıyım, zaten biraz anlatmıştı" dedim ve nasıl yapılacağını değişik kaynaklardan da araştırarak şarap konusunun içine daldım. Dalış o dalış işte:) İş taa buralara kadar geldi...

(Aşağıda anlatılan, kırmızı şarabın nasıl yapılacağıdır. Beyaz şarap yapımı biraz daha farklılık gösterir.)

1. Olgunlaşmış üzümlerin toplanması

2. Çürük, kötü, olgunlaşmamış üzüm tanelerinin (eğer varsa) ayıklanması ve tanelerin saplarından ayrılması.

3. Üzümlerin ezilmesi ve şıranın çıkarılması.

4. Ezilen üzüm tanelerinin (cibre : üzüm şırası + tanenin kabuğu + tanenin et kısmı + çekirdek + bir miktar sap) bir kabın içerisine konulması ve sinek, toz v.s. den korumak için ağzının temiz bir bez ile kapatılarak fermantasyonun ilk aşamasında ihtiyaç duyulan oksijenin girmesi ama diğer şeylerin girmesine mani olunması.

5. İlk Fermantasyon : Yukarıdaki şekilde konulan cibrenin ilk fermantasyonu burada başlar. Aşağı yukarı 1 gün sonra cibrenin kabarmaya ve köpürmeye başladığı görülür. (Aşağıdaki fotoğrafta, 3.günde fermentasyonun ne şekilde seyrettiği, köpürme ve kabarmanın derecesi görülmekte. İlk gün boz bulanık olan cibrenin rengi de kabuklardan geçen renk maddeleri vasıtasıyla böyle güzel bir renge dönüşmüş durumda. Başlangıçta kabın yarısının biraz üzeri seviyesinde olan cibre kaynayarak kabarmış ve taşma noktasına gelmiştir.) Fermantasyonun bu aşamalarında, kaynıyormuş gibi bir görüntü çıkacak ortaya. Kaynama görüntüsünü veren kabarcıkların çıkardıkları sesler duyulur hale gelecek. Cibrenin içerisindeki kabukların oluşturacağı ve üst yüzeyde birikecek olan tabakanın arada bir karıştırılması, hem kabukla şıranın teması hem de içeriye oksijen girmesi açısından faydalı olacaktır. Ancak sık ve sert bir şekilde yapılmamalıdır. Burada 4-7 gün kadar (kesin bir süresi yoktur) bekledikten sonra kabuklarından (posadan) ayrılarak (süzülerek) ikinci fermantasyon kabına alınır. Birinci fermantasyon kabında kabuklarla yeterince temas sağlanmış, tanen, aroma, renk maddeleri v.s. şıraya geçmiş, muhtemelen de şıranın içerisindeki şekerin % 85’leri parçalanmış ve alkole dönüşmüş olacaktır. Geriye kalan şekerin alkole dönüşmesi (yani fermantasyonun tamamlanması) ikinci kapta olacaktır. Ve artık havayla temasın kesilmesi aşamasına da gelinmiştir. Bu aşamada şekerin parçalanması sonucu oluşacak alkol ve karbondioksitten, CO2 nin dışarıya atılmasını ancak dışarıdan da hava girmemesini sağlayacak düzenek kurulmalıdır. Bunun için hazır hava kilitleri kullanılabileceği gibi, kaba takılacak ince,temiz bir borunun ucunu su dolu başka bir kabın içine daldırmak gibi basit bir düzenek de işimizi görecektir. Gaz’ın (CO2) borunun içinden geçerek suyun içinden çıktığı rahatlıkla görülecek ve bunu izlemek zevkli olacaktır.

6. İkinci Fermantasyon da 1 hafta kadar sürer ve sürecin sonunda şıranın içindeki şekerin tamamı alkole dönüşmüş olur. Bu iki şekilde anlaşılabilir; gaz çıkışının sona ermesiyle ve ölçüm yapılarak. Ölçüm “Hidrometre” ile yapılır. Hidrometre ile yapılan ölçüm en doğru sonucu verir. Gaz çıkışından da anlaşılır ama bu kesin değildir. Çünkü fermantasyon herhangi bir sebeple durmuş ve dolayısıyla gaz çıkışı da izlenemiyor olabilir. Bu durumda şekerin tamamı alkole dönüşmüş olmayacak, neticede de şarap yapma işinde başarıya ulaşılmış olmayacaktır. Şekerin tamamı alkole dönüştükten (yani fermantasyon tamamlanıp, gaz çıkışı durunca) sonra biraz daha (10-15 gün) beklenip aktarma yapılır. Hava tertibatı takılır. Çünkü ben epeyce sonraları bile az da olsa gaz birikmesi olduğunu gördüm. (Nasıl mı? şarap kaplarından birini açtığımda, gazlı bir içeceği açmışım gibi ses çıkarmasından…) Bunun nedeni de malolaktik fermantasyon gibi ikincil fermantasyonların olabilmesidir. (Bu bahislere girmiyorum pek.)

Bundan sonra yaklaşık 1-1,5 ay aralıklarla diğer aktarmalar yapılır. Her aktarmada daha az tortunun dibe çöktüğü görülecektir ve yavaş yavaş şarap durulacaktır.

Arada yapılan tadımlarda şarabın olduğu ve yeterli duruluğa ulaştığı görüldükten sonra (5-6 ay sonra) şişeleme yapılabilir ya da hiç şişeleme yapılmadan da tüketilebilir.

Buraya kadar anlatılanlar güzel bir ev şarabının nasıl yapılacağıydı.

Atladığımız bazı noktalar (ne yaptık ne yapmadık) ve diğer bazı hususlar da aşağıya kısa  notlar halinde (süreç içerisindeki sırası gözetilmeksizin) yazılmıştır;

** Maya kullanmadık. Üzümün üzerindeki doğal mayalar bu işi yaptılar. Ama bu demek değil ki doğal mayalar bu işi her zaman yaparlar. Ancak ben şimdiye kadar hep doğal mayalara güvendim ve onlar da yüzümü kara çıkarmadılar, beni yarı yolda bırakmadılar.

** Eğer maya kullanılacaksa; elde edilen şıraya kükürtleme yapılarak 1 gün kadar bekletilir. Böylelikle şıranın içindeki doğal mayalar başta olmak üzere bütün bakteriler öldürülür. Kükürtleme şıranın fermantasyona mikroorganizmalardan temizlenmiş girmesini sağladığı gibi, erken oksitlenme tehlikesini de ortadan kaldırır. Kullanılacak olan şarap mayası (fenni maya) için uygun ortam sağlanmış olur.

** İlk fermantasyondan sonra cibreyi süzüp, şarabı ikinci fermantasyon kabına alındığında, kap ağzına kadar doldurulmayıp 1/5 oranında boşluk bırakılmalıdır.

** İkinci fermantasyondan sonra ilk aktarma yapıldığında, kap ağzına kadar doldurulmalı, boşluk (dolayısıyla da hava) bırakılmamalıdır.

** Şişelemeden önce; jelatin, bentonit gibi kimyasallar, yumurta akı gibi doğal maddelerle durultma yapmadık.(isteyen yapabilir) Durultma yapmadık, kendi kendine durulmasıyla yetindik.

** Asit ölçümü yapmadık. Asitliğini öğrenmek için bu ölçüm yapılabilir ve duruma göre müdahalede bulunulabilir. Ancak ben herhangi bir müdahalede bulunmuyorum. Ortaya ne çıkarsa o. Fakat doğru üzümler, doğru zamanda toplanır ve süreç de sağlıklı bir şekilde işletilirse, şarabın asitliği de muhtemelen kabul edilebilir sınırlar içerisinde olacaktır.

** Aktarmalarda sifonlama yöntemini kullanmak uygun olacaktır. Aktarma öncesinde kap sallandırılıp, dibe çökelmiş tortunun tekrar karışmamasına, şarabın bulanmamasına dikkat edilmelidir. Aktarmada sifon borusunun ucu en dibe kadar daldırılmamalı, alttan 2-3 cm. yukarıdan itibaren durulmuş kısım aktarılmalıdır.

** Sürecin her aşamasında hijyen dikkat edilecek en önemli konudur. Bunun için temiz, bol su ve sterilizasyon kimyasalları (sodyum metabisülfit, potasyum metabisülfit vs.) kullanılmalıdır.

** Kap olarak; cam damacanalar, fıçılar, su damacanaları kullanılabilir. Kullanılan kap, gıda muhafazasına uygun olmalıdır. İşin boyutu büyürse, büyük boy fıçılar, çelik tanklar falan işin içine girer ki zaten o zaman büyük bir yere ve işletmeye ihtiyacınız var demektir.

** Bütün süreç boyunca sıcaklığa çok dikkat edilmelidir. Düşük ya da yüksek sıcaklıklar fermantasyonun çok hızlı ya da çok yavaş olmasına hatta durmasına neden olabilirler. Sıcaklık 15-35 °C aralığında olabilir. Kırmızı şarap yapımında mayaların iyi çalışabilmeleri için birinci fermantasyonda 25-30 °C arası bir sıcaklık, ikinci fermantasyonda da 20 °C civarı bir sıcaklık uygundur.

** İlk başta elde edilen üzüm şırasında “hidrometre” kullanılarak şıradaki şeker oranı ölçülürse, şekerin tamamı alkole dönüştüğünde, kaç derece alkol ihtiva eden bir şarap yapılacağı baştan bilinir. Bu nedenle bir hidrometre edinmekte büyük fayda var. Eğer şıranın şeker oranı düşükse şeker (bildiğimiz şeker) ilave edilebilir ancak bu konuya girmiyorum, en uygunu yeterli şeker miktarına ulaşmış üzümlerden şarap yapmaktır.

*** Buraya kadar ev şarabının nasıl yapılabileceğini basit şekliyle anlatmaya çalıştım. Eğer yapmak isteyen olursa ve anlaşılmayan noktalar varsa, elimden geldiğince ve bildiğim kadarıyla yardımcı olabilirim.

Antik çağ yazarlarından Plinius, şarabın insan sağlığına etkileri üzerine şunları söylemiştir; “Şarabın kendisi tek başına bir ilaçtır… İnsanı besler. Vücut ısısını ve benizin rengini sürdürür. Akılcı kullanımı kadar organizmaya yararlı hiçbirşey yoktur. Hiçbirşey de aşırı kullanımı kadar zararlı değildir…”

                "in vino veritas"
                        "gerçek şaraptadır"
                                       
Şarap antik çağlardan beri ilaç olarak kullanılmıştır. Homeros, Truva savaşında yaralanan Philoktetes’in, yaralarını Podaleirus şarabıyla tedavi ettiğini yazar.

Tıbbın babası Hippokrates (İ.Ö.460-377); "Şarap insanoğluna sunulmuş en büyük armağandır. Sağlıkta olduğu kadar hastalıkta da gerekli ölçülerde kullanılırsa fayda sağlayacaktır.” der ve "hastalığın mutsuzluk ve katılıktan kaynaklandığını, şarabın da bunu önleyeceğini, şarabın karın kaslarını gevşetip, morali düzelteceğini" de söyledikten sonra, “Şarabı gerçekten ilaç olarak görürsek hastaya belirli miktarlarda verilmelidir. Ancak onun acısını hafifletmek ve iyileştirmek adına aşırıya kaçılırsa, bu onu iyileştirmez ancak daha fazla hastalanmasına neden olur.” şeklinde bitirir sözlerini.

Maya dahil olmak üzere hariçten hiçbir şey kullanılmayan, sadece ve sadece üzüm suyunun fermante olmasıyla yapılmış olan az miktardaki, kendim(iz) için yaptığım bu şarapları şişelemek, kapsüllerini takmak, etiket yapmaya çalışmak hoşuma gidiyor. Tabi arada bir kadeh de içmek =:)

SAĞLIK İÇİN ANTİK ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE ŞARAP

Kale dağının başı tiril tiril, hava pırıl pırıl. Bir yanda Gökova Körfezi, bir yanda Güllük Körfezi,  bir yanda Yahşi yalısı. Karşıda boylu boyunca Datça yarımadası. Nail, değişmez aksesuarı fotoğraf makinasıyla birkaç güzel fotoğraf karesi yakalamak peşinde. İyi ki geldik diyorum, evet diyor...

Etraf çok güzel görünüyor, her yana öyle hakim bir nokta ki, bırakıp kendini boşluğa, kuş olup uçası geliyor insanın..Biraz ileride eski bir yerleşim yeri kalıntısı var. Arkeolojik kayıtlarda Theangela harabeleri olarak geçiyor. Oraya en son yedi yıl önce gitmiştim. Evden öylesine çıkmış, hiç hesapta yokken kendimi orda bulmuştum. O gün oraya son kez çıkabilmiş olduğumu bilmiyordum tabii… Şimdi az ilerimdeki  harabeye  gidebilmek bir yana tekerlekli sandalye olmadan arabadan bile inemiyorum.

Theangela şehrinin halkı neyi düşünerek buraya yerleşmişlerdi acaba. Bir şeylerden korunmak için mi ya da başka bir sebepten mi?...Belki de iflah olmaz birer manzara düşkünüydüler. Eğer böyle birşey olsaydı ne kadar komik olurdu. Düşünsenize, buldukları kalıntılardan, işaretlerden   o döneme ait bilgiler edinmeye çalışan, fikirler yürüten Arkeoloji bilimi, manzara düşkünü bir şehir halkına yenik düşmüş olurdu… Neyse işin şakası bir yana, buraya yerleşmelerinin manzaradan çok daha ciddi sebepleri olduğu muhakkak. Etraf ağaçlarla ve çeşitli bitkilerle kaplı. Sandal ağaçları, mersinler, adaçayı ilk dikkati çekenler…

Burada yaşamış olanlar, şimdi mavi tura çıkmış teknelerin yelken açtığı Ege’nin bu sularında,     o dönemde ağırlıklı olarak şarap ve zeytinyağı taşıyan yelkenlileri seyretmişlerdir. Kimileri bakıp bakıp hayal kurmuştur belki de, kimileri öylesine izlemiş, kimileri de ürünlerini satın alacak tüccarı taşıyan yelkenlinin yolunu beklemiştir dört gözle… Bir Leleg yerleşimi olan bu antik kentin haricinde Bodrum yarımadasında birçok antik kent daha bulunmaktadır ve bunların çoğu da Lelegler'e aittir.

Antik çağda en çok ticareti yapılan ürünlerden birisi olan şarap, bir alkollü içecek olmasının yanısıra ilaç olarak da kullanılmaktaydı. Genellikle şarabın yapılış aşamasında, kimi zaman da sonrasında içerisine bazı şeylerin katılmasıyla ilaç özelliği kazanıyordu. Örneğin; Bu yörede çokça bulunan mersin bitkisinin gölgede kurutulmuş yaprakları üzüm şırası ile mayalanarak, hazımsızlığa, göğüs ağrısına, mide rahatsızlığına karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Ozan Homeros İlyada’da Hekamedes’in ilacı nasıl hazırladığını, kadın bir kap içinde şarabı su ile karıştırır, içerisine keçi sütünden peynir ufalar ve üzerine beyaz arpa unu serper şeklinde anlatmıştır. Ezilmiş ekşi narların kuvvetli siyah bir şarap içerisinde 30 gün bekletilmesiyle elde edilen şarap da grip, tenyalar, mide solucanları için ilaç olarak kullanılmaktaydı.

Antik çağda bir tarım uzmanı olan Plinius, şarabın insan sağlığına etkileri üzerine şunları söylemiştir; “Şarabın kendisi tek başına bir ilaçtır… İnsanı besler. Vücut ısısını ve benizin rengini sürdürür. Akılcı kullanımı kadar organizmaya yararlı hiçbirşey yoktur. Hiçbirşey de aşırı kullanımı kadar zararlı değildir…”

İçerisine çeşitli katkı maddeleri karıştırılarak elde edilen şaraplar, birçok hastalığın tedavisi için, yaraları yıkamak için, “danakıran” otu ile karıştırılan şarap müshil etkisi için, bir başka terkibi de ishale karşı kullanılmışlardır. Nekahat dönemini geçiren hastalara da şarap tavsiye edilmiştir.

Bu katkılarla elde edilen şarapların, söylenen rahatsızlıklara iyi gelip gelmediği eğer geldiyse ne ölçüde iyi geldiğini tam olarak bilemesek de günümüzde yemeklerle beraber içilecek bir miktar şarabın, kalp ve damar sağlığı, sindirim sistemi açısından önemli faydaları olduğu, kandaki yağ oranını düzenlediği, diğer yandan da kolesterol miktarını azaltıcı, iyi kolesterolü de yükseltici etki yaptığı, içerisinde bulunan vitamin, demir, potasyum gibi element, mineral ve enzimlerle sağlığa  faydalı özellikler taşıdığı, solunum organlarına canlılık kazandırdığı, kan dolaşımı üzerinde olumlu etki yaptığı, hormon salgılamayı artırıcı yönde fayda sağladığı, soğuk algınlığına ve diğer enfeksiyon hastalıklarına karşı da vücudu dirençli kıldığına dair bilimsel çalışmaların sonuçları çeşitli yayın organlarında yer almaktadır.

Light ürünlerin tüketiminin yaygın olduğu zamanımızda, bir litre şarabın ortalama 650 kalori verdiği, bunun da yaklaşık 900 gr. süt ya da 370 gr. ekmek ya da 385 gr. et veya 5 yumurtanın verdiği kaloriye eşdeğer olduğunun da bilinmesinde fayda vardır.

Bütün bunlar bir kenara şarabın rahatlatıcı etkisi su götürmez bir gerçektir. Hangi sebeple içilirse içilsin, binyıllardır içilen şarap, insanlar varoldukça ve toprak bize üzüm veremez hale getirilmediği sürece içilmeye devam edecektir. Bakın, 1537’de Colmar’da mahkeme katibi olan Wikram adındaki bir kişi, yazdığı “İçme Sanatı” adlı kitapta, içmeyi gerektirecek beş koşulu nasıl sıralamış;

1.      Bir konuk geldiğinde,

2.      Susayınca,

3.      İlerde susama olasılığına karşı,

4.      Şarap iyiyse,

5.      Akla gelebilecek başka sebeplerden ötürü..

Sizin de bir sebebiniz vardır nasılsa…

Yukarıdaki "Sağlık İçin Antik Çağlardan Günümüze Şarap" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ"  derginin 3. sayısından, Mehmet Vuran'ın aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

 

ŞARAP VE BİLEŞENLERİ

Bir şarabın etiketine baktığınızda, içindekiler kısmında; üzüm suyu ve koruyucu yazdığını görürsünüz. Bir de ön yüzdeki etikette, “Alkol % 13 hacmen” yazar. Burada yazan rakam çeşitli şaraplarda farklılık göstermekle birlikte, ifade ettiği şey her şarapta aynıdır, bu da “şarabın  içindeki alkol oranıdır.” Bu durumda şarabın içinde, üzüm suyu, alkol (etil alkol) ve koruyucu (çok az miktarda) olduğu anlaşılmış oluyor. Peki şarabın içindekiler bunlardan mı ibarettir? Şarap karmaşık bir yapıya sahiptir ve bu karmaşık yapısının içinde 800 civarında  farklı madde ihtiva eder. Bunlardan başlıcaları; 12 çeşit alkol, 6 çeşit şeker, 14 organik asit, 11 katyon, 9 anyon, 32 amino asit, 10 çeşit azotlu madde, 17 antosiyan renk maddesi, 6 enzim ve sayısı kesinlikle saptanamayan polipeptidler, proteinler, polisakkaritler ve kolloidal maddelerdir.

                                                                 Şarabın Bileşimi;

Şarabın Yapısını Oluşturan Maddeler

 Miktarı (gr/L)

Su

600-850

 Etil alkol

85-130

Şeker

1-230

 Şekersiz ekstrat

15-40

Gliserin 5-15

 Butilen glikol

0.1-0.7

Füzel yağları

0.1-0.15

Tartarik asit ve Malik asit

3-7

Laktik asit, uçar asitler (asetik asit cinsinden)

0.2-0.3

Mineral maddeler

1.3-6

Azotlu bileşikler

0-0,9

Fenol maddeleri ve renk maddeleri
Beyaz şarapta 0.1-1
Kırmızı şarapta 1-4.5


Şarapta bulunan başlıca mineraller ve iz elementler şunlardır;

Mineraller ve iz elementler

Vücudun Günlük Gereksinmesi

 1 litre şaraptaki miktarı

Potasyum

2-3 gr

 0.5-5 gr

Kalsiyum

0.8 gr

 0.1-0.5 gr

Magnezyum

0.3 gr

 0.1-0.25 gr

Sodyum

5 gr

 0.01-2.3 gr

Demir

5.5 mg

 1-6 mg

Mangan

3 mg

  1-3 mg

Çinko

5-10 mg

 0.5-8.5 mg

Fosfor

1-2 gr

 0.15-0.4 gr

Flor

1 mg

 0.04-1.75 mg

Bakır

1-2 mg

 1 mg ve daha fazla

İyot 0.15-0.2 mg  0.1-0.2 mg
Kobalt 1-2 mikrogram  0.15-1.2 mikrogram


Yaş üzüm ve bazı üzüm mamüllerinin 100 gramındaki besin değerleri :

Ürün Su  Enerji Protein Yağ K.hidrat Kül Mineral Maddeler (mg) V i t a m i n l e r
  gr kalori gr gr gr gr Ca Fe P K Na A B1 B2 Niacin C
  I.U mg mg mg mg
Taze Üzüm 81.4 67 0.6 0.3 17.3 0.4 12 0.4 20 - 3 100 0.05 0.03 0.3 4
Kuru Üzüm 18.0 289 2.5 0.2 77.4 1.9 62 3.5 101 763 27 20 0.11 0.08 0.5 1
Üzüm Suyu 82.9 66 0.2 eser 16.6 0.3 11 0.3 12 116 2 - 0.04 0.02 0.2 eser
Pekmez 21.2 293 0.6 0.1 70.6 - 400 10 - - - - 0.04 0.15 1.4 -

           

 ŞARAP VE SAĞLIK

Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenlerinin çoğu kalp damar hastalıklarıdır. Gelişmiş ülkeler denince ilk akla gelenler, A.B.D ve A.B ülkeleri oluyor. A.B.D’de  kalp damar hastalıkları nedeniyle meydana gelen ölümler 2/3 oranındadır. Şeker hastalığı, oburluk, yüksek tansiyon gibi başka hastalıklar da kalp krizine yol açmakla birlikte, kalp krizleri genelde damar tıkanıklığından kaynaklanmaktadır.  İçi LDL kolesterolden (kötü  kolesterol) oluşan ve damar tıkanıklığına  neden olan yağ depoları bu damarların dayanıklılığını azaltır ve gerilmelerine yol açar. Kalınlaşmaya başlayan kan ise pıhtılaşarak bir arteri tıkayabilir.

Yüzyıllardır Amerikalılar kalp ve damar yolları hastalıklarından çekmektedirler. 1990 yılında 1,5 milyondan fazla Amerikalı kalp krizi geçirmiş ve çeyrek milyonundan fazlası ölmüştür.             60 yaşından daha genç olan kişilerin yüz yüze kaldıkları bu hastalık şapkayı önüne koyup düşünmek ve bu konuyu araştırmak durumunda bırakmıştır Amerika'yı. Ve diğer ülkelerdeki ölüm oranları ve nedenlerini araştırıp, bunun her yerde aynı olup olmadığını inceleyerek işe başlamışlardır.

1980 yılında Prof.Ducimetiere’in yedi bin insan üzerinde gerçekleştirdiği araştırma sonucunda Batı ülkeleri arasındaki farklılıklar ortaya çıkmıştır. Özellikle de Fransa’da kalp krizinden ölenlerin sayısının Amerika'ya göre oldukça düşük olduğu ve bu rakamın %36 ile %56 arasında değiştiği görülmüştür. Üstelik bu araştırma, aynı yaşta ve aynı hastalıklardan muzdarip kişiler arasında yapılmıştı. Bu kişilerin hepsi yüksek tansiyon, kolesterol ve şeker gibi hastalıklardan şikayetçiydiler. Bu durumda, Amerikalılarla aynı oranda yağ tüketiyor ve aynı oranda yüksek kolesterolleri bulunuyor olsa da Fransızların daha az kalp krizi geçirdikleri anlaşılmış oldu.

Halbuki Amerikalılar kolesterolden korktukları için besin maddelerinden yağı çıkarmışlardı. Öyleyse bu farklılığın sebebi neydi?

1990 yılında WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) istatistiklerinden şu sonuçlar çıkmıştır:
                              Yaşa göre ölüm oranları (100 000 insan için)

Ülke

Ana arterdeki sorun sonucu ölenler Kandaki ortalama kolesterol Yağ tüketimi oranı (%)

 ABD

240 2.09 46

 FRANSA

91 2.33 45

1981 yılında WHO, yirmi değişik ülkede ve kırk ayrı merkezde yürüttüğü büyük   MONİCA        (Monitoring Cardiovascular Diseases) araştırması ile Avrupa'daki ölüm oranlarını karşılaştırmıştır;

                                       100 000 kişi için ölüm oranı                                                      

 ÜLKE

ŞEHİR KORONER YETMEZLİK SONUCU ÖLENLER

 TOPLAM ÖLÜM

 İngiltere

Glasgow 380

1179

 Fransa

Lille 105

1041

 Fransa

Strasbourg    102  

887

 Fransa

Toulouse 78

575

Bu şehirlerin konumları dikkate alındığında, kuzey-güney doğrultusunda bir eğim gösterdiği farkedilmiştir. Fransa'nın kuzeyindeki ölüm oranları Anglo-Sakson ülkelerinin (Kuzey denizi  kıyısındaki ülkeler) ölüm oranlarıyla benzerlik göstermektedir. Sadece Toulouse şehrinden elde edilen veriler bile koroner yetmezlikten gelen ölüm oranlarının güneyde ne kadar düşük olduğunu göstermeye yetmektedir. Elde edilen bu veriler epidemiyolojik (hastalıklarla risk faktörleri arasındaki ilişkiyi araştıran bilim dalı) açıdan yorumlandığında dört ana sonuç   ortaya çıkmıştır.

1. Ana arterlerden dolayı meydana gelen ölümlerin çoğu doymuş yağ ve taze süt ürünleri tüketimiyle eşit orandadır. Daha fazla doymuş yağ (hayvansal gıda) ve süt tüketen Anglo-Sakson ülkelerde bu ölüm oranı diğerlerinden daha yüksektir. Bu oran çoğunlukla balık   tüketen Japonya'da ve sık sık zeytinyağı kullanıp az ya da neredeyse hiç süt tüketmeyen Akdeniz ülkelerinde daha düşüktür.

2. İçinde doymuş yağ bulunan peynirin ise olumsuz etkilemediği görülür. Bunun nedeni ise; Yağların kalsiyum ile bir tür sabun oluşturması ve dosdoğru dışkıyla atılması sonucu peynirlerin içindeki yağın bağırsaklar tarafından tam olarak emilememesidir. Bu yüzdendir ki büyük bir peynir tüketicisi olan Fransa'da durum kötü değildir.

3. Ana arterlerden dolayı meydana gelen ölümler, meyve, sebze ve bitkisel yağ oranlarıyla tersten hareket eder.

4. Ana arterlerden dolayı meydana gelen ölümler alkol tüketimine göre tersten hareket etmektedir. Ve bu alkollü içeceklerin arasında bir tek şarap açık bir şekilde bu hastalıkları ve ölümleri engellemede etkendir.

Araştırmalardan elde edilen sonuçlar, Fransa, Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi şarap üreticisi  ülkelerde koroner yetmezlikten kaynaklanan ölüm oranlarının daha düşük olduğunu göstermiştir.

Tam tersi olarak, Anglo-Sakson ve özellikle kuzey ülkelerinde bu oran ve risk üç kat, ölüm oranı ise dört kat daha fazladır. Araştırmalardan elde edilen sonuçlar, bir ülkede ne kadar az şarap tüketilirse kalp krizi oranlarının bir o kadar artacağı gibi ilginç bir sonucu işaret etmektedir.

Ortaya çıkan bu dört etkenden yani "DOYMUŞ YAĞ, SÜT ÜRÜNLERİ, SEBZE VE MEYVE, ŞARAP TÜKETİMİ" nden ağırlıklı olarak şarap tüketimi, Fransa'daki kalp krizinden ölüm oranlarının düşüklüğünü açıklamaktadır.

Ancak kalp damar hastalıklarının önlenmesi için bir tek şarap yeterli değildir kuşkusuz. Ne yendiği de aynı oranda önemlidir. Bunun için de Fransa'da üç ayrı şehirde yaşayan kişileirn beslenme alışkanlıkları araştırılmıştır.

Fransız MONİCA merkezlerinde gerçekleştirilen beslenme alışkanlığı üzerine bir araştırma;                                            

 Besin (gr/gün)

Strasbourg Toulouse

 Lille

 Ekmek

164 225

152

 Sebze

217 306

212

 Meyve

149 238

160

 Yağ

22 13

20

 Peynir

34 51

 42

 Bitkisel yağ

16 20

 15

 Şarap

286 383

267

(Kaynak : 1990 Jost ve Coll.)

Böylelikle anlaşılıyor ki, Toulouse'de daha az yağ ve daha fazla sebze, meyve ve şarap tüketiliyor. Akdeniz bölgesinde de daha çok zeytin yağı, sebze, meyve, baklagil ve şarap tercih edilmektedir.

Akdeniz ülkelerinde 100 000 kişi için yapılan bir araştırmanın sonuçları ABD'deki sonuçlarla karşılaştırıldığında aşağıdaki durum ortaya çıkmıştır;

 Ülke

Koroner Yetmezlik

 Diğer Ölüm Nedenleri

 ABD

424

961

 İtalya

200

1092

 Girit

9

627

(Kaynak : 1980, Keys, Yedi ülkede yapılan araştırma)

A.B.D ile Girit arasındaki beslenme alışkanlıkları karşılaştırıldığında ise aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.

Besin (gram/gün)

Girit

 A.B.D

Ekmek

380

97

Kuru Sebze

30

 1

Taze Sebze

 191

171

Meyve

464

233

Et

35

 233

Balık

18

 3

Katkı Yağ

95

 33

Alkol/Şarap

15

 6

(Kaynak : Keys ve Kronshout)

Yapılan araştırmalar sonucunda günde 1 ile 4 bardak arasında şarap tüketen birinin kalp krizi geçirme riskinin, hiç tüketmeyen birine oranla %15 ile %60 arasında daha düşük olduğu görülmüştür.

Ancak fazla içenlerin de (günde 60 gr alkolden fazla) daha büyük bir ölüm riski bulunmaktadır.

Bofetta araştırması 1990

 Tüketim miktarı

Toplam ölüm riski

 Kalp krizi ile gelen ölüm riski

 Hiç içmeyen

 1

 1

 Ender içici

0.88 

0.86

 1 bardak/gün

0.84

0.79

 2 bardak/gün

0.93

0.80

 3 bardak/gün

1.02

 0.83

 4 bardak/gün

1.08

0.74

 5 bardak/gün

 1.22 

0.85

 6 bardak/gün

1.38

0.92

 

Sonuç : Şarap (özellikle de kırmızı şarap) kalp damar yollarının korunması için faydalıdır. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Belki de bunu; "şarabın da eşlik ettiği Akdeniz usulü bir beslenme tarzı" şeklinde söylemek çok daha doğru olacaktır. Bunun yanına, ölçülü ve düzenli içilmesi gerektiğini, şarabın hazmı kolaylaştırdığını da ekleyelim.

Yoksa;

Halk arasındaki tabirle "kafayı çekmek için" ya da gazoz niyetine içiyorsanız  eğer, tüm bu söylenenleri, şarabın faydalarını unutun ve kazanacağınız seyahate biraz daha yaklaştığınızı bilin. Bu seyahat ummadığınız bir günde ya hastaneye olacaktır ya da dönüşü olmayan o malum yere. Bu tercihi yapanlara şimdiden hayırlı yolculuklar...M.V.

 

Cabernet Sauvignon : Kökeni Fransa'dır ve dünyanın en tanınmış şaraplık çeşitlerinden birisidir. Kaliteli, dolgun,taneni ve asiti yüksek, koyu erguvani renkli, meyvemsi ve yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

 

Shrah/Shiraz : Kaliteli, taneni yüksek, koyu renkli, dolgun ve yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. Kökeni İran olsa da, Fransa'da meşhur olduğu için çoğu kişi onu Fransa kökenli bilir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Merlot : Kökeni Fransa olan Merlot, ülkemizde Ege bölgesinde yetiştirilmektedir. Meyveli ve baharatlı olan monosepaj Merlot şarabı kısa sürede olgunluk düzeyine erişir. En çok C.Sauvignon ile kupaja girer ve şaraba yumuşaklık ve zerafet katar. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Adakarası : Avşa adası, Balıkesir ve Erdek yöresinin kaliteli kırmızı şaraplık çeşididir. Şarabının çok güzel kırmızı rengi, kendine özgü aroması, yumuşak ve hoş içimli bir tadı vardır. ( fotoğraf  kendi bağımızdan. M.Vuran)

Kalecik Karası : Orta Anadolu'nun en kaliteli kırmızı şaraplık çeşididir. Dolgun bukeli ve dengeli, yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Gamay : Fransa kökenli bu üzüm ülkemizde daha çok Trakya bölgesinde yetiştirilir. Gamay, koyu menekşemsi kırmızı renkli, meyveli, yumuşak içimli, genellikle kısa ömürlü şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Chardonnay : Kökeni Fransa'dır ve Dünyanın en ünlü şaraplık beyaz üzümüdür. Ününü de verdiği zarif, aromatik, içimi rahat ve meyvemsi şaraplarıyla hakeder. Ülkemizde Ege bölgesinde ve biraz da Tekirdağ'da yetiştirilmektedir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Semillon: Fransa kökenlidir. Ülkemizde en çok Tekirdağ yöresinde yetiştirilir. Şeker oranı yüksek, ince kabuklu bir üzüm olup, şarabında incir aroması vardır. Kaliteli tatlı şarap verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Boğazkere : Diyarbakır yöresinin kırmızı şarap yapımında kullanılan bir üzüm türüdür. Boğazkere adı tadından gelmektedir. Yendiği zaman insanın boğazında bıraktığı yanma-ekşime duygusu bölgede ‘kermek ‘ diye adlandırılmaktadır. Küçük taneli, koyu renkli,kalın kabuklu ve güçlü taninli bir üzüm türüdür. Boğazkere üzümü çoğunlukla şaraplarda Öküzgözü üzümüyle kupaj edilerek ,ona üçte bir (1/3) oranında katılmak suretiyle kullanılır. Bu şekilde çok başarılı şaraplar elde edilir. Boğazkere’den monosepaj olarak da şarap üretilir ve bu şaraplar da yine oldukça iyi kalitede olup, yıllanmaya uygun olurlar. Boğazkere şarabı morumsu koyu kırmızı renkte yoğun taninli bir şaraptır. Boğazkere'de vanilya, tarçın, kuru erik aromaları hissedilir. Dengeli bir burukluğa sahiptir. Ağızda meyve tadı ve meşe fıçıdan kaynaklanan hafif yanık bir tad bırakır.

Öküzgözü: Daha çok Elazığ ve Malatya yörelerinde yetiştirilen, yerli bir şaraplık üzümdür. Tek başına şarabının total asidi yüksek, alkolü nispeten az olmasına rağmen, kendine has aromalı şarap veren bir çeşittir.

Zinfandel : En fazla Kaliforniya'da yetiştirilen siyah üzüm çeşididir. (Beyaz Zinfandel de vardır) Batı Avustralya'da yer yer rastlansa da Kaliforniya dışında pek dikili değildir. İklim ve taban farklılıklarında dolayı şarapları değişik özellikler gösterir. Şarabının stili, derin erguvani bir kırmızı renk, iğneleyici ve yanmış frenküzümü kokusu ve ılık, baharlı bir böğürtlen tadıyla tarif edilebilir. Farkedilen, canlı bir asiditesi, ölçülü miktarda taneni vardır.

Cinsault : Güney Fransa kökenlidir ve ülkemizde Trakya'da yetiştirilir. Şarabı, canlı koyu kırmızı renkte, meyveli ve baharatlıdır. Eskitilmeye müsait değildir. Kupajda kullanılır.

Pinot Noir : Kökeni Fransa'dır. Dünyaca tanınmış kaliteli bir şaraplık çeşittir. Şarabı, düşük tanenli, yumuşak içimli ve meyvemsidir.

Carignan : İspanya ve Fransa'nın Güneyinde çok yetiştirilir. Ülkemizde Ege bölgesinde yetiştirilir. Çok verimli, orta kaliteli bir çeşittir. Şarapları genelde kupaj için kullanılır.

Muscat : Batı Asya kökenlidir. Dünyanın en eski üzümlerinden biridir. Çiçek kokuludur. Hafif ve tatlı şaraplar için kullanılır.

Cabernet Frank

Sauvignon Blanc : Fransa kökenlidir. Gevrek şaraplar veren, yüksek asidite oranına sahip bir üzümdür. Şarapları hafif gövdeliden yüksek gövdeliye değişir ve genellikle sek olurlar. Otsal karakterinin yanısıra bazen mineral aromalar ve tatlar da içerirler.

Malbec

Grenache: İspanya kökenli bir üzümdür ve oradaki adı Garnache'dir. İspanya'da özellikle Rioja bölgesinde çok yetiştirilir. Yüksek alkollü, kadifemsi yapıda ve ahududuyu andıran meyve aromalı tatlara sahip koyu renkli şaraplar üretilir.

Sangiovase: İtalyan üzümüdür. İtalya'nın Tuscany bölgesinde, özellikle de Brunello di Montalcino ve Chianti yörelerinde çok iyi yetişir. Ortadan yükseğe değişen asidite oranına ve orta derecede tanene sahip şaraplar üretilir. Şarapların aroma ve tatları meyvelidir. Genelde ekşi kiraz ve menekşe gibi çiçeksi farklar ve hafif ceviz özelliği taşırlar.

Nebbiolo: İtalyan üzümüdür. Piedmont bölgesinin meşhur iki şarabı Barolo ve Barbaresco bu üzümden yapılır. Nebbiolo, bir şarabın sert olmasını sağlayan yüksek tanen ve aside sahiptir. Şarap genç olduğunda rengi koyudur. Aroması meyveli (çilek ve reçel), topraksı ve ağaçsıdır. Yıllandırılarak içilmeleri uygundur.

Barbera: Bir İtalyan üzümüdür. Kırmızı üzüm olmasına rağmen, taneninin az, asiditesinin fazla olması şaşırtıcıdır. tam olarak olgunlaştığında, serinletici gevrekliğe sahip büyük, meyveli şaraplar verir.

ALKOL VE SPOR

Şarap aynı zamanda bir enerji kaynağıdır. Şarabın verdiği enerji içerisindeki alkolden gelir.  Diğer besinlerle karşılaştırarak gidecek olursak;

1 gram protein 4 kcal,
1 gram şeker 4 kcal,
1 gram yağ 9 kcal enerji verirken, 1 gram alkol de 7 kcal enerji verir.

Farklı alkol oranlarına sahip olan şarapların verdikleri enerji miktarları da farklıdır. Örneğin % 9 alkol içeren bir şarabın 1 litresi 540 kcal enerji verirken, % 12 alkol içeren bir şarabın verdiği enerji miktarı da 690 kcal’ dir. Eğer şarap tatlı ise (yani içerisinde  bir miktar alkole dönüşmemiş şeker varsa) verdiği enerji miktarı daha da fazla olmaktadır.

Şarap (ya da herhangi  bir alkollü içki) çok fazla tüketildiği taktirde, alınan enerjinin fazlası karaciğerde toplanır ve yağa dönüşür. Bir diğer önemli husus da bu enerjinin kaslara hiçbir faydasının olmadığının bilinmesidir.Yani; alkolden alınan enerji, doğru bir enerji kaynağı değildir.

Kas gücünün en fazla gerekli olduğu alanlardan birisi olan sporla alkolün ilişkisi nedir derseniz; Sporcu gerçekleştireceği sportif faaliyet öncesinde alkol alırsa, susuzluğu artar, kaslarına glikoz yayılmaz ve performansı düşer. Sportif faaliyet bittikten sonra (hatta ertesi gün olsa bile) alacağı alkolün etkisi kötü olacaktır. Alınan alkol vücuttaki asit oranını arttıracak, buna bağlı olarak mineral tuzlar azalacak ve kaslar kendilerini toparlayamayacaktır. Tüm bunlar da yorgunluğun uzun sürmesine neden olacak, performans düşecek, sporcunun (ya da kas gücüyle çalışan kişinin) kaslarında yaralanmalar meydana gelebilecektir.

Yukarıdaki "ŞARAP VE SAĞLIK" ile "ALKOL VE SPOR" başlıklı yazıların hazırlanmasında yararlanılan kaynak; "Sağlığınızın Şerefine Şarap" -Michel Montignac-

 

BAĞBOZUMU

 

Dünyaları değişmem kızıl şaraba;
Ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.
Şarap satanların aklına şaşarım:
Ondan iyi ne var alınacak dünyada?

                                                 Ömer Hayyam


Bağbozumu zamanı geldi. Yurdun değişik yörelerindeki bağlarda çok tatlı heyecanlar, hoş telaşlar yaşanmakta şimdi. Özenle yetiştirilen üzümler, rüzgarın kimi zaman hafif hafif, kimi zaman biraz hoyratça salladığı dallarından koparılmakta ve sonunda şarap olacakları bir yolculuğa çıkmaktalar. Eğer dilleri olsaydı, bir de Veysel’in türküsünü tuttururlardı belki bu yolculuklarında; “Uzun ince bir yoldayım…” diye. Nasıl ki bizlerin mutlu sonla tamamlayamadığımız yolculuklarımız oluyorsa, onların da olacak. Bazıları iyi, bazıları daha az iyi bir şarap olacaklar. Bazıları da bu yolculuğu hiç tamamlayamayacak belki... İşte böyle bir yolculuğa çıkıyor üzümler. Bazı yerlerde bu yolculuğun başlaması şerefine şenlikler düzenlenecek, bazı yerlerde şehrin kalabalığından sıkılmış insanlar gelecek günübirlik… Bazılarıysa sessiz sedasız gidecekler. Ve bu yolculuğa çıkan üzümler günün birinde zarif bir şarap olarak çıkacaklar karşımıza. Belki güzel bir yemeğe, belki de mutlu bir sohbete eşlik edecekler. Ya da bir hüzne ortak olacaklar. Kim bilir…

Yıllardır üzüm yetiştirmemize rağmen şarap yapmanın arada bir sözünü eder, öylece de bırakırdık. Geçen yıl bunun olmasına izin vermedim. Üzümler şaraplık olmasa da şarap yapmayı denemek istedim. Az miktarda bir üzümü bu iş için ayırdım. Zaman zaman başarısız olacağımı düşünmüş olsam da sonu iyi gelmişti. Şarap yapmış olmak keyifli, dostlara “ben yaptım” diye ikram etmekse ayrıca keyifliydi. Böylece ilk acemiliğim biraz da olsa geçmişti. Biraz da olsa diyorum çünkü; bu iş sabır işi, tecrübe işi. Zaten ilk seferinde çok güzel bir şarap olsaydı, yıllardır bu işle uğraşanların harcamış oldukları yılların bir anlamı kalır mıydı? Tecrübe kelimesinin içi boş kalmaz mıydı? Tıpkı fıkradaki gibi; Bir akıl hastanesinin bahçesinde hastalar sıraya girmiş bahçe duvarındaki bir delikten dışarıya bakıyorlarmış. Bakan tekrar sıranın en arkasına geçiyormuş. Bunları gören doktor da merak etmiş ve o da girmiş sıraya. Sıra kendisine gelmiş, bakmış delikten dışarıya fakat birşey yok. Tekrar gitmiş sıraya girmiş. Yine bakıp ve birşey göremedikten sonra dayanamayıp sormuş; ben birşey göremedim, siz ne görüyorsunuz diye. Hastalardan biri; biz günlerdir bakıyoruz birşey göremedik, sen bir bakışta mı göreceksin demiş.

Kendi yapmış olduğum şarabı içtikten ve ikramlarımın ardından güzel eleştiriler aldıktan sonra heyecanım çok daha arttı. Yeni tesis ettiğimiz bağdaki anaçlardan birazının şaraplık üzüm aşılanmasını istedim ve değişik çeşitlerden az az da olsa aşıladım. O aşıların topraktan çıkışlarını, büyümelerini izledim... Önümüzdeki yıldan itibaren onlardan birer ikişer salkım üzüm alabileceğim. Böylelikle şarabımı da çok güzel şaraplık çeşitlerden yapmış olacağım gibi şaraplık üzüm üretiminin olmadığı dolayısıyla şarap üretiminin de olmadığı bu yörede, bu çeşitlerin ne derecede iyi yetiştiğini görmüş olmakla ilerisi için daha sağlıklı planlar yapabilmeyi ve başka üreticilere az da olsa yol gösterebilmeyi umuyorum. Aşılanan bu şaraplık çeşitlerin kimilerinin üzerinde küçük küçük salkımlar olmasına rağmen bu yıl bir şeye yaramayacaklarından ve asmanın o salkımları geliştirmek yerine kendini güçlendirmesini, seneye daha güçlü olmalarını sağlamak için onları kesip attım. Yalnız Adakarası (Avşa adasında yetişen yerli bir şaraplık üzüm çeşidimiz.) çeşidinin üzerinde salkımlar diğerlerine göre daha fazla ve daha düzgündüler. Geliştiklerinde nasıl olacağını görmek için birkaç salkım bırakmıştım.

Şarap yapımından kısaca bahsetmek gerekirse; “Şaraphanelerde ticari olarak” ya da “ev şarapçılığı” şeklinde az miktarlarda olmak üzere evde üretiliyor. Evde üretilen şarabı da iki şekilde üretmek mümkün. Birincisi hiçbir kimyasal kullanmadan, ikincisi bazı kimyasalları (kükürt, maya vb..) kullanarak ve ölçümlerle hareket ederek yapmak. Ben birinci yolu tercih ettim. Hem doğal olmasını istediğim için birazcık da ilave birkaç işlemden kurtulmak için.

Üzümler olgunlaştıklarında dolayısıyla da gerekli şeker miktarını ihtiva ettiklerinde toplanıyorlar. Üzümün şeker miktarı ölçülerek, kaç derecelik bir şarap elde edileceği kolayca bulunabilir. Üzümdeki şekerin tamamı alkole dönüştüğünde elde edilen “Sek Şarap” olacaktır. Az miktarda şeker kalmasıyla elde edilecek şarap ise “Dömi Sek Şarap” olacaktır. Sek şarap yapmak için işe başlanır fakat dömi sek bir şarap elde edilirse amaca ulaşılamamış olur. Ve bu başa gelebilecek istenmeyen en kötü sonuç değildir. İşte bu ve bunun gibi olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalmamak için ne yapacakları tam olarak kestirilemeyen doğal mayalar (bunlar üzümün üzerinde bulunurlar) yerine bu iş için hazırlanmış (fenni) mayaları kullanmak daha yerinde olacaktır. Bunun için kükürtleme yapılır. Kükürtleme; Potansiyel mikroorganizma kaynaklı sorunları önlemek için sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Sonrasında maya kullanılır. Doğal mayalar, şıra belli bir alkol değerine ulaştığında bunu tolere edemeyip çalışamaz hale gelir ve fermantasyon durabilir. Fenni mayaların böyle bir sorunu yoktur. Fakat şunu da belirtmeliyim ki ben şimdiye kadar doğal mayalara güvendim ve onlar da yüzümü kara çıkarmadılar...

Şarap yapımında mayaların durumu bana trajik gelir. Üzümlerin üzerindeki doğal mayalar (bakteriler) üzümdeki şekeri parçalamaya başlıyorlar ve ortaya iki şey çıkıyor. Alkol ve karbondioksit gazı. Mayalar şekeri parçalamaya devam ettikçe alkol oranı da yükseliyor. Ve sonra öyle bir noktaya geliyorlar ki, hem şeker bitiyor hem de mayalar yüksek alkolün içinde yaşayamaz oluyorlar.Kendi yarattıkları alkol aynı zamanda onların sonu oluyor...

Bu yıl üzümler olgunlaştığında şarap yapmak için sabırsızlanmaya başlamıştım. Toplanan üzümleri saplarından tek tek kendim ayırdım. Sonra ezilen üzümleri ilk fermantasyon için beklemeye bıraktıktan sonra sıra bu cibreden posa kısmını ayırmaya geldiğinde içlerinden birinde (kaplardan biri) işlerin ters gittiği, mayaların çalışmadığı hissine kapıldım. İnanılmaz üzüldüm. Sanki o bir üzüm suyu değildi, sanki başka bişeydi, daha özeldi. Üzgün bir şekilde işlemlerini tamamlayıp, hava kilidini taktıktan sonra yerine koydum. Bir müddet sonra nefes almaya başladığını gördüm, hem de çok güzel yapıyordu bu işi. Ben yanılmışım meğer. Öyle mutlu oldum ki...

Bodrum’da kurulu az sayıdaki bağdan en eskilerinden birine sahip olmamıza karşın şarap yapma işini bu kadar geç düşünmüş olmak beni hayıflandırıyor. Böylesine zevkli bir uğraşla daha erken tanışmış olacaktım. Belki de bu küçük uğraş daha büyük girişimlere bir kıvılcım teşkil edecek, şimdi bulunduğumuz acaba hangi üzüm çeşidi ne derecede iyi yetişecek aşamasından çok daha farklı yerlerde olacaktık. Hani klasik bir söz vardır “Hiç bir şey için geç değildir” diye. İşte aynen öyle,

Henüz geç kalmış değiliz…

(Eylül 2005)

Yukarıdaki "BAĞBOZUMU" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ"  derginin 2. sayısından, Mehmet Vuran'ın aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

* Yukarıdaki yazı, benim Bodrum MAVİ dergide yazdığım ilk yazı. BODTO başkan yardımcısı Adem Güner dergi için bir yazı istemiş ve ben bu yazıyı göndermiştim. Ve MAVİ dergide yazma serüveni de bu yazıyla başlamıştı...

 

ASMALAR ÇİÇEK AÇARKEN…

Bitkilerin topraktan aldığı temel besin maddelerinden birisi olan fosforun, bitkide en fazla bulunduğu yerlerden biri dalların uç kısmıdır, filizlerdir. Bilindiği gibi bu bölgeler taze ve parlaktırlar.

Daha bir buçuk ay kadar önce filizlenmiş olmalarına rağmen baş döndürücü bir şekilde inanılmaz hızlı büyüyen ve dallarındaki bıyıkları vasıtasıyla tellere tutunup rüzgara karşı koyan asmalar, sıcaklığını hissettirmeye başlayan Ege güneşinin altında parıl parıl parlıyorlar. Bugünlerde yeşil budama yapılan asmalarda, tomurcuklanmış ve çiçek açmaya hazırlanan salkımların fazlaları kesilip atılıyor. Çünkü asmanın topraktan ve havadan alabileceği “su+besin maddesi+mineral” maddelerin bir sınırı var. Bu sınırı aşacak miktardaki salkım sayısı, üzümlerin iyi gelişememesi, tat ve aromalarının iyi olmamasına neden olurken, eğer (ekonomik sınırın altına düşmemek kaydıyla) salkım sayısı ne kadar az bırakılırsa taneler daha yoğun, daha aromatik olacaklardır.

Erkenci sofralık üzümler Temmuz’un ilk haftasında olgunlaşacaklar.(Bugün 22 Mayıs) Şaraplık üzümler ise daha fazla güneşi özümseyerek nazlı nazlı gelişecekler ve onlardan da en erken yetişenler Ağustos’un ikinci yarısında hasat edilecekler ve şaraba giden yolculukları da başlamış olacak. Şimdilik onları tarlada bırakalım ve bir şarabı nasıl seçeceğimize, şarap şişesinin üzerindekilerin içindekiyle ilgili ne dediğine, ne demesi gerektiğine bakalım;

Çoğu şaraplar iki temel yoldan biri ile isimlendirilirler. Avrupa’da isimlendirme bölge isimlerine ve üreticiler arasındaki hiyerarşiye göre yapılırken, Yeni dünya şarap ülkelerinde üzüm ismi daha öne çıkar. A.B.D li bir şarap uzmanının; “bugünlerde bir şarap dükkanına girerseniz, beyaz şarapların yarısından fazlasının adı Chardonnay ve kırmızı şarapların çok büyük bir miktarının adı da Cabernet Sauvignon ve Merlot’dur” sözleri bu durumu net bir şekilde açıklamaktadır. Etiketlerde yer alan diğer bilgiler belli standartlara oturmuş olmalarına rağmen bazı değişiklikler de gösterebilmektedirler.

Türkiye’de ise durum biraz daha farklıdır. Bazı şaraplarda üretici firmanın ismi ön planda yer alırken kimi zaman da aynı firma her değişik şarabı için ayrı bir isim kullanmaktadır. Bu genellikle doğrudan o yörenin ismi olabilirken bazen de yerel bir özelliği veya oranın tarihini v.s. yansıtan bir isim olmaktadır. Üzüm ismi kimi şaraplarda fazla ön plana çıksa, bazen biraz arka planda kalsa da hemen hemen her etikette bulunur.

Bazı şarap etiketlerinde ancak dikkatli bakınca görülebilecek şekilde yazılmış olan, şarabın yapıldığı üzüm ya da üzümlerin yetiştirildiği bölge ismi de bulunmaktadır. Bölge, şarabın kalitesi hakkında bir fikir verebilmelidir. Eğer çok geniş bir alanı ifade ederse ne ölçüde sağlıklı bir fikir vereceği ise şüphelidir.

Bir şarap etiketi; şarabı kimin ürettiği, hangi üzümden ürettiği, hangi yılın mahsulü olduğu, üzümlerin nerede yetiştiği, ne kadar alkol içerdiği, şarabın tipi yani beyaz ya da kırmızı ve sek veya tatlı olduğu hakkında bilgi vermelidir. Ne kadar çok bilgi verirse o kadar iyidir.

Mahsul yılı neden önemlidir? Eğer olgunlaşma döneminde havalar kapalı gitmişse, üzümler yeterli şeker oranına ulaşamayacakları için şarabın alkol oranı düşük kalacaktır. Yağmurlu bir sezon ise, suyu bol ancak aroması düşük üzüm taneleri demektir. Bu durumda asmaların sulanmamasının bir anlamı da kalmaz. Bir yerde şöyle deniliyordu; “iyi şarap stresli üzümden çıkar.”


Diyelim ki Şiraz’la ilgili güzel bir yazı okudunuz ya da bir yerde içtiniz hoşunuza gitti ya da birisi tavsiye etti… Belki de yükselen trend Şiraz ve siz de onu içmeye karar verdiniz. Bu durumda şarap satılan en yakın yere gidip üzerinde o üzüm çeşidinin adı yazan şarabı almanız doğru gibi görünse de aslında o kadar basit ve kolay değil. Değişik üreticiler tarafından o üzümden yapılmış çok sayıda şarap görmeniz kuvvetle muhtemeldir ve büyük bir ihtimalle fiyatları da tatları da farklı olacaktır. Eğer böyle değil ve Şiraz’dan yapılmış bir-iki şarap varsa (şarap reyonunda) bu durumda seçmek zor olmayacak, zahmetten de kurtulacaksınız. Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu artık şarabı içince anlarsınız. Ne çıkarsa bahtınıza. Çok miktarda şarabın olduğu durumda ise, ya hepsinden birer tane alırsınız ya da etiketlerini inceledikten sonra iyi olduğunu düşündüklerinizi alacak veya en azından görsel olarak hoşunuza giden ve cebinize de uygun olanları alarak, bunları içtikten sonra değerlendirmenizi yapar, hoşunuza giden şarabı belirlemiş olursunuz. Bundan sonrası için bu sizin tercih ettiğiniz şaraplardan birisi olur. En azından bir Restoranta gittiğinizde sipariş verebileceğiniz belli bir şarap olacaktır. Aksi taktirde rastgele bir şarap içmek veya seçimi şefe bırakmak durumunda kalabilirsiniz. Unutmayın ki şarap siparişi verirken kararlı bir şekilde söyleyeceğiniz bir şarap ismi etkileyici olacaktır.

İyi de hep aynı şarabı mı içelim? Olur mu hiç, yeni denemeler demek yeni tatlar demektir. Hoş sürprizler demektir. Bu maceralardan kendinizi mahrum bırakmamalısınız. Bırakmayın da.

Aynı üzüm çeşidinden yapılmış olmalarına rağmen şaraplar neden birbirlerinden farklıdırlar? Üzümün yetiştiği yer, hasat zamanı, işlenmesi, saklanmasından şişede kullanılan mantara kadar birçok faktör bu konuda etkendir. Hatta kadehin şeklinin bile etken olduğu biliniyor, bunun yanında kadehin camının kalınlığının da etkilediği yönünde rivayetler mevcut. Artık bunu siz tecrübe edersiniz…

Bir şarap seçmek için bu kadarı da fazla mı dersiniz? Yok yok değil. İşin asıl zevki burada. Şarap hakkında konuşmak, etiketlerini kontrol etmek, fikir yürütmek işin zevkli tarafı... Olsun yine de bana göre değil diyorsanız bu durumda şarap reyonuna gidip önünüze çıkan ilk şarabı alabilirsiniz.

Hiç dağa gidip mantar toplayanınız var mı? Ne kadar zevklidir bir bilseniz… Her ağacın, her çalının altını tek tek kontrol edersiniz. Define aramak gibi bir şeydir. Define aramanın da tek amacı zengin olmak mıdır, bence maceracı ruh daha ön plandadır. O mantarı aramak ve bulmak da inanın yemekten daha zevklidir. Dedim ya define aramak gibi diye. İşte şarabı içmek de işin en son kısmı. Öncesi de en az içmek kadar güzeldir. Bunu kaçırmamalısınız bence…

Bir de kendi yaptığınız şarabı içmek var ki, o bambaşka bir şey…

Yukarıdaki "ASMALAR ÇİÇEK AÇARKEN" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ"  derginin 7. sayısından, Mehmet Vuran'ın aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

 

NEDİR BU “BUTİK” MESELESİ? 

Teferruata fazla girmeyen bir sözlükte butik için “giyim eşyası satılan yer” denilmekte. Büyük Larousse’de ise kelimeyle ilgili olarak, “Fransızca’dan dilimize girdiği ve boutiqua kelimesinden geldiği, özel bir modelden az sayıda üretilmiş özgün giysi, aksesuar v.b satan gösterişli dükkan. Büyük bir mağazada küçük mağaza havası yaratılmak amacıyla düzenlenmiş bölüm” şeklinde bir açıklama var.

Son yıllarda ise giyim konusunu aşıp özel olan bir çok şey için kullanılabilmekle birlikte, özellikle turizm sektöründe “butik otel”, şarapçılıkta da “butik şarap” tanımını sıklıkla duyar olduk.

İyi de bunların bir standardı var mı? Varsa nedir? Ne, ne kadar butiktir?...

Turizm Bakanlığı’nın web sitesine girdiğimizde;

YEDİNCİ BÖLÜM
Özel Tesisler

Butik oteller
Madde 43 -
Yapısal özelliği, mimari tasarımı, tefriş, dekorasyon ve kullanılan malzemesi yönünden özgünlük arz eden, işletme ve servis yönünden üstün standart ve yüksek kalitede, deneyimli veya konusunda eğitimli personel ile kişiye özel hizmet verilen ve aşağıda belirtilen nitelikleri taşıyan en az on odalı otellerdir:
a) Modern, reprodüksiyon, antika gibi özelliği olan mobilya ve malzemeler ile tefriş ve dekorasyon,
b) Beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odalar,
c) Kapasiteye yeterli kabul holü, kahvaltı salonu, oturma salonu,
d) Yönetim odası,
e) Alakart lokanta,
f) Genel mahallerde klima sistemi,
g) Yirmi dört saat oda servisi,
h) Çamaşır yıkama ve kuru temizleme hizmeti,
j) Otopark hizmeti,

şeklinde bir tanım ve standartla karşılaşıyoruz. Buna karşın sanki toplumumuzda yukarıda çerçevesi çizilenden daha farklı bir algılama varmış gibi geliyor bana.

Benzer bir durum da şarapçılıkta var. Ancak butik şarabın (henüz) yönetmelikle düzenlenmiş  bir tanımı ve standardı yok. Ama butik şarap çok. Daha doğrusu butik olduğunu iddia eden şarap çok.

Butik şarapta o bölgenin karakteristik özellikleri ön plana çıkar. Örneğin Avşa adası merkez olmak üzere, o çevrenin üzümü olan Adakarası (veya bir başka yörenin üzümü), Bodrum’da (veya başka bir yerde) buranın iklim ve toprak özelliklerini yansıtan daha farklı şaraplar verecektir. Butik şarap; bir bağ ya da belli bir iki bağın üzümlerinden, fazla taşınmaya maruz kalmadan, geleneksel yöntemlerle ve mümkün olduğunca az kimyasal kullanılarak yapılan şaraptır. Bunun sonucunda da doğal olarak bu şarap zaten az miktarda üretilmiş olacaktır. Fazla bir üretim için ya bu  kriterlerin  dışına  çıkmak  gerekir ya da çok geniş bağlara sahip olmak. Yani bir şarap butikse, muhtemelen de az üretilmiştir. Ama az üretilen her şarap da butik değildir.

Şaraplık üzüm çeşitleri belli. Bunların dışına çok da çıkılamıyor. Hal böyle olunca şaraplar arasındaki farkı yaratacak olan da bu çeşitlerden daha çok onların nerelerde ve hangi  şartlarda yetiştikleri ve şaraba işlenme yöntemleri.  Bunları  bir  kenara  bırakıp,  Türkiye’nin  çeşitli yörelerinden topladığınız üzümlerden şarap yapıp sonra da butik şarap yaptım diyemezsiniz. Önde gelen şarap uzmanlarımızdan birisi, geçenlerde okuduğum bir yazısında; “Türk şarapçılığının tipik hastalığının uzaklardan üzüm getirtme uygulaması olduğunu” belirttikten sonra, şarapçılığa yeni başlamış bir üreticiden beklentisinin “yöresinin terrior (terruar) ını keşfetmesi ve bunu değerlendirerek butik bir çizgide ilerlemesi” olduğunu söylüyordu.

Birkaç gün önce gazetede okuduğum yazıda, Türkiye’deki büyük şarap fabrikalarının markalarına aşık atan tek butik şarap olduğu söylenen bir şarabın, yılda sadece 80 bin şişe üretildiği yazılıyor, restoranların şarap menülerinde bu “Türkiye’nin en kaliteli butik şarabına” mutlaka yer vermeleri gerektiği, hem böylelikle diğer butik şarapçılarımızın da önünün açılacağı belirtiliyordu.

Bu yazıyı okuyunca, daha önce okuduğum bir başka yazıyı hatırladım. Yukarıda bahsedilen ve butik şarap yaptığı söylenen üreticinin, “başlangıçta Türkiye’ye nefis şaraplar armağan ettiği ancak bu çizgide gitmek yerine, çizgisinden saptığı v.s.” yazılıyordu.

Yine aynı günlerde okuduğum diğer bir yazıda ise, butik şarap yaptıklarını ve üretimlerinin yalnızca 50 bin şişe olduğunu söylüyordu bir şaraphane sahibi. İyi, güzel. Ama yurdun çeşitli yerlerinden üzüm aldıklarını da söylüyordu. Oldu mu şimdi? İşte birbirine yakın zamanlarda okuduğum bu yazılardan sonra, “butik, ne kadar butiktir, ölçüsü nedir?” dedim. Hadi buna butik dedik. Peki bir üreticinin kendi bağında yetiştirdiği üzümlerden, bağının içindeki ya da yakınındaki küçük şaraphanesinde ürettiği şaraba ne diyeceğiz? Çok butik mi? Bir başkası da küçük bağında o yöreye has ve unutulmaya yüz tutmuş, başka yerde olmayan yerel ve güzel bir üzümden o yöreye özgün bir şarap üretirse ona ne diyeceğiz? Artık ona da mega butik demek lazım herhalde.

Bu butik meselesi biraz karmaşık bir konu gibi duruyor. Belki Turizm Bakanlığının butik otel için yaptığı gibi butik şarap için de bir tanım ve üretim kriterleri belirlenebilir. (Belki de ben konuyu fazla büyütüyorumdur.) Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) ’nın web sitesine (www.tapdk.gov.tr) girdiğinizde şarapların standardı hakkında aradıklarınızı bulabilirsiniz. Ancak butik şarapla ilgili herhangi bir bilgi yok. Yine de yanlış bir şey yazmak istemediğim için TAPDK’ya telefonla sorduğumda; butik şarapla ilgili bir tanım v.s olmadığı, şarap üretiminde herhangi bir kapasite alt sınırının da olmadığı (distile edilmiş diğer alkollü içkilerde üretim için bir alt sınır var), bir üreticinin 50 bin şişe de şarap üretse, 1 milyon şişe de üretse, daha fazla da üretse, butik diyebileceği, buna bir engel olmadığı söylendi.

Adı ister butik olsun ister başka bir şey olsun, şaraplar özgünlüğe yönelmeli. Her şarabımız özgün olacak diye de bir şey yok tabi. Ama “özgün şaraplarımız mutlaka olmalı.” Bu neden önemli? Size ilginç, biraz da uç bir örnek vereyim; Sofralık üzümden az miktarda şarap yapmıştık. Bunu duyanlardan bir kişi, hem de piyasadaki bir çok şaraba ulaşabilecek bir kişi, kendisine bir şişe şarap verebilir miyiz diye sordu. Ben de “ama bunu sofralık üzümden yaptık, iyi bir şarap olduğu iddiasında değilim” dediğimde, “biz öbür şarapları her yerde bulabiliyoruz, benim merak ettiğim sofralık üzümden yapılan şarap” demişti. İşte merak bu. Ve insanların doğasında var. Eğer bu olmasaydı ne turist olurdu, ne de turizm. Ve bir Fransız da Fransa dışında şarap içmezdi. Ama içiyor. Madem ki içiyor, öyleyse farklı ve o yöreye özgü bir tat bulabilmeli. Bulabilmeli ki bir kadeh daha içme isteği duysun. Bulabilmeli ki merak ettiğine ve tattığına değsin…

Yukarıdaki "NEDİR BU “BUTİK” MESELESİ?" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ"  derginin 9. sayısından, Mehmet Vuran'ın aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

 

ŞARAP TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

Ağırlık: Şarabın ağızda bıraktığı kalıcı bir hacim hissi.

Ahenkli: Sadece iyi dengeli değil, aynı zamanda kendilerini çok hoş bir şekilde ortaya koyan şaraplardır.

Alkol Derecesi: Şarapta bulunan alkolün miktarı. Bu oransal olarak belirtilir. Alkol %...  gibi.

Aperatif: Yemek öncesi iştah açıcı olarak içilen içki.

Apelasyon : Şarabın kökenine göre denetimli olarak adlandırılması. Fransızlar'ın öncüsü olduğu "Appellation d’Origine Controlée" (AOC) sistemiyle şarap bölgeleri temel alınarak bir sınıflandırma yapılır ve hangi bölgede hangi üzümlerin yetiştirileceği, üzümlerin verim oranı, hasat ve işlenme tarzları belirlenir. Bu şartlara uyan üreticilere bu ibareyi taşımaya hak kazandıklarına ilişkin sertifika verilir. Apelasyon bir kalite güvencesidir, şartlara uymayan üreticilerin sertifikaları iptal edilir.

Aroma: Şarabın yapıldığı üzüm veya üzümlerden kaynaklanan tat ve kokulara aroma denir.

Artık Şeker: Fermantasyon sonrasında şarapta kalan şeker.

Asidite: Üzümlerde genellikle bulunan ve doğal bir asit olan tartarik asit, yaklaşık olarak şarabın 0.5 - 0.7'sini oluşturan bir maddedir. Bu terim de bu maddenin miktarını belirtmek için kullanılır.

Bacak: Şarap kadehte iken, hafif dairesel hareketlerle çalkalanması sonucu kadehin iç cidarlarında yükselir ve yollar halinde aşağıya doğru süzülürken de Fransızcada bacak (jambes) ya da gözyaşı (larmes) anlamına gelen oluşumlar meydana gelir. Alkol oranı yüksek şaraplarda bu oluşum daha belirgin olacaktır.

Beaujolais (Bo-jo-le): Esasında Fransa’nın Burgundy bölgesindeki yörelerden biri olan Beaujolais, genel anlamda, hasat edilen üzümlerden aynı rekolte yılı içerisinde üretilen genç şaraplara verilen isimdir. Basit, meyvemsi ve içimi kolay olan bu şaraplar, çok kısa sürede tüketilmek üzere piyasaya sürülürler.

Birincil Aroma: Şarap yapılan üzüm çeşidinden kaynaklı tazelik hissi veren aromaları ifade etmek için kullanılır.

Bitiş: Şarabın ağızda bıraktığı son his.

Bitkisel: Bitki örtüsü veya bitkileri andıran aroma ve tatlar.

Bouchonné (bu-şo-ne): Mantar enfeksiyonundan etkilenmiş ve bozulmuş olan şaraplar için kullanılan bir tanımlamadır.

Baumé (Bo-me): Şarap yapımında sıkça kullanılan bir ölçü birimidir. Üzümdeki şeker miktarını tanımlamaya yarar. 1° Baumé, her litre su başına 17-18 gram şekere denk gelir. Örneğin, 12 ° Baumé’ye sahip bir üzümden, eğer tamamen sek bir şarap elde edilecekse, alkol oranı yüzde 12 olan bir şarap yapılabilir.

Buke: Daha çok olgun ya da olgunlaşmakta olan şarapların kokusunu anlatmakta kullanılan bir terimdir. Şarapta, üzümden gelen birincil aromalar ile fermantasyon ve eskitme sırasında oluşan ikincil ve üçüncül aromaların kompleks bileşkesi olarak da tanımlanabilir.

Burun: Şarabın kokusal incelenmesine verilen ad.

Buşon Parası: Kendi şarabını restorana getiren müşteriden alınan mantar açma parası.

Büyük: Çok fazla yoğun olan şaraplar için kullanılır.

Büzücü: Bazı şaraplarda tanen, asit veya ikisinin karışımının ağızda yarattığı kurutma hissini ifade eder.

Cibre: Üzümün sıkılmasından sonra kalan kabuk, çekirdek ve saptan oluşan artığa verilen addır.

Degüstasyon: Bir şarabın özelliklerinin değerlendirilmesi amacıyla tadılması işlemidir.

Dekantasyon: Bir şarabın tortudan arındırılması ya da havalandırılması amacıyla, şişeden ayrı bir kaba, bir dekantöre boşaltılması işlemidir.

Denge: Kaliteli şaraplarda mutlaka bulunması gereken bir özelliktir. Dengeli bir şarapta, alkol oranı, asidite, şeker miktarı ve tanen, damakta bir denge halindedir ve hiçbir özellik diğerlerini bastıracak kadar ön plana çıkmaz.

Dömi-sek: Hafif tatlı şaraplar için kullanılan bir terimdir. Şeker oranı litre başına, genellikle, 4 – 12 gram arasındadır

Derinlik: Şarabı ağzımızda gezdirmeye başladığımızda tek bir tat olgusu yerine birbirinden farklı tatlar algılayabiliyorsak bu derinlik ifadesi ile tarif edilmektedir.

Enoloji: Şarap ile ilgilenen bilim dalı.

Estate Bottling: Şarabın, üzümlerin yetiştiği bölgede kurulan tesislerde üretildiğini ifade eder. Buradaki avantaj, bağlardan toplanan üzümlerin, tesislere yakın olması sayesinde toplanan üzümlerin hava ile teması sonucu oksidasyona başlamadan işlenmeye başlamasıdır.

Etek: Şarapçılık dilinde şarabın rengine verilen isimdir.

Fermantasyon: Üzüm suyunda doğal olarak bulunan şekerin, mayaların yardımı ile etil alkol ve karbondioksite dönüşmesidir.

Finiş: Şarabın ağızda bıraktığı nihai etki için kullanılan bir tanımlamadır. Bitişi “uzun” olan bir şarabın tadı ağzınızda bir süre kalır ki bu da şarabın kaliteli olduğunun bir göstergesidir.

Genç şarap: Üzümün birincil aromalarını kaybetmeyeceği özel bir yöntem ile üretilip hemen şişelenen ve fazla bekletilmeden tüketilmeleri gereken şaraplardır.

Gövde: Bir şarabın damakta bıraktığı dolgunluk hissi. Alkol oranı ve ekstresi yüksek olan şaraplar sağlam ya da dolgun olarak tanımlanırlar.

Karaf: Dekante edilecek şarabın konulduğu genelde cam malzemeden yapılan geniş ağız ve gövdeye sahip dinlendirme kabı. (bkz:dekantasyon)

Kav: Şarapların bekletildikleri mahzene verilen addır.

Kısalık: Şarabın ağızda bıraktığı tadın kalıcı olmaması ve bir iki saniye içinde kaybolması halinde, o şarabın kısa olduğu söylenebilir. Tanenin ağızda bıraktığı burukluk, ağızda kalıcılık kavramında dikkate alınmaz.

Kompleks: Üstün kaliteli şarapların sahip olduğu bir özellik olan kompleks yapı, çeşitli aroma ve bukelere sahip olan şarapları tanımlayan bir tadım terimidir.

Kupaj: Farklı özellikteki küvlerin veya fıçıların şaraplarının harmanlanması işlemidir. Bu işlemde, bağların farklı kısımlarından elde edilen şarapların, değişik yılların, değişik işlemlerden geçmiş ayrı karakterde şarapların ya da farklı sepajların birbirleriyle harmanlanması yoluyla, daha kaliteli şarapların üretilmesi hedeflenir.
Likör şarap: Alkol eklenerek fermantasyonları durdurulmuş şaraplardır. Bu nedenle, alkol oranları yüksektir. Porto ve Jerez
dünyanın en ünlü likör şarapları olarak bilinirler.

Magnum: 1.5 litre (normal bir şarap şişesinin iki katı) hacmindeki şişelere verilen addır.

Maserasyon: Kırmızı ve roze şarap üretiminde, üzümlerin kabuk ve çekirdekleriyle birlikte bekletilerek renk, tanen ve diğer organik maddelerin kazandırıldığı işleme verilen addır.

Mayşe: Şıralı cibreye verilen isimdir.

Meyvemsilik: Şarapta, cazip ve özellikle narenciye, böğürtlen türü meyveleri çağrıştıran aromaları betimleyen bir tadım terimidir.

Monosepaj: Tek üzüm çeşidinden yapılan şarap. Ancak bu üzümün %100 kullanılması şart değildir. Birçok ülkede %15-25 oranında başka bir üzümün kullanılması halinde bile şarap baskın üzümün adıyla “monosepaj” olarak satışa sunulabilir.

Oksidasyon: Fazla oksijene maruz kalmaktan dolayı oluşan şarap hatasıdır. Bu tür şaraplar “oksidize” olarak tanımlanır ve tatları sirke gibidir.

Sek: Tatlılıkları pek fazla algılanmayan şaraplardır. Genellikle, şeker oranları litre başına 0-4 gram arasında olsa da, asiditelerine göre, bu oran litre başına 10 grama kadar çıkabilir.

Sepaj(varietal): Fransızca’ da şarabın yapımında kullanılan üzüm çeşidini ifade etmek için kullanılır. Sepaj şarap ise varietal olarak da anılan tek bir üzüm çeşidinden yapılan şaraplara verilen isimdir.

Tanen: Üzüm kabuklarında, çekirdeklerinde ve saplarında bulunan ve ağızda burukluk hissi uyandıran maddedir. Kırmızı şaraplarda daha çok bulunan tanenler, bu şarapların gövdesine katkıda bulunurlar ve aynı zamanda yıllanmalarında önemli bir rol oynarlar. Tanen şaraba, üzüm dışında yıllandırıldığı ahşap fıçıdan da geçebilir.

Uzunluk: Şarabın ağızda bıraktığı tadın etkinliği ve kalıcılığıdır. Tanenin ağızda bıraktığı burukluk, uzunluğa dahil değildir.

Vintage (rekolte): Birden fazla anlama sahip olan bir terimdir. Bağbozumu anlamında kullanılabildiği gibi, üzümlerin toplanıp şarap üretimine başlanan yıl olarak anlamında da kullanılır. Kimi zaman da, şampanyada olduğu gibi, şarabın tek bir yıl ürünü olduğunu anlatır.

Vitikültür: Bağcılık bilimi ve uygulamasına verilen addır. Bağların bulunduğu iklim ve toprak koşulları, üzüm çeşidinin seçimi, bağların tesis edilmesi, aşılama hastalıklar ve daha pek çok konu ile ilgilenen bir bilim dalıdır.

Yavanlık: Asitliliği düşük, yapısı ve karakteri zayıf olan düşük kaliteli şarapları tanımlayan tadım terimidir.

Yuvarlaklık: Çoğunlukla dengeli, taneni, asiditesi ya da şeker oranı ön plana çıkmayan şaraplar için kullanılan bir terimdir

 

             Linkler

 

 © 2009  Bodrum Bağları