|
|
|
GEÇMİŞTEN
GÜNÜMÜZE YAĞHANELER
MEHMET VURAN |
|
|
|
Zeytin
zamanı
geldi. Daha doğrusu zeytin hasat zamanı geldi. Efsanevi ağaç
zeytin. Ölmez ağaç zeytin. Antik çağ yazarlarından Columella
onun için prima omnium
arborum (ağaçlar arasında birinci) demiştir. Ve
mucizevi sıvı; Zeytinyağı. Mucizevi olmasına mucizevi de, biz
bunun ne kadar farkındayız? Çünkü Türkiye’de kişi başına
zeytinyağı tüketimi 1 kg civarında. Bu rakam; Yunanistan’da 20
kg, İspanya’da 14 kg, İtalya’da 13 kg, Tunus’ta 10 kg,
Suriye’de 6 kg, Portekiz’de 5 kg, Avrupa Birliği ortalaması da
4,5 kg’ dır.
Bilimsel araştırmalar zeytinyağının faydalarını ortaya
koyuyor. Gün geçmiyor ki zeytinyağıyla ilgili bir haber
duymayalım, okumayalım. Bir de eskilerden kalma, zamanın
imbiğinden süzülerek gelmiş sözler var. Bazıları taa antik
çağlara dayanıyor. Bakın o dönemde ne demişler;
"İnsan vücuduna iyi gelen iki tür sıvı
vardır. İçsel olarak şarap, dışsal olarak zeytinyağı; her
ikisi de ağaçlardan elde ediliyor ama zeytinyağının yeri
bambaşka." diyor antik çağ yazarlarından Plinius.
Yüz yıldan fazla yaşayan ünlü filozof
Abderalı Demokritos, "sağlığımızı nasıl koruyabilir de yaşam
süremizi uzatabiliriz" sorusuna, "içimizi balla, dışımızı
zeytinyağıyla yuğalım" diye cevap vermiştir.
Yüz yaşındaki Pollio Romilius'un, İmparator Augustus'un "nasıl
bu kadar dinç kalabildin" sorusuna verdiği yanıt da çok farklı
olmamıştır; "İçsel olarak ballı şarapla, dışsal olarak da
zeytinyağıyla." "intus mulso, foris oleo" (Plinius)
Bu sözlerde, o dönemde zeytinyağının
kozmetik yönden kullanımının ne derece önemli
olduğuna işaret edilmekle
birlikte, zeytinyağı eski çağlardan günümüze kadar
yemeklerde, kurban törenlerinde, yakmak için lambalarda, saçın
parlatılması gibi çok değişik alanlarda kullanılmıştır.
Bodrum Mavi dergide daha önce zeytin ve
yağıyla ilgili birkaç yazı yayımlamıştık. Bu sayıda bunlara
bir yazı da ben ekliyor ve eski yağhanelerimizi anlatmak
istiyorum. Ama hemen burada, daha yazının başında bir konuyu
açıklığa kavuşturalım; zeytinyağının çıkarıldığı yerlere,
“Zeytinyağı İşliği” de denilmeye başlansa, Modern sistemler
adlandırılırken, “Kontinü Sistem Modern Zeytinyağı Fabrikası”
da denilse, ben hepsi için eskiden buralarda kullanılan ismi
kullanacağım; “Yağhane”
Teknolojinin ilerlemesi sonucu,
zeytinlerin taşlarla ezilip torbalara konularak zeytinyağı
çıkarılması yönteminden modern sistemlere yönelinmiştir ve
eski yağhaneler de hızla tarihe karışmaya başlamışlardır.
Bugün itibarıyla Bodrum İlçe sınırları
içerisinde 15 adet çalışır durumda Yağhane var.
Bunların dağılımı şu şekilde;
Çalışır durumdaki (taşlı) eski
Yağhaneler; Mazı’da 1 adet, Çömlekçi’de 1 adet, Mumcular –
Bayır mahallesinde 1 adet olmak üzere toplam 3 adettir.
Yeni (Kontinü Sistem) Yağhaneler;
Gündoğan’da 1, İslamhaneleri’nde 1, Çömlekçi’de 1, Mumcular’da
2, Mazı’da 1, Yeniköy’de 1, Çiftlik’te 1, Kızılağaç’ta 2,
Çamlık’ta 1 ve Pınarlıbelen’de 1 tane olmak üzere, toplam 12
tanedir |
|

Yüz yaşındaki Pollio
Romilius'un, İmparator Augustus'un "nasıl bu kadar dinç
kalabildin" sorusuna verdiği yanıt da çok farklı olmamıştır;
"İçsel olarak ballı şarapla, dışsal olarak da zeytinyağıyla."
"intus mulso, foris oleo" (Plinius)


1
|
|
|
|
|
|
|
|
Zeytinyağı çok eski zamanlardan beri
biliniyor ve kullanılıyor. Şarap, Zeytinyağı ve tahıllar antik
çağın en önemli ticari metaları idiler. Arkeolojik bulgulardan
anlaşılıyor ki, buralarda yüzyıllardır hatta binyıllardır
zeytinyağı çıkarılıyordu. Her ne kadar zeytin ağacı, ölmez
ağaç olarak bilinse de neticede her şeyin bir sonu var ve kim
bilir nice zeytinler doğmuş, nice zeytinler ölmüştür bu
topraklarda. Ve kim bilir ne yağlar çıkarılmıştır
yağhanelerde, nice amphoralar yapılmıştır o yağları taşımak
için…
“Anadolu'da açığa çıkarılmış, bilinen en
eski zeytinyağı işliği/fabrikası kalıntı ve buluntuları
İzmir’in Urla ilçesindeki antik zeytinyağı işliğidir.
Klazomenai kentinde yaşayan İonlar tarafından inşa edilmiş ve
işletilmiştir” denilen ve buraya ait arkeolojik bulguların
anlatıldığı
www.klazomeniaka.com web sitesinden takip edildiğinde ya
da yerinde görülüp, günümüzdeki eski sistem bir yağhaneyle
karşılaştırıldığında, zeytinden yağ çıkarma yönteminin, o
dönemden modern sisteme geçilen yakın zamana kadar aşağı
yukarı aynı olduğu anlaşılıyor.
Klazomenai’de
zeytinyağının çıkarılışında kullanılan sistemin bir benzeri
olan ve taşı katır ya da insan gücüyle döndürülen eski bir
yağhane atıl olarak Pınarlıbelen Köyü, Karanlık mahallesinde
mevcuttur. Fotoğraflar eşliğinde zeytinyağı
çıkarmaya ve eski sistemden modern sisteme geçişe bir bakalım
diyorum. Ancak bunun öncesinde, 1900’lü yılların başından
itibaren bu yörede kurulmuş yağhaneler hakkında bilgi vermenin
de doğru olacağı düşüncesindeyim.
Neden 1900’lü yılların başı, çünkü daha
öncesi için sağlıklı bilgiye ulaşamadım. Ve neden bu yöre?
Çünkü Bodrum İlçe sınırları içerisinde hem zeytin ağacı
varlığı, hem de yağhane varlığı açısından yoğunluk, Kızılağaç,
Çiftlik ve Karaova’dadır. Torba-Bodrum merkez hattının doğusu
da diyebiliriz.
Bu eski
yağhanelerden biri Pınarlıbelen Etrim mahallesindeki tarihi
çeşmenin yanında Memetçikler sülalesi tarafından kuruluyor
(1800'lerin sonu - 1900’lerin başı). Şimdi sadece
yıkıntıları
kalan bu yağhanenin inşaatını Dimitri adında
bir Rum usta yapmış. Daha birkaç yıl öncesine
kadar o yıkıntıların
arasında ezme taşları
ve burgulu baskı makinası duruyordu.
Birisi taşları alıp dekor olsun diye evine
götürünce, burgulu
baskı
makinası
|
|
tek başına kalmış ve zamana meydan okurcasına
duruyor orada. Oldukça eski yağhanelerden bir başkası
Yarangöl mevkiinde (Sazköy sapağındaki
gölet) Kocaosmanoğlu
tarafından kuruluyor. Ardından
Pınarlıbelen’de İbrahim Pınar ve Molla Halil müşterek
kurmuşlar. Sonra Samıt ağa (buralarda sağıra Samıt denilir) ve
Molla Hasan müşterek olarak Pınarlıbelen Karanlık mahallesinde
kurmuşlar (1925). Molla Hasan
1928’de ölünce
Yağhaneyi epeyce bir süre daha ortak işletmişler ve sonra da
bölüşmüşler (1946). Samıt ağa burguyu almış, yağhane
taşını da Molla Hasan’ın
karısına vermiş. Sonra Samıt taş almış ve yağhaneyi yeniden
kurmuş. Molla Hasan’ın karısı da burgu almış ve o da
yeni bir yağhane kurmuş. Sonra Pınarlıbelen’de Hamdi Uslu
kurmuş bir yağhane. Ardından 1943’te de Pınarlıbelen Etrim
mahallesinde Süleyman Topan (Süleyman ağa) da kurmuş bir tane.
1960’lı yılların başlarında bir yağhane de Hafıs oğlu Mehmet
Topan kurmuş Etrim’de. Takiben Pınarlıbelen’de Döndüoğlu Ahmet
Borucu kuruyor bir yağhane. Yoğunluk burada olduğu ve o
dönemden bir kesit olması için biraz detaylıca
anlattığım bu yağhanelerin haricinde,
Kızılağaç, Çiftlik, Çömlekçi ve Mumcular’da da yağhaneler
kurulmuştur. Sonra eski yağhanelerin
kurulmaları dönemi yavaş
yavaş noktalanıyor, kapanmalar
/faaliyelerini durdurmalar,
modern sisteme geçiş dönemi başlıyor. Süreç işlemeye devam
ediyor ve zeytini taşların ezdiği, yağın kıl torbalardan
sızdırılarak elde edildiği eski sistem yağhaneler yerlerini
modern sistem kontinüye terk ediyorlar. Şu an itibarıyla eski
sistem 3 yağhane kalmış durumda. Ve ben de bunları anlatmakla,
kendime durumdan vazife çıkarmış oluyorum…
Bir de
Bodrum'da Neyzen
Tevfik caddesindeki yağhane var; 1894 yılında bir
yağhane olarak inşa edilen bu bina, İkinci Dünya
Savaşından 1954 yılına kadar un
değirmeni olarak da
kullanılmış. Bu tarihten sonra boş kalan Yağhane, 2001
yılında bir restaurant olarak hizmet
etmeye başlamıştır. Taş dokusu ve mimari özelliklerine sadık
kalınarak restore edilen ve eski ismini de koruyan
Yağhane; çeşitli sergilere ev sahipliği yapan, Türk ve dünya
mutfağından değişik tatlar sunan, zengin bir şarap
koleksiyonuna sahip
nezih bir mekan olarak,
zeytinyağının üretildiği yer olarak çıktığı yolculuğunu,
zeytinyağının tüketildiği bir yer olarak sürdürmekte ve
Yağhane adını yaşatmaktadır.
2
|
|
|
|
|
Burgulu
baskı makinası ve torbalar. (Pınarlıbelen
Karanlık'ta Hüseyin Cangır yağhanesi)
Yanda fotoğrafları görülen ve taşı katır ya da insan gücüyle
döndürülen ve benzerleri arasında (her ne kadar çalışmıyor ve
hayvan barınağı olarak kullanılıyor da olsa) Ülkemizde ayakta
kalmış az sayıdaki eski yağhaneden birisi olan bu yağhanede
yağ şu şekilde elde edilirdi; Katırın çevirdiği milden
aktarılan güçle, dairesel bir hazne içinde döndürülen taşlarla
zeytinler ezilip hamur haline getirildikten sonra keçi
kılından yapılmış torbalara doldurularak burgulu baskı
makinasına yerleştirilir ve üzerinden burgu sistemiyle basınç
uygulanırdı.
Bu torbalardan sızan
zeytinyağı altta “Yağ Dağarı” denilen bir haznede toplanır ve
karasuyundan ayrılırdı. Sıcak su verilmeden yapılan ve
“Kabasını alma” denilen bu ilk sıkım işleminden suyla temas
etmeden elde edilen yağ, biraz acımtırak ve hafiften boğazı
yakan nitelikte olsa da, zeytinyağının en doğal halidir ve
zamanla yumuşayıp güzelleşir. Daha sonra baskıdan alınan
torbalar açılıp içine biraz su verilerek tekrar baskı yerine
yerleştirilir ve baskılanırlardı.
Bu defa sıcak suyla
işlem görerek süzülen yağ yine alt haznede biriktirilir ve
karasuyundan ayrılırdı. Burgulu baskı sisteminden motorlu
baskı sistemine geçildiğinde, keçi kılından yapılan torbaların
yerini keten ağırlıklı malzemeden yapılmış torbalar almaya
başlamıştır. Motorlu baskı (Pres) sisteminden ötürü, bir dönem
yağhanelere “Presse” denildiği de olmuştur. Presselerle
beraber sıcak su verilerek yapılan sıkım sayısı da 2’ye
çıkmıştır. Netice itibarıyla; önce taşları çeviren katırın
yerini motor, ardından burgulu baskının yerini motorlu baskı
sistemi, sonra kıl torbaların yerini keten torbalar, en son
olarak da hepsinin yerini “kontinü sistem” almıştır.
|
|
Antik çağda, zeytinyağı çıkarılışını gösteren yukarıdaki çizim
www.klazomeniaka.com
web sitesinden alınmıştır.
Klazomenai’deki kazılardan çıkan buluntulardan hareketle de,
günümüzden 2600 yıl önce zeytinyağının çıkarılışı şu şekilde
anlatılmıştır; “Zeytinler önce zeytin değirmeninde ezilip
hamur haline getirilmiştir. Daha sonra buradan alınıp
keçi kılından örülmüş yuvarlak torbalara
doldurulmuştur. Torbalar, üst üste konularak baskı tablasına
yerleştirildikten sonra, ayar mekanizması ile bunların
sayısına göre yükseltilen baskı kolu, bağlanan bir ağırlık ve
bocurgat mekanizması yardımıyla aşağıya indirilmiştir.
Torbaların içindeki zeytin hamurundan dışarı süzülen
zeytinyağı ve karasu karışımından oluşan sıvı, baskı tablası
çanağında toplanmış ve çoğaldıkça bir oluktan, bileşik kaplar
esasına göre çalışan üç gözlü yağ ayrıştırma düzeneğine
(polima) akarak, burada karasuyundan ayrılmış,
dinlendirilmiş
ve son olarak Klazomenai kentine özgü amphoralara doldurularak
depolara taşınmıştır.”
Victor Hehn,
“Zeytin, Üzüm ve İncir – Kültür Tarihi Eskizleri” kitabının
Zeytinle ilgili bölümünde, antik çağ yazarlarından Plinius’un
şöyle dediğini yazar; “Özellikle de hasat, her açıdan çok özen
gerektiren bir iştir: Daha yeni olgunlaşan meyveler, elle
teker teker toplanmalı ve zaman kaybetmeksizin preslenmelidir;
hızlılık ve temizlik bu işin temel koşullarıdır. Narin yapılı
meyveler ya sopalarla silkeleniyor ya da –daha da kötüsü-
aşırı olgunlaşıp artık çürümeye yüz tuttuklarında
kendiliğinden yere dökülmeleri bekleniyor (daha o dönemde
Plinius bile bu iki durumdan da şikayetçidir); o zaman
zeytinler yerlerde birikiyor, işlenecekleri bir yağhane daha
boşalmadan ekşimeye başlıyor.”

Sökülmüş haldeki zeytin ezme taşları
3 |
|
|
|
|
|
Eski sistemde işler hızlı yürümediğinden zeytinlerin sıkılması
için sıra çabuk gelmez, zaten
çok olgunlaşmış ve kendiliklerinden yere düşen ya da
toplandıktan sonra evde de
beklemiş olan zeytinler, sıralarının
gelmesi için bir de
yağhanelerin
avlusundaki zeytin
yalaklarında beklerlerdi. Biraz daha
eskilere gidildiğinde, zeytinlerin evde de beklemediği,
toplandıktan hemen sonra kıl çuvallara doldurulan zeytinlerin
doğrudan yağhaneye götürülüp yalaklara döküldükleri görülür.
Yağhanelerin bahçesindeki onlarca yalak dolar, çoğu zaman
buralar yetmez ve bahçede taşlardan yapılan küçük seyyar
yalakların içine de dökülürdü. Evde
bunları biriktirecek yer yokluğundan, çuval şimdiki kadar bol olmadığından ve sonradan
bir de evden yağhaneye taşıma
zahmeti olmaması için zeytinler
doğrudan yağhaneye giderlerdi.
Ezme
taşlarını döndüren motor (şimdi kullanılmıyor)
 |
|
Yalaklarda bekleyen zeytinler
biraz kızışır, hatta bir miktar da çürürdü ve yalaklardan akan
kara su rahatlıkla görülebilirdi. Birebir olmasa da,
yalaklardaki bekleme sürelerinin uzunluğuyla orantılı olarak,
elde edilen yağın kalitesi de düşük olurdu.
Yağhanelerin
günlük işleme kapasitesinde “baskı” bir ölçü olarak kabul
edilebilir. Çünkü sıkılan zeytinin miktarı “baskı” olarak
belirtilirdi ve ortalama bir yağhane günlük 8-10 baskı
yapardı. Baskıya konulan torba sayısı ve baskı makinasının
kapasitesine göre değişmekle birlikte, “bir baskı”da sıkılan
zeytin miktarı 150-200 kg arasındaydı.Bu da demek olur ki bir
yağhanenin günlük kapasitesi 1,5-2 ton kadardı. Presse
sistemine geçildiğinde ise günlük baskı sayısı 15-16’ya, bir
baskıda sıkılan zeytin miktarı da 480-500 kg’a çıkmıştır.
Yağhaneler, sıkılan zeytinden elde edilen yağın onda birinin
yağhane sahibine kaldığı “ondalık sistemle” çalışırlardı. Eskiden
ölçü olarak da "Kara Okka"
kullanılmıştır.
Zeytin ezme taşları ve
zeytinlerin ezildiği hazne (şimdi kullanılmıyor)
Günlük iş
miktarının ya da kapasitenin "baskı" ile ifade edildiğini
söylemiştik ancak, bunun yanında "dolu"
ve "urup" dan bahsedildiğini de duyabilirsiniz. Peki nedir
bunlar? Burguya
bir baskıda 8 dolu
zeytin konulurdu. 8 dolu = 32 urup, 1 urup = 6 kg. , 32 x 6 =
192 kg. Bu da bir baskıda sıkılan zeytin miktarıdır. Yani
yaklaşık 200 kg. dır. Bir günde 8-10 baskı yapılabilirdi.
Presse'de
ise bir baskıda 20 dolu zeytin sıkılırdı. 20 dolu = 80 urup, 1
urup = 6 kg , 80 x 6 = 480 kg. Presse'de de bir baskıda
yaklaşık 500 kg zeytin sıkılırdı ve günlük kapasite 15-16
baskı idi. Bir baskıdan 100
kg. kadar yağ çıkardı.
4
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
Eski bir yağhane ve zeytin
yalakları (Pınarlıbelen köyü Etrim mah.'de Süleyman Ağa yağhanesi) |
|
|
|
|
|
Günümüzde ise toplanan zeytinler birkaç gün, en geç 1 hafta
içerisinde, çuvallar içinde sıkıma gidiyorlar ve modern sistem
yağhanelerin otomasyondan dolayı işleme kapasiteleri de yüksek
olduğu için işlenmek (sıkılmak) için fazla beklemiyorlar.
Zaten günümüz yağhanelerinde yalaklar da yok artık. Çok
beklememeleri yağın kalitesinin artmasını sağlıyor fakat bu da
yeterli değil. Asıl olması gereken; zeytinlerin uygun
olgunlukta özenle toplanmaları (mümkünse dallarından elle) ve
bekletilmeden sıkımlarının yapılarak yağlarının alınmasıdır.
İş burada bitmiyor, depolama kapları ve yerleri için de aynı
hassasiyeti göstermek gerekiyor. Olması gereken bu ama
üreticiyi buna iten bir sebep olmalı. Buradaki en önemli
faktörün fiyat olduğunu düşünüyorum. Yoksa ürettiği çok
kaliteli zeytinyağını da, çürümüş zeytinlerden elde ettiği
kötü kaliteli zeytinyağını da dökme olarak, aşağı yukarı aynı
fiyata satacaksa neden itina göstersin ki? Arada fiyat farkı
yok değil ama, var demeye değecek kadar da değil. Zeytinyağı
şimdiye kadar dökme olarak satılmıştır ve muhtemelen bundan
sonra da öyle satılacaktır. Bunun ortadan kalkmasını
beklemenin çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Ama kaliteli
zeytinyağı elde etmek, marka olmak, butik üretim ve
pazarlamanın üzerinde
durulmalıdır. Şüphesiz ki herkesin bunu yapması beklenemez,
ancak bu yörede böyle uygulamaların hemen hemen hiç olmaması
da kabul edilemez.
Organik üretim ise ayrı bir konsept.
Aslında bu yöredeki zeytinlerin ve yağlarının çok büyük bir
kısmının organik olduğu söylenebilir. Başka yerlerde var mıdır
bilmiyorum ama buralarda mal (miras) paylaşımında arazi ayrı
|
|
paylaşılmış, zeytin
ağaçları ise ayrı paylaşılmıştır.
Dolayısıyla bir arazinin kenarı gibi, yol kenarı gibi, dağın
eteği gibi farklı yerlerde farklı kişilerin mülkiyetinde
münferit zeytin ağaçları olması olağandır. Durum böyle olunca da zeytin ağaçlarının bir bölümü dağda bayırdadır ve ne gübrelenirler ne
de ilaçlanırlar. Düzenli tesis edilmiş zeytinliklerin de
ilaçlanmadıklarını, gübrelenmelerinin ise kayda değer düzeyde
olmadığını biliyorum. Yani aslında organik sayılırlar. Ama bu
lafla olmuyor, “organiğim” demek için “organik sertifikası”
almak gerekiyor. Bir de organik üretimde zeytinler günlük
olarak işletmenin kendi tesisinde sıkılmalıdır.
Akdenizliliğimizin farkında olduğumuz,
zeytin ve zeytinyağının faydalarının bilindiği, sağlıklı
günler dileğiyle…

Kontinü
sistem bir yağhane
5 |
|
|
|
|
|
Yukarıdaki
"GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
YAĞHANELER"
başlıklı yazı;
Bodrum Ticaret Odası
Yayını olan,
"BOD®UM
MAVİ" derginin
(KASIM-ARALIK 2007) 20.
sayısından, Mehmet VURAN'ın
aynı başlıklı yazısından alınmıştır.
|
|