|
“KEŞKE” ÜZERİNE
Keşke o gün
biraz daha erken kalksaydım,
keşke
orada olmasaydım,
o
arabaya binmeseydim.
Gideceğim
tenis maçı için bir gün önce kulübe gidip,
katılım
için müracaatta bulunmasaydım.
Hatta
Tenis
oynamayı hiç öğrenmeseydim…
Keşke
sınavda o Üniversiteyi kazanamasaydım
ya
da
Bir soru
daha eksik ya da fazla yapsaydım ve başka bir yer olsaydı…
Keşke o
sınava hiç girmeseydim.
O kızla hiç
tanışmasaydım..
Herşeyin bir
öncesi için
Keşke,
………..
Keşke,
…………..
Bu uzaaaarr
gider ve “keşke hiç doğmasaydım" a dayanır.
Öyle ya,
hayatımızdaki her şey bir öncekinin doğrudan ya da
dolaylı
sonucu değil mi?
Hatta, bu
keşkeler öyle uzar gider ki bir bakmışsınız,
yaradılışın
başına gelmişsiniz.
Birisi
çıkıp, daha da abartıp, diyebilir ki;
“Keşke
Adem’le Havva hiç tanışmasaydı.”
ya
da
“Havva,
Adem’e yüz vermeseydi… ”
Peki “keşke” diye bir şey
yok mu?
Var elbette.
Her yerden
çıkarsan, kovsan,
Türk Dil
Kurumu’nun sözlüğünden çıkaramazsın.
Ama olur
olmaz kullanmamak,
Bu konuda
biraz cimri olmak lazım gibime geliyor.
Benim
bildiğim bir de sonuna “k” harfi gelmiş bir “Keşke” var.
O da güzel
(ve benim çok sevdiğim) bir Yörük yemeğidir; KEŞKEK
Bütün
keşkeler kazanların içine, “Keşkek” olmaya…
"KRAL" ÜZERİNE
1.
Kral çıplak falan değildir. Adamakıllı giyiniktir. Hatta
kaftanı bile vardır..
2. Kral yarı
çıplaktır.
3. Kral
transparan giymiştir.
4. Kral
çıplaktır ama söylenmez.
5. Kralın
olduğu yöne hiç bakılmaz.
6. Ortada
Kral Mıral yoktur...
Bir de
Erkin Baba'nın (Koray) Kralları var; Hani "gökyüzünde oturmuş
da konuşuyor Krallar..."
dediği
şarkısının Kralları... O Krallar hakkında bir fikrim yok. Lakin
çok uzaktalar...
Haa bu
arada, Kral san'at için soyunmuş olabilir... O mevzuu da beni
aşar...
Ben mii?
Ben
Kral'ın olduğu tarafa pek bakmamaya çalışıyorum. Çünkü
biliyorum, "Kral çıplak".
Eğer
bakarsam bunu söylemek durumunda kalırım ki bu da kimsenin
işine ya-ra-maazzz....
"KUM" ÜZERİNE
Güneşti,
rüzgardı, yağmurdu derken, kayadan kopan küçük bir parça yere
düşmüş. Üzerine basılmış falan ve maruz kaldığı fiziksel
etkiler neticesinde daha da küçük parçalara ayrılmış.
Şiddetli bir
yağmur aldığı gibi bu küçük parçayı yerinden etmiş. Bir
yerlere tutunamamış ve yuvarlanıp gitmiş içinde. Ne zaman ki
onu taşıyan suyun hızı azalmış, yavaş akmaya başlamış, işte o
zaman yavaş yavaş dibe çökmeye başlamış ve tutunacak bir yer
bulmuş kendine.
Sular
çekilince de diğer arkadaşlarıyla kala kalmış güneşin altında…
Çok uzun
sürmemiş ama bu, güneşin altında kavruldukları bir gün,
kepçenin birisi gelmiş, aldığı gibi kamyonun kasasının içine
atıvermiş onu ve arkadaşlarını. Ve başlamış bir yolculuk daha…
Bir başka yerde de adamın birisi inşaat yapmaya karar vermiş.
Ölçme, biçme, plan, program, ruhsat derken sıra binanın
yapılmasına gelmiş, "hani kum” demiş usta. Der demez de bir
kamyonun kum boşaltmak için inşaat yerine yanaştığını görmüş.
İşte bizim
kumla usta o gün tanışmışlar. Başlamış usta onları suyla,
çimentoyla karıştırmaya... Bu arada çimento da onun uzak bir
akrabası çıkmasın mı? İki arada bir derede sohbet de
edivermişler biraz.
Şans bu ya
usta oradan oraya hareket ederken çizmesinin altına sıkışıp
kalmasın mı bizim kum tanesi. Sonra da yolun içinde bir
yerlerde düşüp kalmış.
İnşaatın
duvarındaki arkadaşlarıyla uzaktan bakışmışlar bir süre. Günün
birinde arabanın birinin tekerleğinin dişleri arasına
sıkışınca oradaki günleri de son bulmuş ve başlamış bir
yolculuk daha.
Kum da olsa şanslısı var, şanssızı var.
O da bilememiş şanslı mı yoksa şanssız mı
olduğunu.
Oradan
oraya savrulurken günün birinde yolu Bodrum’a düşmüş.
Orada duymuş kumların da şanslılarının
olduğunu. Deniz kenarında olurmuş onlar.
Çok kişiler
görürlermiş orada, onlar da denize girenlerin üstünde suya bir
girip bir çıkarlarmış.
Ohh ne
rahatmışlar…
Bir de çok meşhur olanları varmış içlerinde. Onlar Sedir adası
denilen bir yerde yaşarlarmış. Göz bebeği gibi de
korunurlarmış.
Hellenistik-Roma çağından kalma eski Kedreai ören yeri ve halk
arasında Kleopatra'nın yüzdüğü söylenen plajda, bulgur
tanelerine benzeyen deniz hayvanlarının kalıntılarından olduğu
sanılan ve almanın yasak olduğu bu kumları bir bekçi korurmuş.
Efsaneye
göre bu küçük koy Kleopatra ile Mark Antonius'un banyosuymuş.
Mısır
kraliçesi, Roma'lı Antonius'u ziyaret için Tarsus'a geldiğinde
buraya kadar uzanmış ve Kedreai adasına çıkmış. Kleopatra'nın
yöreyi çok beğendiğini gören Antonius gemilerle Kuzey
Afrika'dan buraya kum taşıtmış.
Söylendiğine göre bu tür kum bugün yalnızca Tunus'ta varmış.
Vay beeee...
Yaa, bir kum
tanesi deyip de geçer misin sen şimdi:))
Yelkenliler
Her yer çok sessiz.
Rüzgar yok,
kuşların cıvıltısı yok.
Bişey var,
Hüzün desem,
Diyemiyorum…
Adını koyamıyorum.
Yoksa
az önce dinlediğim
şarkılardan mıdır?..
Bilemiyorum.
Şimdi atlayıp arabaya,
gitmeli deniz kenarına,
uzanmalı şezlonga.
Arada tuzlu bir esinti,
değmeli yüzüme.
Ilık sonbahar güneşinin
altında,
uzaktan geçen
yelkenlileri seyretmeli.
Hafif bir uykuya dalmalı,
rüyalar görmeli;
O yelkenlilerden birinin
kaptanı benmişim meğer.
O deniz senin,
bu deniz benim,
durmaz gezermişim.
Unuturmuşum her şeyi,
düşünmezmişim ne seni
ne de...
boşver gerisini...
Mehmet VURAN
11.10.2004
14:30
UNUT GİTSİN
Hani,
dün sana bişeyler söylemiştim ya,
unut onları, gitsin.
Bak,
herkes öyle yapıyor.
M.V
İKİ ARA, BİR DERE
Uzansam
elim yetişmiyor
Koşsam
ardından
yakalayamıyorum
Gitsin
bırak
gitsin desem
kendime
söz geçiremiyorum
İki arada, bir deredeyim
Ne dereyi geçebiliyor
ne
aradan çıkabiliyorum
M.V
20.10.2007
|