Bodrum Bağları ..۩.. Evde Şarap - Ev Şarabı

G  A  R  O  V  A

THEANGELA  Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan

 

Ana Sayfa

Benim Sayfam

Fotoğraflar

Bağcılık

Ev Şarabı

Mitolojide Şarap

Zeytin / Zeytinyağı

Karaova Yöresi

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum Yarımadası Bodrum Türküleri İletişim

 

Şarap Sayfası

Ev Şarabı Yapımı
Sağlık İçin Antik Çağlardan Günümüze Şarap
Şarap ve Bileşenleri
Şarap ve Sağlık
Alkol ve Spor
Şarap Terimleri Sözlüğü
Bağbozumu
Asmalar Çiçek Açarken
Nedir Bu "Butik" Meselesi
Şarap Tadımcısı Ilja Gort'un Bodrum'da Bağ Gezisi
Bodrum'da Bir Bağbozumu
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

G A R O V A - Kale Dağındaki Theangela Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan Ev Yapımı Bir Şarap - G A R O V A

Şaraplık Üzümler

fotoğraf için tıklayınız  Adakarası

fotoğraf için tıklayınız C.Sauvignon

fotoğraf için tıklayınız Gamay

fotoğraf için tıklayınız Kalecik Karası

fotoğraf için tıklayınız Merlot

fotoğraf için tıklayınız Chardonnay

fotoğraf için tıklayınız  Shiraz

fotoğraf için tıklayınız Boğazkere

ŞARAP TADIMCISI ILJA GORT’UN BODRUM’DA BAĞ GEZİSİ
MEHMET VURAN 

2004 yılının güzünde bağda kalan az miktardaki sofralık üzümlerimizden yaptığım (ya da yapmaya çalıştığım diyelim) hepi topu 30 şişe şarapla başlamıştı macera. Hemen ardından da çeşitli şaraplık üzümlerden azar azar dikmiştik ve sonrasında her geçen yıl biraz daha tecrübe kazanmıştım. Aslında  bu birkaç yıl, tecrübenin “t” sinin yanına yanaşmaya bile yetmez… “Şarapla ilgili her şeyin %75’ini bir yılda öğrenirsiniz, geri kalanı da öğrenmeye hayatınız yetmez” demiş ABD’li ünlü şarap üreticisi Robert Mondavi. Evet, hayatımız yetmez ama bir yerden de başlamak lazım…

Şarap yapma denemelerimin başlamasının ikinci yılından itibaren nasıl olduğunu anlayamadan, Bodrum Mavi dergide şarap ve bağcılıkla ilgili yazı yazarken buldum kendimi. Bu da benim için çok büyük bir itici güç olmuştu. Güzel ve doğru yazmak için araştırdım, araştırdıkça öğrendim, öğrendikçe daha da sevdim, merak ettim ve işin içine daldım. Dalış o dalış işte. Gün geçtikçe daha da derinlere doğru yol alıyor gibiyim…

İlk yaptığım şarapları düşününce, bugün geldiğim ve buraya gelinceye kadar geçen kısa sürede aldığım yola ben bile şaşırıyor ve “bu iş nereye doğru gidiyor” diyorum hatta. Geldiğim nokta diyorum ya, bugün itibarıyla bu noktanın, Hollandalı ünlü şarap uzmanı ve aynı zamanda Fransa’da şarap üreticisi olan Ilja Gort’un bağımızı ziyaret etmesi ve şaraplarımı tatmasıyla en üst noktaya ulaştığını düşünüyorum.

Nisan ayının başıydı. Web sitem (www.bodrumbaglari.com) vasıtasıyla benden ve bağlarımızdan haberdar olmuş olan, Tussock Cruising’den beni aramışlar ve Mayıs ayının sonunda Hollandalı bir şarap uzmanının tekne gezisi için geleceğini, eğer mümkünse bizi de ziyaret etmek istediklerini söylemişler, ben de, “tabii ki ziyaret edebilirsiniz” demiştim.

Programda bir aksama olmadı ve planlandığı şekilde 23.05.2008 tarihinde Ilja ile beraber toplam sekiz kişi olan misafirler geldiler. Geleceği söylenen şarap uzmanının Ilja Gort olduğunu bilmiyordum tanışıncaya kadar. İlk birkaç dakika içindeki izlenimin sonucunda, Ilja biraz aksi bir adam gibi gelmişti bana. Ancak daha sonra hiç de öyle olmadığını gördüm. İyi birisiydi, güzel espriler yapıyordu ve biz gayet iyi anlaştık.

İlk bağı ne zaman diktiğimizi, hangi üzümleri yetiştirdiğimizi, ne kadarının sofralık, ne kadarının şaraplık üzüm olduğunu, geçimimizi bu işle mi sağladığımızı, üzümlerimizi nasıl değerlendirdiğimizi, şarap yapmayı nasıl ve nerde öğrendiğimi vs… sordu. Ben de anlattım. Sonra bağı gezebilir miyiz diye sorunca, ona, önce bağı mı gezmek ister, yoksa şarap mı tatmak ister diye sordum. Önce şarap tatmak istediğini söyledi. İşte büyük an gelmişti. Şaraplarımdan birer tane getirdiğimde etiketleri görünce kimin yaptığını sordu. Kendim yaptığımı söylediğimde o da bana hediye olarak getirdiği şarapları çıkarıp, etiketlerinin üzerindeki kara kalem çizim şeklindeki kendi resmini gösterdi. Tesadüf ki, aynı şekilde benim etiketlerimin üstünde de kara kalem kendi resmim vardı.

Gelelim şaraplara. İlk önce sadece birkaç şişe kalmış olan 2006 yılı Chardonnay açmıştım. Sonra da kendisi kırmızı şarapları açtı. Bir şarap tadımcısından beklendiği üzere aldığı yudumların hepsini ağzında çevirip sonra tükürdü. “Şarapları tükürdüğüm beğenmediğim anlamına gelmesin, tükürdüğüm için beni vurmazlar değil mi?”  demeyi de ihmal etmemişti ve gülüşmüştük. Şarapları tattıkça, baş parmağıyla işaret parmağını birleştirip, beğeni işareti yaparak “very nice” diyordu ve Ilja öyle dedikçe ben de içimden derin bir “Ohhh” çekiyordum. Tadımı bittikten sonra fikrini sorduğumda uzunca bir konuşmaya başladı; “dün bir şaraphane gezdim, bir çok kişi çalışıyordu, bütün tanklar ve her şey en son sistemdi…” diye anlatmaya devam ederken ben de bu konuşmanın sonu nereye varacak diye meraklanmaya başlamıştım ki, “ama” dedi, “şarapları şey gibiydi.” (O şeyin ne olduğunu buraya yazmıyorum artık.) “Senin şarapların güzel” dedi ve şarapları tadan diğer misafirlerden de alkış geldi. Tahmin edebileceğiniz üzere ben mutluluktan uçacak haldeydim. Meşe fıçıya koymayı düşünüp düşünmediğimi sordu ve sonra da birkaç yıl beklerlerse daha iyi olacaklarını söyledi.

Tadımdan sonra bağı gezerken, yapmayı düşündüğüm şaraphane ve mahzenin yerini gösterip fikrini aldım. Bana, şarap yapma konusunda babamları nasıl ikna (o motive demişti) ettiğimi sordu. İlk başta çok istediğim için ses çıkarmadıklarını ve bana yardım ettiklerini, ama diğer yandan da beni ciddiye almadıklarını, ilk yapılan şarabı görünce bir motivasyon oluştuğunu ve sonraki yıllarda şaraplar güzelleşmeye başlayınca bunun daha da yükseldiğini, kendisinin gelmesi ve şarapları tatması (ve beğenmesiyle) bu motivasyonun iyice arttığını, bir amatör olarak deneme ve hobi amaçlı yaptığım bu işin, böyle giderse ticari bir hüviyet kazanma yolunda ilerlemekte olduğunu ve bunu benim de çok istediğimi söyledim.

Bir yandan sohbet ediyor bir yandan da fotoğraf çekiyorduk. “Kuşlar” dedi. “Kuşları ne yapıyorsunuz?”. Yaa bir de kuş sorunumuz var işte. Salkımların içinden bazı üzüm tanelerinin yarısını, bazılarının da tamamını yiyerek salkımın görüntüsünün bozulmasına sebep oluyorlar. Hatta bazı salkımların sadece sapı kalıyor. Sofralık üzüm yetiştiriciliğinde salkımın görünümünün bozulması, verdikleri ürün kaybı zararından daha da önemli bir sorun bizim için. Ilja’nın sorusundan anlaşıldığı üzere, kuşlar şaraplık üzümü de çok seviyorlar. Hatta kendi tecrübemden biliyorum ki, Merlot’a bayılıyorlar.

Zaman çabuk geçmiş, bu arada programları gereği onların da ayrılma vakti gelmişti. Ben de ona şarap hediye ettim. Beni Fransa’ya Chateau’suna davet etti ve kartvizitini verirken, “bana yazabilirsin” dedi.

Onlar gittikten sonra ilk işim internete girip onun web sitesine (www.tulipe.nl) bakmak oldu. Sonra da internette bakınırken bir habere rastladım. 19 Mart 2008 tarihli Hürriyet gazetesindeki haberde şöyle diyordu; Hollandalı şarap tadımcısı Ilja Gort’un burnu, tam 5 milyon Euro’ya sigortalandı. Aynı zamanda Avrupa’nın önde gelen şarap üreticilerinden de olan Gort’a sigorta yapan Lloyd’s of London şirketi, ünlü tadımcının burnunu muayene ettirdikten sonra poliçesini teslim etti. Gort, gazetecilere, bir adamın trafik kazasında koku alma duyusunu yitirdiğine ilişkin haberleri okuduktan sonra böyle bir karara vardığını söyledi. 47 yaşındaki Ilja Gort, "Bir tadımcı için koku duyusunu yitirme olasılığı tam bir kábustur. Dilde tat almaya yarayan sadece beş bölge varken burun milyonlarca farklı kokuyu ayırt edebiliyor  Sonuçta şarap tadımı ağızla değil burunla oluyor" dedi.

Çok güzel bir gün ve çok güzel bir tecrübeydi benim için…

 

Aşağıdaki sayfaların üzerine tıklayarak, dergideki halini görebilir ve oradan okuyabilirsiniz.

      

                        1.sayfa                                                              2.sayfa                                                                3.sayfa

Cabernet Sauvignon : Kökeni Fransa'dır ve dünyanın en tanınmış şaraplık çeşitlerinden birisidir. Kaliteli, dolgun,taneni ve asiti yüksek, koyu erguvani renkli, meyvemsi ve yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

 

Shrah/Shiraz : Kaliteli, taneni yüksek, koyu renkli, dolgun ve yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. Kökeni İran olsa da, Fransa'da meşhur olduğu için çoğu kişi onu Fransa kökenli bilir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Merlot : Kökeni Fransa olan Merlot, ülkemizde Ege bölgesinde yetiştirilmektedir. Meyveli ve baharatlı olan monosepaj Merlot şarabı kısa sürede olgunluk düzeyine erişir. En çok C.Sauvignon ile kupaja girer ve şaraba yumuşaklık ve zerafet katar. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Adakarası : Avşa adası, Balıkesir ve Erdek yöresinin kaliteli kırmızı şaraplık çeşididir. Şarabının çok güzel kırmızı rengi, kendine özgü aroması, yumuşak ve hoş içimli bir tadı vardır. ( fotoğraf  kendi bağımızdan. M.Vuran)

Kalecik Karası : Orta Anadolu'nun en kaliteli kırmızı şaraplık çeşididir. Dolgun bukeli ve dengeli, yıllandırılmaya müsait şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Gamay : Fransa kökenli bu üzüm ülkemizde daha çok Trakya bölgesinde yetiştirilir. Gamay, koyu menekşemsi kırmızı renkli, meyveli, yumuşak içimli, genellikle kısa ömürlü şaraplar verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Chardonnay : Kökeni Fransa'dır ve Dünyanın en ünlü şaraplık beyaz üzümüdür. Ününü de verdiği zarif, aromatik, içimi rahat ve meyvemsi şaraplarıyla hakeder. Ülkemizde Ege bölgesinde ve biraz da Tekirdağ'da yetiştirilmektedir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Semillon: Fransa kökenlidir. Ülkemizde en çok Tekirdağ yöresinde yetiştirilir. Şeker oranı yüksek, ince kabuklu bir üzüm olup, şarabında incir aroması vardır. Kaliteli tatlı şarap verir. (fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Boğazkere : Diyarbakır yöresinin kırmızı şarap yapımında kullanılan bir üzüm türüdür. Boğazkere adı tadından gelmektedir. Yendiği zaman insanın boğazında bıraktığı yanma-ekşime duygusu bölgede ‘kermek ‘ diye adlandırılmaktadır. Küçük taneli, koyu renkli,kalın kabuklu ve güçlü taninli bir üzüm türüdür. Boğazkere üzümü çoğunlukla şaraplarda Öküzgözü üzümüyle kupaj edilerek ,ona üçte bir (1/3) oranında katılmak suretiyle kullanılır. Bu şekilde çok başarılı şaraplar elde edilir. Boğazkere’den monosepaj olarak da şarap üretilir ve bu şaraplar da yine oldukça iyi kalitede olup, yıllanmaya uygun olurlar. Boğazkere şarabı morumsu koyu kırmızı renkte yoğun taninli bir şaraptır. Boğazkere'de vanilya, tarçın, kuru erik aromaları hissedilir. Dengeli bir burukluğa sahiptir. Ağızda meyve tadı ve meşe fıçıdan kaynaklanan hafif yanık bir tad bırakır.

Öküzgözü: Daha çok Elazığ ve Malatya yörelerinde yetiştirilen, yerli bir şaraplık üzümdür. Tek başına şarabının total asidi yüksek, alkolü nispeten az olmasına rağmen, kendine has aromalı şarap veren bir çeşittir.

Zinfandel : En fazla Kaliforniya'da yetiştirilen siyah üzüm çeşididir. (Beyaz Zinfandel de vardır) Batı Avustralya'da yer yer rastlansa da Kaliforniya dışında pek dikili değildir. İklim ve taban farklılıklarında dolayı şarapları değişik özellikler gösterir. Şarabının stili, derin erguvani bir kırmızı renk, iğneleyici ve yanmış frenküzümü kokusu ve ılık, baharlı bir böğürtlen tadıyla tarif edilebilir. Farkedilen, canlı bir asiditesi, ölçülü miktarda taneni vardır.

 

 

             Linkler

 

 © 2009  Bodrum Bağları