|
Adakarası |
C.Sauvignon |
Gamay |
Kalecik Karası |
|
Merlot |
Chardonnay |
Shiraz |
Boğazkere |
ŞARAP TADIMCISI
ILJA GORT’UN BODRUM’DA BAĞ GEZİSİ
MEHMET VURAN
 2004
yılının güzünde bağda kalan az miktardaki sofralık
üzümlerimizden yaptığım (ya da yapmaya çalıştığım diyelim)
hepi topu 30 şişe şarapla başlamıştı macera. Hemen ardından da
çeşitli şaraplık üzümlerden azar azar dikmiştik ve sonrasında
her geçen yıl biraz daha tecrübe kazanmıştım. Aslında bu
birkaç yıl, tecrübenin “t” sinin yanına yanaşmaya bile yetmez…
“Şarapla ilgili her şeyin %75’ini bir yılda öğrenirsiniz, geri
kalanı da öğrenmeye hayatınız yetmez” demiş ABD’li ünlü şarap
üreticisi Robert Mondavi. Evet, hayatımız yetmez ama bir
yerden de başlamak lazım…
Şarap
yapma denemelerimin başlamasının ikinci yılından itibaren
nasıl olduğunu anlayamadan, Bodrum Mavi dergide şarap ve
bağcılıkla ilgili yazı yazarken buldum kendimi. Bu da benim
için çok büyük bir itici güç olmuştu. Güzel ve doğru yazmak
için araştırdım, araştırdıkça öğrendim, öğrendikçe daha da
sevdim, merak ettim ve işin içine daldım. Dalış o dalış işte.
Gün geçtikçe daha da derinlere doğru yol alıyor gibiyim…
İlk
yaptığım şarapları düşününce, bugün geldiğim ve buraya
gelinceye kadar geçen kısa sürede aldığım yola ben bile
şaşırıyor ve “bu iş nereye doğru gidiyor” diyorum hatta.
Geldiğim nokta diyorum ya, bugün itibarıyla bu noktanın,
Hollandalı ünlü şarap uzmanı ve aynı zamanda Fransa’da şarap
üreticisi olan Ilja Gort’un bağımızı ziyaret etmesi ve
şaraplarımı tatmasıyla en üst noktaya ulaştığını düşünüyorum.
Nisan
ayının başıydı. Web sitem (www.bodrumbaglari.com)
vasıtasıyla benden ve bağlarımızdan haberdar olmuş olan,
Tussock Cruising’den beni aramışlar ve Mayıs ayının sonunda
Hollandalı bir şarap uzmanının tekne gezisi için geleceğini,
eğer mümkünse bizi de ziyaret etmek istediklerini söylemişler,
ben de, “tabii ki ziyaret edebilirsiniz” demiştim.

Programda bir aksama olmadı ve planlandığı şekilde 23.05.2008
tarihinde Ilja ile beraber toplam sekiz kişi olan misafirler
geldiler. Geleceği söylenen şarap uzmanının Ilja Gort olduğunu
bilmiyordum tanışıncaya kadar. İlk birkaç dakika içindeki
izlenimin sonucunda, Ilja biraz aksi bir adam gibi gelmişti
bana. Ancak daha sonra hiç de öyle olmadığını gördüm. İyi
birisiydi, güzel espriler yapıyordu ve biz gayet iyi anlaştık.

İlk
bağı ne zaman diktiğimizi, hangi üzümleri yetiştirdiğimizi, ne
kadarının sofralık, ne kadarının şaraplık üzüm olduğunu,
geçimimizi bu işle mi sağladığımızı, üzümlerimizi nasıl
değerlendirdiğimizi, şarap yapmayı nasıl ve nerde öğrendiğimi
vs… sordu. Ben de anlattım. Sonra bağı gezebilir miyiz diye
sorunca, ona, önce bağı mı gezmek ister, yoksa şarap mı tatmak
ister diye sordum. Önce şarap tatmak istediğini söyledi. İşte
büyük an gelmişti. Şaraplarımdan birer tane getirdiğimde
etiketleri görünce kimin yaptığını sordu. Kendim yaptığımı
söylediğimde o da bana hediye olarak getirdiği şarapları
çıkarıp, etiketlerinin üzerindeki kara kalem çizim şeklindeki
kendi resmini gösterdi. Tesadüf ki, aynı şekilde benim
etiketlerimin üstünde de kara kalem kendi resmim vardı.

Gelelim şaraplara. İlk önce sadece birkaç şişe kalmış olan
2006 yılı Chardonnay açmıştım. Sonra da kendisi kırmızı
şarapları açtı. Bir şarap tadımcısından beklendiği üzere
aldığı yudumların hepsini ağzında çevirip sonra tükürdü.
“Şarapları tükürdüğüm beğenmediğim anlamına gelmesin,
tükürdüğüm için beni vurmazlar değil mi?” demeyi de ihmal
etmemişti ve gülüşmüştük. Şarapları tattıkça, baş parmağıyla
işaret parmağını birleştirip, beğeni işareti yaparak “very
nice” diyordu ve Ilja öyle dedikçe ben de içimden derin bir
“Ohhh” çekiyordum. Tadımı bittikten sonra fikrini sorduğumda
uzunca bir konuşmaya başladı; “dün bir şaraphane gezdim, bir
çok kişi çalışıyordu, bütün tanklar ve her şey en son
sistemdi…” diye anlatmaya devam ederken ben de bu konuşmanın
sonu nereye varacak diye meraklanmaya başlamıştım ki, “ama”
dedi, “şarapları şey gibiydi.” (O şeyin ne olduğunu buraya
yazmıyorum artık.) “Senin şarapların güzel” dedi ve şarapları
tadan diğer misafirlerden de alkış geldi. Tahmin
edebileceğiniz üzere ben mutluluktan uçacak haldeydim. Meşe
fıçıya koymayı düşünüp düşünmediğimi sordu ve sonra da birkaç
yıl beklerlerse daha iyi olacaklarını söyledi.
Tadımdan sonra bağı gezerken, yapmayı düşündüğüm şaraphane ve
mahzenin yerini gösterip fikrini aldım. Bana, şarap yapma
konusunda babamları nasıl ikna (o motive demişti) ettiğimi
sordu. İlk başta çok istediğim için ses çıkarmadıklarını ve
bana yardım ettiklerini, ama diğer yandan da beni ciddiye
almadıklarını, ilk yapılan şarabı görünce bir motivasyon
oluştuğunu ve sonraki yıllarda şaraplar güzelleşmeye
başlayınca bunun daha da yükseldiğini, kendisinin gelmesi ve
şarapları tatması (ve beğenmesiyle) bu motivasyonun iyice
arttığını, bir amatör olarak deneme ve hobi amaçlı yaptığım bu
işin, böyle giderse ticari bir hüviyet kazanma yolunda
ilerlemekte olduğunu ve bunu benim de çok istediğimi söyledim.

Bir
yandan sohbet ediyor bir yandan da fotoğraf çekiyorduk.
“Kuşlar” dedi. “Kuşları ne yapıyorsunuz?”. Yaa bir de
kuş sorunumuz var işte. Salkımların içinden bazı üzüm
tanelerinin yarısını, bazılarının da tamamını yiyerek salkımın
görüntüsünün bozulmasına sebep oluyorlar. Hatta bazı
salkımların sadece sapı kalıyor. Sofralık üzüm
yetiştiriciliğinde salkımın görünümünün bozulması, verdikleri
ürün kaybı zararından daha da önemli bir sorun bizim için.
Ilja’nın sorusundan anlaşıldığı üzere, kuşlar şaraplık üzümü
de çok seviyorlar. Hatta kendi tecrübemden biliyorum ki,
Merlot’a bayılıyorlar.
Zaman
çabuk geçmiş, bu arada programları gereği onların da ayrılma
vakti gelmişti. Ben de ona şarap hediye ettim. Beni Fransa’ya
Chateau’suna davet etti ve kartvizitini verirken, “bana
yazabilirsin” dedi.
Onlar gittikten sonra
ilk işim internete girip onun web sitesine (www.tulipe.nl)
bakmak oldu. Sonra da internette bakınırken bir habere
rastladım. 19 Mart 2008 tarihli Hürriyet gazetesindeki haberde
şöyle diyordu; Hollandalı şarap
tadımcısı Ilja Gort’un burnu, tam 5 milyon Euro’ya
sigortalandı. Aynı
zamanda Avrupa’nın önde gelen şarap üreticilerinden de olan
Gort’a sigorta yapan Lloyd’s of London şirketi, ünlü
tadımcının burnunu muayene ettirdikten sonra poliçesini teslim
etti. Gort, gazetecilere, bir adamın trafik kazasında koku
alma duyusunu yitirdiğine ilişkin haberleri okuduktan sonra
böyle bir karara vardığını söyledi. 47 yaşındaki Ilja Gort,
"Bir tadımcı için koku duyusunu yitirme olasılığı tam bir
kábustur. Dilde tat almaya yarayan sadece beş bölge
varken burun milyonlarca farklı kokuyu ayırt edebiliyor
Sonuçta şarap tadımı ağızla değil burunla oluyor" dedi.
Çok
güzel bir gün ve çok güzel bir tecrübeydi benim için…
Aşağıdaki sayfaların
üzerine tıklayarak, dergideki halini görebilir ve oradan
okuyabilirsiniz.

1.sayfa
2.sayfa
3.sayfa
|

Cabernet Sauvignon : Kökeni Fransa'dır ve dünyanın en tanınmış şaraplık
çeşitlerinden birisidir. Kaliteli, dolgun,taneni ve asiti yüksek, koyu
erguvani renkli, meyvemsi ve yıllandırılmaya müsait şaraplar verir.
(fotoğraf
kendi bağımızdan. M.Vuran)
Shrah/Shiraz : Kaliteli, taneni yüksek,
koyu renkli, dolgun ve
yıllandırılmaya müsait şaraplar verir.
Kökeni İran olsa da, Fransa'da
meşhur olduğu için çoğu kişi onu Fransa kökenli bilir.
(fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Merlot :
Kökeni Fransa olan Merlot, ülkemizde Ege bölgesinde yetiştirilmektedir.
Meyveli ve baharatlı olan monosepaj
Merlot şarabı
kısa sürede olgunluk düzeyine erişir. En çok C.Sauvignon ile kupaja
girer ve şaraba yumuşaklık ve zerafet katar.
(fotoğraf kendi
bağımızdan. M.Vuran)

Adakarası : Avşa
adası, Balıkesir ve Erdek yöresinin kaliteli kırmızı şaraplık
çeşididir. Şarabının çok güzel kırmızı rengi, kendine özgü aroması,
yumuşak ve hoş içimli bir tadı vardır.
( fotoğraf kendi
bağımızdan. M.Vuran)

Kalecik Karası : Orta Anadolu'nun en kaliteli kırmızı
şaraplık çeşididir. Dolgun bukeli ve dengeli,
yıllandırılmaya müsait
şaraplar verir.
(fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Gamay : Fransa kökenli bu üzüm ülkemizde daha çok Trakya
bölgesinde yetiştirilir. Gamay, koyu menekşemsi kırmızı
renkli, meyveli, yumuşak içimli,
genellikle kısa ömürlü şaraplar verir.
(fotoğraf
kendi bağımızdan. M.Vuran)

Chardonnay :
Kökeni
Fransa'dır ve Dünyanın en ünlü şaraplık beyaz üzümüdür. Ününü de
verdiği zarif, aromatik,
içimi rahat ve meyvemsi şaraplarıyla hakeder.
Ülkemizde
Ege bölgesinde ve biraz da Tekirdağ'da yetiştirilmektedir.
(fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Semillon: Fransa kökenlidir. Ülkemizde en çok Tekirdağ
yöresinde yetiştirilir. Şeker oranı yüksek, ince kabuklu bir üzüm
olup, şarabında incir aroması vardır.
Kaliteli tatlı şarap verir.
(fotoğraf kendi bağımızdan. M.Vuran)

Boğazkere :
Diyarbakır yöresinin kırmızı şarap yapımında
kullanılan bir üzüm türüdür. Boğazkere adı tadından gelmektedir.
Yendiği zaman insanın boğazında bıraktığı yanma-ekşime duygusu
bölgede ‘kermek ‘ diye adlandırılmaktadır. Küçük taneli, koyu
renkli,kalın kabuklu ve güçlü taninli bir üzüm türüdür. Boğazkere
üzümü çoğunlukla şaraplarda Öküzgözü üzümüyle kupaj edilerek ,ona
üçte bir (1/3) oranında katılmak suretiyle kullanılır. Bu şekilde çok
başarılı şaraplar elde edilir. Boğazkere’den monosepaj olarak da
şarap üretilir ve bu şaraplar da yine oldukça iyi kalitede olup,
yıllanmaya uygun olurlar. Boğazkere şarabı morumsu koyu kırmızı
renkte yoğun taninli bir şaraptır. Boğazkere'de vanilya, tarçın, kuru
erik aromaları hissedilir. Dengeli bir burukluğa sahiptir. Ağızda
meyve tadı ve meşe fıçıdan kaynaklanan hafif yanık bir tad bırakır.

Öküzgözü: Daha çok Elazığ ve Malatya yörelerinde
yetiştirilen, yerli bir şaraplık üzümdür.
Tek başına şarabının total
asidi yüksek, alkolü nispeten az olmasına rağmen,
kendine has aromalı
şarap veren bir çeşittir.

Zinfandel :
En
fazla
Kaliforniya'da
yetiştirilen siyah üzüm çeşididir. (Beyaz Zinfandel
de vardır) Batı Avustralya'da yer yer rastlansa da Kaliforniya
dışında pek dikili değildir. İklim ve taban farklılıklarında dolayı
şarapları değişik özellikler gösterir. Şarabının stili, derin
erguvani bir kırmızı renk, iğneleyici ve yanmış frenküzümü kokusu ve
ılık, baharlı bir böğürtlen tadıyla tarif edilebilir. Farkedilen,
canlı bir asiditesi, ölçülü miktarda taneni vardır.
|