|
Bodrum Mavi
Dergide yazmak benim için çok özel ve sevdiğim bir şey. Bu
yazılara başlamamın vesilesiyse, Üzüm ve şarap. Bu konuda
yazmayı çok sevmeme rağmen, günlük ya da süreli yayınlardaki
yazılara bir benzerini daha eklemekten korkmuyor da değilim.
İstiyorum ki şahsına münhasır yazılar olsun… Yazılarıma her ne
kadar olumlu eleştiriler alsam da, bu konuda yazan kişilerin
görüşlerini de merak ediyordum. Vatan gazetesinin Pazar
ekinde, Prof.Dr.Mehmet Ömür’ün “Biyolojik şarap; ne kadar bio,
ne kadar lojik?” başlıklı yazısını okuyunca, Bodrum Mavi
dergide yazmış olduğum “Nedir Bu “Butik” Meselesi” başlıklı
yazıyı hatırladım. Ben de o yazıda; “ne, ne kadar butiktir?”
diye sormuş, sonra da bu sorgulamada acaba biraz fazla mı
ileri gittim diye düşünmüştüm. Mehmet Ömür’ün yazısını
okuyunca, birebir bu konuyla alakalı olmasa da, yine de
kendime bir arkalanma hissettim. Başta bu yazı olmak üzere,
diğerleri hakkındaki fikrini de öğrenmek üzere kendisine
gönderdiğim e-postaya verdiği cevabında, yazılarımı ve web
sitemi çok beğendiğini, iki gün sonra kongre için Bodrum’a
geleceğini yazıyor, bir de; “Vatan gazetesi için bir söyleşiye
ne dersiniz” diye soruyordu. Ben de hem söyleşiyi yapmaktan
hem de kendisiyle tanışmaktan çok mutluluk duyacağımı
söyledim.Hem böylelikle dergi için benim de kendisiyle söyleşi
yapma imkanım doğmuş oldu.
ŞÜKRÜ
MEHMET ÖMÜR
1951 yılında İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini Saint Joseph
Lisesi ve Ankara Fen Lisesi'nde gördü.
1977 yılında Ankara Tıp Fakültesinden mezun oldu.
Bursa Uludağ Üniversitesi'nde KBB uzmanlığını tamamladı.
Paris'te Saint Antoine, Saint Louis, Laennec hastanelerinde
çalıştı.
1986 yılında doçent , 1996 yılında profesör oldu. 1993 yılında
Haseki hastanesinin başhekimliğini,daha sonra da Vehbi Koç
Vakfı Amerikan Hastanesi Kulak Burun Boğaz departmanı şefliği
yaptı."Larenks Kanseri ve Boyun" , “Baş Boyun Anatomisi”,
“Sesin Peşinde” isimli bilimsel kitapları yayınlandı.
KBB Postası adlı dergiyi kurdu ve editörlüğünü yaptı.
2004 senesinde Oyuncaşkçı isimli bir şiir kitabı yayınlandı.
OYUNCAŞKÇI
Dün giderken
Oyuncaşkçıya daldım
Bir sürü oyuncak
Bir de aşk aldım
Oyuncakları sevdim
Aşkla oynadım
2007 yılında Horlama Kitabı yayınlandı.
Çok sayıda yayını vardır.
2000 senesinden bu yana hobi olarak fotoğrafçılığa merak
sardı. Yurt dışında Pariste ve İstanbul’da çeşitli fotoğraf
sergileri açmıştır.
Halen İstanbul’da serbest hekimlik yapmaktadır.

Ülkemizde ve Bodrum’da
turizm sezonu çok fazla uzun sürmüyor, turizmi
çeşitlendirmenin yollarından birisi de kongre turizmi.
Kongrelere katılan birisi olarak sizce Bodrum’un bu konudaki
şansı nedir?
Bodrumun bu konudaki şansı düşük çünkü artık Türkiye’de 500
kişilik veya 1000 kişilik kongreler yapılıyor bu boyuttaki bir
kongreyi Bodrum'da yapabilecek sadece 2 kongre oteli var ki
Bodrum ismini taşıyan böylesine büyük bir turizm bölgesi için
bu çok az bir sayı.
Bodrum’a
kongre için gelmiştiniz, bize biraz bu kongreden bahsedebilir
misiniz?
Ulusal
rinoloji kongresi ve CİTRAS diye adlandırdığımız
Hırvat-İtalyan-Türk ileri rinoloji okulu . Hem Türkiye hem de
komşu ülkeler için oldukça önemli bir toplantıdır. Bu yıl
ikincisi olmasına rağmen olağan üstü başarılı bir kongreydi.
Söz buraya
gelmişken; Sizin horlamayla ilgili bir kitabınız var. Benim
bildiğim kadarıyla horlama pek dikkate alınmaz, bir sorun
olarak görülmez. Bir sorun mudur? Ne kadar ciddiye
alınmalıdır? Bu konuyla ilgili bir de hikaye anlatabilirim
size; Misafirimiz sabah kahvaltıya inmiş ve “Hüseyin dayı ne
kadar çok horluyor” demişti. Yarım saat sonra gelen Hüseyin
dayı ise aynı cümleyle, aynı şeyi misafirimiz için söylemişti.
Birbirlerinden rahatsız olmuşlar ama kendi horlamalarından
haberleri yok.
Horlama
her zaman komik bir olay olarak algılanmış ve ciddiye
alınmamış bir olaydır. Oysa birlikte uyuyan kişinin
uykusunu 1 saat az uyumasına neden olan sinirini ve uykusunu
bozan bir durumdur. Ayrıca horlama kişide ölümcül derecede
ciddi olabilecek uyku apnesi hastalığı denilen bir hastalığın
belirtisidir.
Bodrum
hakkında ne düşünüyorsunuz? Bodrum’un sevdiğiniz ve
sevmediğiniz yönleri nelerdir? Bodrum’da nereyi tercih
edersiniz?
Bodrum
çok ilginç bir yöre her türlü tezatı içinde barındıran bir
tatil yöresi ben en çok denizini, iklimini seviyorum ancak
kalabalığını sevmiyorum
.
Ben sizi
şarapla ilgili yazdığınız yazılardan tanıdım. Ama siz aslında
tıp doktorusunuz, şarapla ilk tanışmanız nasıl oldu ve şarapla
ilgili yazı yazmaya nasıl başladınız?
Şarapla
ilk tanışmam 18 yaşımda ilk defa şarap içerek oldu ,
ulaşılması çok güç bir şarapmış gibi gelen bir Çankaya Şarabı
içmiştim
Fransa’da
yaşamış ve doktorluk yapmış bir kişi olarak oradaki şarapları
ve şarapçılığı gözlemlemiş miydiniz? Bizle karşılaştıracak
olursak, yolun çok başındayız değil mi? Hatta o yolu
gidebileceğimiz bile şüpheli diyebilir miyiz?
Yolun
çok başında olduğumuz kesin ama karamsar değilim ülkemizde de
giderek daha iyi şaraplar yapılıyor, giderek daha çok şarap
tüketiliyor. Hükümetin ötv gibi çeşitli engelleyici
çalışmaları gibi olumsuz etkileri hiçbir şeye yaramayacaktır.
Sadece Türkiye’nin ürettiği üzümlerden artıı değer elde etmesi
geciktirilecektir. Bu ülkede her zaman olduğu gibi tüm
padişahların içtiği gibi insanlar şarap içip şarap kültürüne
yaklaşacaklardır. Başka türlü olması olası gibi gelmiyor bana.
Zaten başbakan da geri dönüş olmaz dedi. Endişeye gerek yok
her su yolundan akar.
Genel
olarak organik tarım, özelde de organik şarap hakkında ne
düşünüyorsunuz? Normal bir şarapla organik şarap arasındaki
fark nedir ve kolaylıkla anlaşılabilir mi? Yoksa bir pazarlama
stratejisi olarak mı kullanılıyor?
Kükürt
miktarının az olması ve kimyasal kullanılmadan üretiliyor
olması dışında bence pek fark yok . Pazarlama stratejisi
olarak kullanıldığını düşünüyorum ama onda da pek başarı
göremiyorum.
Bir tıp
doktoru olarak, şarabın sağlık üzerine etkileri konusunda
neler söylemek istersiniz?
Günde 2
kadeh maksimum 3 kadehi aşmamak kaydıyla kalp damar
hastalıklarını önlemede, mide barsak hastalıklarını ve kansere
yakalanmayı azaltmada etkili olduğu bilimsel olarak
kanıtlanmış durumda yani sağlık veren bir içecektir şarap.
Dünyada
kırmızı şarap-beyaz şarap tercihinde denge %80’e %20 gibi bir
değerde kırmızı şarap lehine yükselmiş durumda. Kırmızı şarap
bu oranı gerçekten hak ediyor mu, yoksa beyaza haksızlık mı
yapılıyor?
Genelleme
yaparsak kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Ancak bazı öyle
beyazlar var ki hiçbir kırmızı eline su dökemez.
Şili,
Arjantin, ABD, Avustralya gibi yeni dünya ülkelerinde
çoğunlukla, bilinen üzüm çeşitleri yetiştiriliyor. Oralarda
üzümün ve şarabın geçmişi o kadar eskiye dayanmıyor çünkü ve
kendilerine ait çeşitleri yok gibi. Fakat bizde durum farklı,
biz üzümün ve şarabın anavatanıyız ve yerel çeşitler açısından
oldukça şanslıyız. Dünyaca bilinen şaraplık üzümler mi, yoksa
yerel üzüm çeşitlerimiz mi desem, ne dersiniz?
Bence
her ikisi de ama özellikle yerel üzümler ön plana çıkartılmaya
çalışılmalı eğer yurt dışına açılmak isteniyorsa. Fransa’ya
veya dünyaya, dünyada bu kadar iyi Cabernet varken Cabernet
satmanız mümkün mü? Halbuki çok güzel işlenmiş bir boğazkereyi
beğendirme şansınız daha fazla .
Size göre
güzel şarap nedir? Şarabın fiyatı, kalitesi hakkında ne oranda
doğru bir ölçüdür? Siz şarabınızı neye göre seçersiniz?
Bana göre güzel şarap benim sevdiğim beğendiğim şaraptır.
Fiyat her zaman önemli bir ölçektir iyi şarabı bulmak için.
Ama verdiğiniz paraya göre aldığınız kalite, şarap konusunda
çok önemlidir. Marifet çok para vererek çok iyi bir şarap
içmek değildir. Nispeten daha az parayla o şaraba yakın bir
şarap içmektir marifet. Ama esas marifet, o şarabı
sevdiklerinizle paylaşmak, o şarabın etrafında sevgi yumağı
oluşturmaktır.
Yukarıdaki
"Bir Şarap Dostu;
Prof.Dr.Mehmet ÖMÜR"
başlıklı yazı;
Bodrum Ticaret
Odası Yayını olan,
"BOD®UM
MAVİ" derginin
17.
(Temmuz-Ağustos) sayısından, Mehmet Vuran'ın
aynı başlıklı yazısından alınmıştır
|