|
ORTAKENT-YAHŞİ
Ortakent_Yahşi,
Bodrum yarımadasının batısında kalan, eski köy özelliğini
koruyabilmiş, yeşilliklerin arasından uzanan ince yollarla
denize inilen bir beldedir. Bodrum şehir merkezine karadan
yaklaşık 7 km, denizden 3 mil uzaklıktadır. Bodrum şehir
merkezindeki otobüs terminaline indiğinizde, Ortakent-Yahşi
dolmuşlarıyla beldeye ulaşım 15 dakika sürmektedir. Ortakent
ve Yahşi’yi Uludere adıyla anılan dere ikiye bölmektedir.
Beldede eskiden olduğu gibi, tarım, hayvancılık ve narenciye
ile uğraşılmaktadır. Halen bozulmamış köy dokusu, mandalina
bahçeleri ve mavi bayraklı deniziyle ziyaretçilerine ev
sahipliği yapmaktadır. Köy içine doğru girdiğinizde, geçen
yüzyıllardan kalma eski taş evler ve tepedeki eski değirmenler,
gözünüze ilk çarpacak özelliklerden birkaçıdır.
Ortakent-Yahşi’de geçmişten kalan pek çok gelenek olduğu gibi
devam ettirilmektedir. Bunlardan en önemlisi düğünlerdir.
Düğünlerde kına gecesinde, gelinlere eskiden kalan ve otantik
değere sahip olan “Devren” adı verilen kırmızı kadife üzerine
simler işlenmiş ve her işlemenin farklı bir anlamı olan
gelinlikler giydirilir.
Ortakent-Yahşi’de gene eskiden kalan geleneklerden olan “Deve
Güreşleri” düzenlenmektedir.
Son 30
yıldan bu yana Bodrum yarımadasıyla beraber Ortakent, turizmde
de gelişme göstermiştir. Ortakent ve Yahşi Beldesinin sahil
şeridinde büyük küçük pek çok otel yılın 6 ayı kaliteli hizmet
vermektedir.
Yabancı
turistlerin yanı sıra büyük bir yerli turist potansiyeli
vardır. Her yıl ülkemizin başlıca büyük şehirlerinden gelen
insanlar, hem eğlenebilmek hem de şehir merkezinin
gürültüsünden uzakta kalabilmek için Ortakent-Yahşi beldesini
tercih etmektedirler. Deniz tarafında bölgenin tam karşısında
yer alan “Çelebi Adası” pek çok günlük gezi teknesinin
uğradığı bir adadır. Bölgenin uzun ve geniş bir koy olmasından
ve rüzgarı çok iyi almasından dolayı, sörf, optimist,
katamaran gibi yelken sporları için elverişlidir. Bunun
yanında, jet-ski, parasailing gibi pek çok su sporu da
yapılmaktadır. Ayrıca ülkenin büyük alış veriş mağazalarından
ikisinin şubesi de belde sınırları içinde yer almaktadır.
Beldenin en
batısında yer alan ve şimdilerde “Camel Beach” adıyla anılan
fakat eskilerin “Kargı Koyu” diye bildiği, sanki sonsuz bir
kumsalmışçasına uzanan doğal bir plajı vardır. “Camel Beach”
adını eskiden beri kumsalda yatan ve otlayan develerden
almıştır. Bu develer yerli ve yabancı pek çok ziyaretçinin
ilgi odağı olmuştur.Ayrıca plajın kumlarında dünyanın pek az
yerinde görebileceğiniz “ Kum Zambakları” nı görebilirsiniz.
Bu plaja günlük tur tekneleriyle ulaşabileceğiniz gibi
dolmuşlarla da ulaşmak mümkündür.
1963-64
yıllarında yapılan arkeolojik kazılardan anlaşıldığı kadarıyla
bölge tarihi, “Miken” dönemine kadar giden eski bir yerleşim
alanıdır. Ortakent merkezinin 1 km kadar kuzeyinde ortaya
çıkarılan nekropol alanı mezarlarından ele geçen, çanak-çömlek,
bronz silah gibi eserler bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji
müzesinde korunmaktadır. Roma ve Bizans çağının kalıntılarını
taşıyan bölgenin Osmanlı döneminde de önemli bir yerleşim
birimi olduğu mezartaşı yazıtlarından anlaşılmaktadır. Antik
çağda dini bir merkez olan Telmesos (Telmissus)’ta kahin
rahiplerin atası “Apollon” adına bir tapınak yapıldığı, Bizans
döneminde bu tapınağın üzerinde piskoposluk merkezi olarak bir
kilise inşa edildiği sanılmaktadır. Çakmaklı mevkiinde görülen
kalıntının, baş rahip Episkopis’in oturmuş olduğu kiliseye ait
olduğu düşünülmektedir.
1523’te
Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, St.Petrium (Bodrum)’u
aldığında, Episkopi kendiliğinden teslim olmuştur. Rivayete
göre sultan Süleyman bölgeyi ziyarete gelmiş, “Bağarası” denen
mevkide, yöreye ismi verilmiş olan Rahip Episkopis’in
diktirmiş olduğu Misket üzümlerinin kokusunu duyduğunda, “Mis
gibi kokuyor, buranın adı Misgibi olsun” demiştir. Zamanla
yöre bu ismiyle anılmıştır. İlk ismi “Episkopi” olan bölgenin
halk dilinde “Müsgebi” olarak söylenişi, 1961 yılına kadar
sürmüş, bu tarihten sonra Bodrum-Turgutreis karayolunun tam
ortasından geçmesi ve buranın coğrafi olarak yarımadanın
ortasına denk gelmesi nedeniyle “Ortakent” olarak anılmaya
başlanmış ve ismi bu şekilde değiştirilmiştir. Ortakent’te 17.
yüzyılda savunma amaçlı olarak yapılmış kule evlerden ikisi
halen ayaktadır. Bunlardan biri Mustafa Paşa’ya, diğeri Ahmet
Paşa’ya aittir.
Yarımadada
güneşin en güzel battığı yerlerden biri, Ortakent Yahşi’dir.
Serin bir yaz akşamında yüzünüzü denize dönüp ufka doğru
baktığınızda, dünyanın en güzel renklerini bir arada
göreceksiniz. Dolunayın çıktığı gecelerde denize bir adım
uzaklıktaki restoranlarda, gecenin tadına, bir bardak şarapta
ya da dostlarınızla bir yemekte varabilirsiniz.
Bazı geceler bölgenin geleneksel ahşap tekneleriyle denizin
ortasında dolunayın keyfini çıkarabilir aynı zamanda denizden
kıyıya baktığınızda otellerin ve restoranların denizde
sallanan ışıklarını seyredebilirsiniz. Bu da unutamayacağınız
bir tatilin silinmez izleri olarak belleğinizde daima
kalacaktır.
|