|
Gazete ve
dergilerin şarap yazıları için ayrılmış köşe ya da
sayfalarında bol bol şarap tadımı yazıları ve özellikle
Ağustos-Eylül aylarında da “Bağbozumu” yazılarıyla
karşılaşırız. Şimdiye kadar hep kendi bağbozumunu yapmış olan
ben, bu defa Selva-Haluk İşmen bağlarındaki bağbozumu davetine
icabet etmek üzere öğleden sonra kardeşimle yola çıktık. Yola
çıktık dediysem, uzun yol gideceğimiz anlaşılmasın,
14-15 km kadar
bişey. Biz Karaova’nın bir ucundayız,
onların bağı da Karaova’nın diğer ucunda.
Geç kaldık
mı acaba diye tereddütlü gitmiştim ama neyse ki geç
kalmamışız. Hatta biraz erken bile sayılırdı.
İnternette
bağ ve şarap konusuna bakarken rastgele web sitemi bulan ve
ziyaretime gelen, daha sonra da beraberce bu yöredeki bağları
gezdiğimiz ve en son olarak da Selva hanımların bağbozumundan
bir gün önce beni arayıp, “eğer sizinkilerin işleri var ve
müsait olmazlarsa, ben gelir seni götürürüm” diyen Rıdvan
Dursun bey ordaydı. Onunla ve Haluk beylerle kısa bir
sohbetten sonra diğer misafirler de gelmeye başladılar.
Daha sonra
aşağıya bağa inildi ve birer makas ve kasa alan misafirler
bağdan üzüm kesmenin zevkini yaşadılar.
Bunun
öncesinde ise bağın kenarında, misafirlerden Muğla eski Valisi
Lale Aytaman hanımefendi kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında
Muğla Valiliği döneminde bağcılığın Muğla’da gelişmesini çok
istediğini, bağcılığı tütüne alternatif olarak düşündüklerini
anlattı. Ben Vali hanımın söylediklerini toparlayıp buraya
yazmak yerine, ertesi gün bana göndermiş olduğu ve bunlardan
da bahsettiği mailinden bir alıntı yapmak istiyorum.
Vali hanım
mailinde diyordu ki;
“Bağcılığın bu yörelerde gelişmesi fikri dün akşam kısaca
değindiğim
gibi daha valiliğimin ilk günlerinde oluşmuştu. Eşimin
tanıdığı
yabancı şarap eksperleri gelip burada incelemelerde bulundular
ve bize
nerelerde yetişebileceği hakkında genel bir fikir verdiler,
sonra ben
Muğla'da Toprak Analiz Laboratuarı oluşturdum ve toprak
analizleri
yaptırdıktan sonra çiftçileri yeniden motive ederek
projeleri
başlattık. Fideleri özel olarak getirttik çiftçiye dağıttık.
Tarım İl
Müdürlüğü sürekli denetledi ve çiftçiyi bilgilendirdi. O
günlerde
en büyük
arzum Muğla yöresinde
gittikçe yok olan
bağcılığı
tekrar yaşama geçirmek
ve turistik bir yöre olan Muğla'nın
kendi şarabının
oluşmasını
sağlamaktı.
Eksperler, dikimden ancak beş yıl sonra hasat alınabileceğini
söylüyorlardı. Ben dikilen bağların ürünlerinin alınmasını
göremedim.
1995 yılında Milletvekili olarak Muğla Valiliğinden ayrıldım.
Selva da
benimle dolaşarak o zaman başlattığımız bağcılık projesinden
etkilenmişti. Hayalimin yavaş yavaş gerçekleştiğini görmek
beni son
derece mutlu ediyor.
Yöneticilikte hayalleriniz olmazsa başarılara da imza
atamazsınız,
yıllar sonra da meyveler toplansa, siz birşeyler yapmış
olmanın
huzuruyla rahat uyursunuz.
Dün akşam benim açımdan sadece
bağbozumu değil, yıllar önce gördüğüm
rüyanın ufak bir gerçekleşmesi idi.
Lütfen
"Muğla Şarabı"nın oluşmasına ve bu yörenin aynı antikitede
(antik çağlarda) olduğu gibi bir özel şaraba kavuşması
yönündeki gayretlerinizi sürdürün!”
Vali hanımın bu yöndeki konuşmasından sonra,
toplanan üzümler işliğe taşındılar. Herkesin etrafına
toplandığı makinaya ilk üzüm salkımını ise Ferhan Şensoy, bir
elinde şarap kadehi bir elinde de üzüm salkımıyla, Dionysos
edaları içinde attı ve makinanın düğmesine
bastı.
Toplanan az
miktardaki üzüm saplarından ayrılıp
ezildikten sonra
fermantasyonlarını yapacakları yere
geldiklerinde şarap işliğinde
ancak birkaç kişi
kalmıştı. Erdal’la ben de oradan en son ayrılan kişilerin
içindeydik. Misafirler bağın en yüksek rakımlı yerinin
kenarındaki, Selva hanımın şarap tadım yeri
ve bağ seyir terası olarak düşündüğü
ve düzenlediği yerdeki masaların etrafında toplanmış sohbet
ediyorlardı. Kimi kişiler ayaktaydı. Erdal’la beraber işlikten
oraya döndük ve biz de sohbete katıldık.
Misafirlere gözleme ve ayran ikram edilmişti. Çok güzel
ekmek ve peynirler de vardı. (Ekmek,
şarap ve peynir. Üçü yan yana ne güzel duruyorlar) Hele bir keçi peyniri vardı ki
çok güzeldi. Varmış demem lazım aslında çünkü ben
ilk başlarda bişeyler
yemek ve içmek niyetinde olmadığım için ne yazık ki sonuna
denk gelmiştim.
Bağ vardı, bağbozumu vardı, sohbet vardı,
sohbet edilen yer şarap tadım yeri ve bağ seyir
terası olarak düzenlenmiş bir
yerdi. Bütün bunlar olur da şarap olmaz mı? Tabii ki
o da vardı, hem de benim şaraplarım. Bağbozumundan iki gün önce
Haluk bey beni aramış ve “böyle bir günde misafirlere
marketten aldığımız şarapları ikram etmek anlamlı
olmayacaktır, yerel şaraplar aradık ama bulamadık, senin
şaraplardan getirebilir misin biraz” dedi. Ben de “fazla
şarabım olmadığını ama birkaç şişe getirebileceğimi” söyledim.
İlk şarap açılacağı zaman “ya beğenmezlerse!” diye arkalara
doğru atmıştım kendimi biraz. Ya da
eğer şarapları beğenmezlerse “ben o şarapları
tanımıyorum” mu deseydim. Ama böyle
de denmezdi ki, çünkü
herkese söylemiştik. Neyse ki tepkiler olumlu gelmeye başlayınca
ben de rahat bir nefes aldım. Beğendiklerini söylüyor
ve teşekkür ediyorlardı. Yüzümü kara çıkarmamışlardı. Ben de
şaraplarıma teşekkür ediyorum...
Vee, ev sahiplikleri için Selva
hanıma ve Haluk beye teşekkürler...
|
Şarap tadım ve seyir terasındaki masalardan birisi ve
misafirler |
Misafirler şarap işliğinde |
Ferhan Şensoy ilk üzüm salkımını attı ve makinayı
çalıştırıyor |
Muğla eski
Valisi Lale Aytaman ile eşi ve ben |
Selva hanım -Haluk bey ve
ben |
|