|
Theangela,
Bodrum-Mumcular-Milas-İzmir eski yolu üzerindeki Pinarlıbelen
köyünün Etrim mahallesinin güneydoğusundaki 538 m.
yüksekliğinde ve doğu-batı yönünde uzanan Kale Dağının doğu
ucunda, Bodrum yarımadasının en eski yerleşik halkı olan
Lelegler tarafından kurulmuştur. Kentin nekropolü daha
aşağılardadır. Bu kısma, Pinarlıbelen köyünün mahallerinden
bir diğeri olan Karanlık (adı neden
Karanlık)
mahallesinden ulaşmak daha kolaydır. Nekropol alanındaki
bilinen mezarların hepsi açılmıştır.Theangela'nın kurulduğu bu
dağın adına muhtemelen üzerindeki sur kalıntıları dolayısıyla
Kale Dağı denilmiştir.
Theangela’nın kuruluşu
ile ilgili yeterli bilgi bulunmamakla ve eski çağ
tarihçilerinden bu konuda fazla bir şey öğrenilememekle
birlikte kentin M.Ö. IV. yüzyılın ilk yarısında Kral Mousolos
zamanında kurulduğu sanılmaktadır.
Ve yeri yandaki fotoğrafta
görülen Kale Dağının yeşil ile işaret edilen bölümündedir.
Mavi ile işaret edilen yer de dağın en yüksek noktasıdır.
Pinarlıbelen-Etrim-Yalı
Çiftlik istikametindeki yolun, Etrim-Yalı Çiftlik arasındaki
bir noktasından sapan yoldan araçla da çıkılabilen, Gökova
körfezi, Bodrum yarımadası ve Güvercinlik körfezine de hakim
olan ve bu özelliği dolayısıyla yangın gözetleme istasyonu
olarak da kullanılan dağa 1,5 – 2 saatlik bir yürüyüşten sonra
ulaşmak da mümkün.
Dağın doğu ucundaki
tepede surlarla bir kale kalıntısı bulunur. Kenti kuşatan bu
duvarların kalınlığı 2 ile 3 m. arasında değişmektedir. Ayrıca
duvarların sık aralıklardaki burçlarla desteklendiği
anlaşılmaktadır. Surların içerisinde Stadion’a benzer bir
kalıntı ile ev temellerine, kuyu ve sarnıç kalıntılarına
rastlanmıştır. Bu çevrede
çok bilinen antik kentlerde (Miletos, Efes, Alinda, İasos,
Kaunos v.s.) olduğu kadar görsel açıdan zengin kent
kalıntıları Theangela'da mevcut
değildir, en azından toprak üstünde durum budur. Ancak çevreye
hakim manzara ve buraya bir kent kurulmuş olduğunu görmek bile
etkileyicidir. Bodrum yarımadasının en eski
yerleşik halkı Lelegler'dir ve yarımada üzerindeki en eski
kültür de onlara aittir. Bu bakımdan, herbir Leleg kenti ve
bunlara ait en küçük bir kalıntı dahi oldukça önemlidir.
Yapılan araştırmalarda M.Ö.
V.yüzyıla tarihlenen çanak çömlek parçaları bulunmuştur. Nekropol alanındaki bir çok mezar ise açık durmaktadır. Kaçak
olarak açılan mezarlarda bir şeyler bulundu mu, bulundu ise ne
bulunduğu meçhul.
www.discoverturkey.com/bakanlik/b-a-bodkale-klasik.html
internet adresinde ise şunlar yazılıdır; Vitrinler içinde
(bahsedilen, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesindeki bir
vitrindir) bronz ve pişmiş toprak eserler sergilenmektedir.
Bunlar tanrı ve tanrıça figürleri, çeşitli hayvanlar ve süs
eşyalarıdır. Bodrum yakınlarında Theangela ören
yerinden gelen heykelcikler, adak için kullanılmışlardır.
Başları üzerinde su taşıyan kadınlar ve rahipler
görülmektedir.Vazolar üzerinde kırmızı figür tekniğiyle
yapılmış resimler görülür. Bunlar çalgı çalan, eğlenen
insanlardır. Kapların nasıl kullanıldıkları resimlerle
anlatılmıştır.
Theangela Antik Kentinden Fotoğraflar
( Fotoğrafları çeken : Erdal VURAN. Çekim tarihi : 24.02.2007
- Bu fotoğraflar başka yerde yok. )
THEANGELA
– DAĞLARIN DORUKLARINDA BİR KARTAL
YUVASI
Halikarnassos Yarımadası üzerinde bilinen sekiz tane Leleg
şehri vardı ve bunlardan sadece bir tanesi Halikarnassos’un
doğusunda idi: Syangela. M.Ö.4. yüzyılda Satrap Maussollos
Karia’nın başkentini Mylasa’dan Halikarnassos’a taşıdığı zaman
bu şehirlerden altısının halkını da mecburi göçe tabi
tutmuştu. Sadece iki şehir Myndos (Gümüşlük) ve Syangela
(Alazeytin) bundan ayrı tutulmuştu. Elbette bu, bu iki şehrin
dokunulmazlığı olduğunu göstermez. Bu şehirlerden Syangela,
muhtemelen Persler tarafından tahrip edilmişti ve Maussollos
tarafından daha sonra yeniden ve daha büyük olarak bulunduğu
yerden
5 km
daha güney batıda Theangela adıyla kuruldu.
Maussollos
Karia Satrapı olduğunda Karia’yı hayranı olduğu Helen
kültürünün etkisiyle Helenleştirmeye aşladığında işe önce
Halikarnassos’un imarı ve halkından başladı.Yukarıda da
bahsettiğimiz gibi diğer şehirlerin halklarını buraya
getirmişti.Bu Helenleştirme hareketi çerçevesinde bugün
Alazeytin’de yer alan Syangela şehrinin de yeri değiştirilmiş
ve Theangela ismiyle Etrim köyü yakınlarında yeniden
kurulmuştur(M.Ö.4.yy birinci yarısı).Yeni şehrin ismi de eski
isminin Helenleştirilmiş şeklidir. İlk şehrin ana tanrıçayı
işaret eden ve kutsal anlamına gelen SUWA,
değiştirilmiş,yerine yunanca tanrıça anlamında THEA kelimesi
konmuştur.
Theangela
Mumcular-Bodrum yolu üzerindeki Pınarlıbelen köyünün Etrim
Mahallesi yakınında (Bodrum’dan
15 km
güney batıda) Kale Dağı’nın zirvelerinde yer almaktadır.
M.Ö.4.
yüzyılda (Maussollos zamanında) Syangela, Pigres adında biri
tarafından yönetilmekteydi (Atina Tribut listelerinde bu
kralın adı geçmektedir). Kayıtlarda da bu isme bir nesil veya
biraz daha önceleri de rastlarız. Pigres isimli biri M.Ö 480
yılında Pers kralı Xerxes’in donanmasında kaptan olarak görev
yapmış ve Salamis deniz savaşına katılmıştır. Bu kişi de
Syangela’daki aynı isimli sülalenin bir ferdi olabilir.
Ayrıca M.Ö.
500 yıllarında Syangela’da basılmış olan bazı gümüş sikkelerin
üzerinde de bu isme rastlanır. İlk kurulan
şehir olan Syangela, Çiftlik Belediyesi sınırları içindeki
Alazeytin yakınlarında Kaplan Dağı üzerinde yer alır. Şehir,
aralarında harç kullanılmamış kuru duvarlardan oluşan surlarla
çevrilidir ve pek çok yerde kulelerle takviye edilmiştir.
Surların
içinde özellikle yuvarlak binalar dikkati çeker. Çevrede
arkaik ve klasik çağlara ait keramikler ve ufak idoller
bulunmuştur.
Theangela’nın üzerinde yer aldığı plato uzun ve dardır ve üç
adet tepe ihtiva eder. Şehir doğudan batıya
1300 m
uzunluktadır. Genişliği ise en geniş yerinde 250 metreye
yaklaşır. Şehri çevreleyen ve 2-3
metre kalınlığındaki duvarlar hemen
hemen şehrin her tarafında takip edilebilmektedir. Şehri
çevreleyen surlar farklı yapım teknikleri gösterirler. Bazı
yerlerde Leleg tarzı duvarlara rastlanır.
Öyle
görülüyor ki, Maussollos tarafından kurulan yeni şehir,
Theangela yeterli ilgiyi görmemiş ve buraya yerleşenlerin
sayısı oldukça düşük olmuştur. Bu yüzden şehrin ortasında
kuzey güney istikametinde yapılan bir duvar ile şehir ikiye
bölünmüştür. Yapı kalıntıları büyük bir çoğunlukla şehrin batı
tarafında yer alan kısımdadır. Bu da şehrin tahmin edildiği
gibi nüfusunun az olduğunu göstermektedir. Şehrin batı
bölümünde yer alan binaları isimlendirmek hayli güçtür.
Şehrin ana
giriş kapısı batı uçtaki tepenin yakınlarında ve şehrin güney
duvarı üzerindedir. Buradan başlayan bir ana cadde doğuya
doğru gider. Şehrin
üzerinde yer aldığı her üç tepe de surlarla çevrilmiştir.
Ancak sadece batıda yer alan kalenin köşelerinde kuleler
vardır.
Son
yıllarda kaçak kazıların çokça yapıldığı Theangela’da pek çok
yeni bina ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan blok taşlardan
yapılmış olan bir tanesinin cephesinde iki adet pilaster
vardır (templum in antis tarzı) ve taş işçiliği mükemmeldir.
Doğudaki
tepenin batı yamaçlarında dikkati çekici bir mezar yapısı yer
almaktadır. Bu mezar yapısının içinde bazı kemikler ve geç 5.
yüzyıl keramikleri bulunmuştur. Mezarın üstü bindirme tekniği
ile yapılmış ve sivri bir yalancı kubbe ile örtülüdür. Bu
mezar büyük bir ihtimalle M.Ö.427 yılında ölmüş olan şehrin
yöneticisi Pigres’e aittir.
Aslında bu
tarihlerde burada bir şehir yoktu ancak buna mukabil burada
M.Ö.6. yüzyıla tarihlenen bir arkaik Kore torsosu(heykelin
gövde kısmı) bulunmuştur (şimdi Londra British Museum’da
sergilenmekte). Büyük bir ihtimalle daha önceki devirlerde
burada bir Athena kutsal alanı bulunmaktaydı.
M.Ö.377-353
tarihleri arasında yaşamış olan Maussollos tarafından
Theangela şehri kurulmadan önce muhtemelen burada Troezen’den
gelenlerin, Dorların, kurmuş olduğu bir koloni vardı.
Bugüne dek
Theangela’da sistematik kazılar yapılmamıştır. En kapsamlı
araştırma 60’lı yıllarda Prof.Wolfgang Radt tarafından
yapılmış olandır. Şehrin kalıntıları görsel açıdan pek fazla
etkileyici değildir, birkaç sarnıç, evler ve mezar
kalıntılarının dışında
50 metre
uzunluğunda stadiona benzer fakat oturma kademeleri olmayan
bir yapı dikkati çeker. Bu yapı eğer stadion olarak kabul
edilirse(ki normal uzunluğun dörtte biri uzunluktadır)
herhalde yalnız atletizm çalışmaları için kullanılmış
olmalıdır. Şehirde tiyatro binasına da rastlanılmamıştır(bu
husus tüm Leleg şehirleri için de geçerlidir).
Ortadaki
tepenin eteklerinde yer alan bina belki bir devlet binasıdır.
Şehrin içersinde halen sağlam vaziyette pek çok sarnıç vardır.
Bu sarnıçlar bugün bile hala kullanılabilir vaziyettedir ve
içleri su doludur. Tepede yer
alan sarnıçtan bugün yaz aylarında buraya yerleşen ormancılar
(yangın gözetleme kulesindeki) su ihtiyaçlarını
gidermektedirler.
Şehir
surları üzerinde ikisi kuzey duvarı, ikisi güney duvarında
olmak üzere dört adet kapı vardır. Ancak şehrin konumu ve
çevreye hâkimiyeti ve manzarası etkileyicidir.
Bir
yazıttan öğrendiğimize göre M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına doğru
buralarda hüküm süren Eupolemos Theangela’yı kuşatır fakat
şehri surlarını aşıp da zaptedemez. Ancak buna rağmen şehri
alır. Şehir halkı bir şartla teslim olur; şehir halkına ve
onun müttefiklerine bir zarar verilmeyecektir.
Önceleri
Theangela’nın M.Ö.2. yüz yılda bağımsızlığını kaybettiği ve
Halikarnassos’la birleştiği kabul edilmekteydi. Ancak Roma
İmparatorluk erken çağında hala bağımsızlığını koruduğuna dair
bazı izler vardır. Enteresan olan Theangela’nın hiç para
basmamış olduğudur.
Theangela
geçmişte şimdiki Çiftlik’ten Mumcular ve Karaova’ya kadar olan
geniş topraklara hükmetmekteydi ve antik çağlarda arıcılık ve
balıyla ünlü idi.
Bugün ulaşımı ve korunması hayli
zor olan bu gizemli kent maalesef eski eser soyguncuları
tarafından sıkça ziyaret edilmektedir. Define arayıcıları
araştırmacılardan önce keşfettikleri bu antik kenti talan
ederlerken aynı zamanda tahrip de etmektedirler. Açıkça
görülen bu tahribat ne yazık ki önlenememektedir. Kale
Dağı’nın tepesinde yer alan bir yandan Gökova körfezini, diğer
yandan Güvercinlik koyunu gören muhteşem bir manzaraya sahip
bu Leleg şehrini daha fazla tahrip olmadan görmenizi tavsiye
ederim.
Yukarıdaki
THEANGELA - Dağların
Doruklarında Bir Kartal Yuvası
başlıklı yazı;
Bodrum Ticaret Odası
Yayını olan, "BOD®UM
MAVİ" derginin
22. sayısından, A.Rasim
Özgürel'in
aynı başlıklı
yazısından alınmıştır.
LELEGLER
Antik kaynaklarda Lelegler diye bahsedilenler,
Bodrum yarımadasının en eski yerleşik halkıdır.Bu yarımada
üzerindeki en eski kültür de onlara aittir. Lelegler
19.yüzyılın sonlarından itibaren bazı araştırmacıların
dikkatini çekmişlerse de en kapsamlı araştırma 1960'lı
yıllarda Dr. Wolfgang Radt tarafından yapılmıştır. Herşeye
rağmen Leleglerin yaşadığı bölgelerde kapsamlı kazılar
yapılmadığından, Batı Anadolu'nun bu en eski halkının tarihi,
kültürü, yaşam tarzı ve alışkanlıkları hakkındaki bilgilerimiz
maalesef hala bir sır perdesinin ardında kalmaktan
kurtulamıyor. Oysa biz 21.yüzyıl Bodrum'luları için onlar çok
önemlidir, çünkü yukarıda söylediğimiz gibi onlar bu topraklar
halkıdır ve de bizim geçmişimizdir.
Antik kaynaklar yarımada üzerinde kurulmuş
olan Leleg şehirlerinin; Myndos(eski), Pedesa, Termera,
Telmissos, Madnasa, Syangela, Theangela, Side ve Uranium
olduğunu yazarlar. Bu şehirlerin dikkat edilecek ortak
yanları, yükseklerde dağların tepelerinde kurulmuş olmaları ve
mimari tarzlarıdır ki, mimarlık litaratürüne "Leleg tarzı"
diye geçmiştir. Şehirlerin yükseklerde kurulmuş ve kalın
surlarla çevrilmiş olmaları bize Yunanistan'daki Miken
yerleşim yerlerini hatırlatır.
Kimdir bu Lelegler? Bu konuda kesin hiçbir
bilgi yoktur. Bizlere bıraktıkları; şehirleri, işte o kadar.
Pek az küçük buluntu, pek az yazıt (geç devirlere ait) o da
Kar lisanında. Başka birşey yok, sadece efsaneler,
söylentiler. Onlara ilk kez Homeros'un İliada(*) destanında
rastlıyoruz;
İliada 9,152 de
Pedesos, bağları bol bir şehir, deniz
kıyısında ve Pylos'a yakın
İliada 1,426
Eumedes'in oğlu karşılık verdi dedi ki Dinle
bak, anlatayım sana dosdoğrusunu kıyılara yakın Karialılar,
kıvrık ağızlı Paionlar var bir de Lelegler, Kaukonlar.
Tanrısal Pelasglar İliada 21,86 Lykialı Laakon
Achileus'a yalvarışı arasında;
Altes kralıdır savaşsever Leleglerin
Satnioeis kıyısına yakın Pedasos'u tutardı
elinde
İliada 6,35
Elastos güzel akan Satnioeis ırmağı
kıyılarında
Sarp Pedasos'da otururdu
Ancak Satnioeis nehri Troas bölgesindeki Tuzlu
çay olduğuna göre M.Ö 1200'lü yıllarda, Lelegler Ege
bölgesinin kuzeyinde yaşıyorlardı ve Troya savaşlarından sonra
güneye göç ederek muhtemelen 1100'lerde Halikarnassos
yarımadasına gelerek buralarda yerleşmişlerdir. Yine
muhtemelen bu tarihlerde Yunanistan'dan göç eden Dor'lar da bu
bölgeye gelmişler ve sahillerde yerleşmişlerdir ki bu yüzden
de Lelegler dağlarda yerleşmeyi tercih etmiş olabilirler.
Tarihte, Heredotos olsun, Strabon olsun veyahut yakın çağlarda Mansel, Cook, Bean ve Bradt gibi araştırmacı ve arkeologlar, Lelegleri hep Karialılar'la bir tutmuş, karıştırmış veya
onları akraba olarak göstermişlerdir. Veyahut kesin bilgilere
ulaşamadıklarından böyle olmasını istemişlerdir.(Kaldı ki
bugün hala bu konu bir sis perdesi arkasında durmaktadır)
Ancak her iki halkın da bizlere bıraktıklarına bakacak
olursak, ki en önemlileri mimari yapıların kalıntılarıdır,
birbirleriyle uyuştuklarını pek söyleyemeyiz.
Yunanlılar Ege'de kendilerinden önce bir takım
kavimlerin var olduğunu biliyorlardı. Fakat Pelasg, Leleg veya
Kar olarak isimlendirdikleri bu halklar hakkında pek fazla
bilgileri de yoktu. Onlara göre Lelegler Yunanlılardan önce bu
yerlerde yaşamış olan kavimlerdendi. Bu yüzden bir zamanlar
Yunanistan'a Pelasgiye denmesinin nedeni budur. Yine bir
söylenceye göre de Lelegler ile Pelasglar Yunanistan'ın
mitolojik halkıdır. Ama onlar Yunanistan'da, Ege adalarında,
Batı Anadolu'da hasılı her yerde vardırlar. Hatta bir aralar
Milet şehrinin isminin Lelegies olduğundan bahsedilir. Büyük
İskender'in Asya seferine katılmış olan Yunanlı tarihçi-yazar Kallisthenes (c.a. M.Ö.370-327) Mylasa (Milas) kentinin
güneyinde Leleg şehirleri olduğundan bahsederek, bunlardan
altısının Halikarnassos ile birlik olduğunu yazar. Ayrıca Leleglerin etnik ve sosyal yapıları bakımından Kar'lardan
farklı olduklarından söz eder.Bizce Halikarnassos ile birlikte
altı kent isminin verilmesinin nedeni Mausolos'un
Halikarnassos'u Karia başkenti yapması ile ilgili olsa gerek. Halikarnassos kentinin nüfusunun bir başkent için az olduğunu
gören Mausolos eski Myndos ve Syangela kentleri hariç diğer
altı kentin halklarını göçe zorlayarak Halikarnassos'da iskana
mecbur tutulmasıyla alakalıdır. Diğer taraftan Roma çağı
tarihçileri Theangela'lı Philippos, Pulutarch hatta Eustathios
Lelegleri, Kar'ların devlet kölesi olarak gösterir ve onların
savaşçıları olarak bahsederler.(Aynı Spartalılar'ın Helotları
gibi) Diğer taraftan Kallisthenes Leleglerin Anadolu kökenli
olduklarını ve buradan Yunanistan'a göçtüklerini yazıyor.
Araştırmacı ve dil bilimci Sevorkins, Leleg kelimesinin
Anadolu'nun en eski dili olan Luvice LULAKİ kelimesinden
geldiğini söyler.
Antik çağlarda Ege havzasında birbirinden
farklı pek çok kavimin Leleg adını taşıdığını tarihçiler bize
nakletmektedirler. Anadolu'da kuzeyden güneye doğru hareket
ettikleri de yine antik yazarlarca anlatılmıştır. Arkeolojik
buluntular da bunu destekler mahiyettedir.
Leleglerin, özellikle en güzel örneklerini Pedesa'da gördüğümüz mezar tümülüslerini Lydia'dan aldıkları
ve Theangela'da bulunmuş volütlü sütun başlıkları da Aolis'ten getirdikleri, bu kavmin buralara gelmeden önce kuzey
bölgelerinde yaşamış olduklarının işareti olarak kabul
edilebilir.
Antik yazarlar her zaman Lelegler ile Karlar'ı
karıştırmışlardır. Ya aynı kavim olduklarını söylemişler ya da
akraba olduklarını. Bu iki toplum elbette birbirleriyle
bağlantılıdır ancak, herhalde bu bir kan bağı değil, aynı
coğrafyada yaşadıklarından olsa gerektir. Bu coğrafya tüm
Bodrum yarımadasıdır. Ancak tüm Leleg yerleşmesi sadece bu
yarımada üzerindeki şehirlerle sınırlı değildir, yarımadanın
hinterlandında da Leleg yerleşim yerleri ve yapıları tespit
edilmiştir. Milet'ten Ören'e (Keramos) kadar olan alan
içerisinde pek çok yerde Leleglerin izlerine rastlanmaktadır.(Kalketon
ve Hydai kentleri gibi), hatta Sedir adasında dahi. Ancak
antik yazarlar işi o kadar abartırlar ki, Aphrodisias kentini
kuranların dahi Lelegler olduğunu ileri sürerler. Hatta bu
yüzden kentin ilk isminin Lelegonopolis olduğunu söylerler.
Oysa ki bugüne kadar Aphrodisias'da yapılan kazı ve
araştırmalarda Lelegler'e ait en ufak bir ize dahi
rastlanmamıştır.
Leleglerin yarımada üzerinde kurdukları
kentlerden kısaca bahsetmek gerekirse, görülür ki tüm bu
kentlerin ortak özelliklerinin denizden uzak, yüksek tepeler
üzerinde kurulmuş olmaları ve etraflarının "Leleg tarzı"
denilen bir şekilde örülü surlarla çevrili olmasıdır.
Pedesa, bugünkü Konacık beldesinin
sınırları içerisinde kalan Gökçeler mevkiinde oldukça geniş
bir alana kurulmuştur. Kent yarımadayı güneyden kuzeye keserek
Torba'nın arkasındaki tepelere kadar yayılır. Pek çok yapının
yanı sıra surlar, Athena tapınağı ve mezarlar dikkati çeker.
Telmessos veya Telmissos diye bilinen ve
muhtemelen bugünkü Gürece tepelerindeki kalıntılardır. Bu
kentte bir Apollon kehanet merkezi bulunmaktaydı.
Termera, tarihçi Strabon'un tarifine göre Kos adasının karşısında Skandarion burnunun yukarısında yer
alır. Muhtemelen bugün Aspat diye bilinen yörede Çıfıt Kalesi
olarak adlandırılan yerdedir. Kent M.Ö. 6. yüzyılda para
bastırmıştır.
Madnasa, yarımada üzerindeki önemli Leleg kentlerinden
biridir.Tarihçi Plinius, Byzantionlu Stephanusve tarihçi
Hekataios kentin Attika-DelosBirliğine iki talent vergi
ödediğini yazarlar. Kent bugünkü Türkbükü ile aşağı Gölköy
arasındaki tepelerin üzerindedir. Bugün kaya mezarları,
surlardan bazı kısımlar ve yapı kalıntıları görülebilmektedir.
Side kentinden tarihte bir tek Plinius bahseder.
Araştırmacı G.Bean, Stephanaos'da "Karia Kenti Sibda" diye
bahsedilen yer ile aynı olduğunu yazar.Bu kentin adına Atina
vergi listelerinde rastlanmaz. Kent, Gölköy ile Müsgebi
arasındaki yol üzerinde bulunan Dağbelen yakınlarındaki
Karadağ üzerinde yer alır. Bir iç kale ve bir dış kale
tespit edilmiştir. İç kalede uzun bir yapı mevcuttur.
Uranium. Tarihçi Diadoros Syme (Simi) adasını işgal
eden Karyalıların, daha sonra kuraklık nedeniyle burayı terk
edip Uranium adında bir yere göç ettiklerini yazar. Kent, Attika-Delos deniz birliğine üyedir. Kentin yeri kesin
değildir ama G.Bean muhtemelen Burgaz'daki kalıntıları işaret
eder. Güzel bir tümülüs yapısı vardır.
Syangela, Halikarnassos'un doğusunda yer alır. Myndos ve Syangela halkları Maussollos tarafından
Halikarnassos'a göçe zorlanmıştır. Syangela, Yalı beldesi
sınırları içerisinde, Kızılağaç ile Çiftlik arasındaki Alazeytin mevkiinde yer alır. Kent, diğer tüm Leleg
şehirlerinde olduğu gibi iç içe iki kaleden oluşur.
Theangela, Syangelanın doğusunda, Çiftlik'in
kuzey-doğusundaki, Pınarlıbelen köyünün güneyindeki Kale Dağı
üzerinde kurulmuştur. Bu kent, Syangela'ya göre daha büyük,
daha güzel ve daha sağlam surlarla çevrili olarak inşa
edilmiştir.Bu kentin halkı arıcılık ile uğraşır ve bal
üretirmiş, bu bal antik dünyada pek ünlüymüş.
Myndos, bugün Gümüşlük olarak bilinen yerde
yarımadanın ucunda yer alır. Kentin bugün görünen kalıntıları
geç devirlere aittir ve Leleg kenti değildir. Ancak eski
kentin yeri daha güneydoğudaki Bozdağ mevkiindedir. Myndos'da
Uludağ Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm
Başkanı Prof Dr. Mustafa Şahin başkanlığında kazılar kazılar
yapılmaktadır ve tarihi aydınlatacak pek çok eser gün ışığına
çıkartılmaktadır.(**)
İşte yukarıda kısaca ve genel olarak bahsettiğimiz gizemli
halk Lelegler aslında ülkemizin kültür mozaiğinin geçmişten
gelen önemli ve renkli taşlarından biridir. Bugüne dek
derinlemesine hiçbir araştırmanın (1960'larda W.Radt'ın
çalışması hariç) yapılmadığı ve bölgemizin geçmişini saklayan
bu kültürü, bu halkı, bu kentleri artık gün ışığına
çıkartmanın zamanı geldi de geçiyor galiba.
(*)Homeros, İliada. Türkçesi; A.Erhat-A.Kadir,Sander
Yayınları, İstanbul 1967
(**) Leleg kentleri ile ilgili bu bilgiler; Bean, Georg E.
KLEINASIEN III, jenseits des Maeander Karien mit dem Vilayet
Muğla, H.E Günther Verlag, Stuttgart, 1974. isimli eserinden
alınmıştır.
Yukarıdaki
LELEGLER
başlıklı yazı;
Bodrum Ticaret
Odası Yayını olan,
"BOD®UM
MAVİ" derginin 3.
sayısından, A.Rasim Özgürel'in
Kayıp Halk Lelegler isimli
yazısından alınmıştır.
AŞAĞIDAKİ YAZI MUĞLA
ÜNİVERSİTESİ ARKEOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI
PROF.DR.ADNAN DİLER'DEN
ALINMIŞTIR. BU KONUDAKİ ÇALIŞMALAR VE ARAŞTIRMALAR İÇİN
http://arkeoloji.mu.edu.tr/tr/Arastirma/pedasa.asp
ADRESİNE TIKLAYABİLİRSİNİZ
LELEGLER
1800’lü yıllardan itibaren
oldukça ilgi uyandıran bu toplumla ilgili çeşitli çalışmalar
yapılmıştır. 19.yy sonlarından itibaren Newton, Paton, Myres
ve Judeich gibi araştırmacılar tarafından Karia Bölgesinde
özellikle Leleg toplumu ve kültürel izlerine ait yapılan
çalışmaları, 20.yy içinde bölgede uzun süreli araştırmalar
yapmış olan Bean, Cook ve Radt gibi bilim adamları devam
ettirmişlerdir . W. Radt tarafından hazırlanmış olan
“Siedlungen und Bauten auf der Halbinsel von Halikarnassos” bu
toplum ve onların maddi kalıntıları üzerinde hazırlanmış en
kapsamlı yayın olarak dikkat çeker, ancak uzun süreli yüzey
araştırmalarını temel almış olan bu çalışma sonunda bile,
antik yerleşimlerde kazı yapılarak cevaplanamamış sorulara
cevap aranması gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Hellenlerce Leleges
(Leleg’ler, Lelex’ler ya da Leleg’in halkı, Lelex’in halkı)
olarak çağrılan insanlar, Karia’ da, Kar olarak anılan
toplumun yanı sıra yerleşik bir halk olarak karşımıza
çıkmaktadır. Leleg ismini açıklamak için çeşitli çalışmalar
yapılmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı Luwice lulahi
(barbar) ile bağdaştırılmasıdır . Antik kaynaklarda Leleg
halkının varlığı Strabon dönemine değin izlenebilmesine rağmen
Karia’da ya da başka bir yerde Karca olarak anılan dilin
haricinde Leleg dilinde yazılmış herhangi bir yazıt
bulunmamıştır. Bu durum Leleglerin de Karia diliyle
konuştukları ve Karia yazısı kullandıkları şeklinde
yorumlanmaktadır. Bununla birlikte ele geçmiş olan az sayıdaki
Karca yazıtın henüz tam olarak okunmamış olması ilerde bu
yazıtlarda Lelegler ile ilgili bilgilerin ortaya çıkarılması
olasılığını da saklı tutmaktadır.
Homeros’un aktardığına göre
Troia savaşı esnasında Karialılarla birlikte Troia yandaşı
olan Leleg kavmi, kralları Altes önderliğinde Troia’nın
güneyinde Satnioeis nehri kıyısındaki Pedasos şehrinde
yaşıyorlardı. Troia savaşı sonrasında güneye inmişler ve
geçtikleri yerlerde birçok iz bırakarak Karia Bölgesi’ndeki
Halikarnassos civarına yerleşmişlerdir. Antik belgelerde Troia
savaşı sırasında ve sonrasında Karlarla birlikte anılan
Lelegler, Karia Bölgesi’nde bugünkü Bodrum Yarımadası’nda
sekiz kent kurmuşlardı. Kurulan şehirlerden birisi de daha
önce kuzeyde oturdukları Altes’in şehri Pedasos’un bir
yansıması olarak Pedasa adını taşır.
Karialılar ve Lelegler her zaman birbirleriyle
bağlantılıdırlar. Tarih geleneği onların hem Troas’da hem de
Karia’da Karlar ile birlikte yaşamış olduğunu aktarır.
Leleg ve Kar toplumları
hakkında verilen bilgilerde Lelegler ikinci planda gösterilir.
Pausanias, Leleglerden “Karia soyunun bir bölümü” olarak
bahseder. Strabon ise Leleglerin Karia’ya asker olarak hizmet
ettiklerini, tüm Yunanistan’a dağılarak sonuçta soylarının yok
olduğundan bahseder. Leleg kentleri arasında anılan Theangela
antik kentinin yerlisi olan Philippos, Lelegleri, Karialıların
köleleri olarak adlandırmakta ve onları Spartalı Helotlara
veya Tessalia’lı Penestlere benzetmektedir. Nitekim Leleglerin
kültürel açıdan da Karların gerisinde kalmış oldukları, Leleg
olarak tanımlanan kalıntıların büyük oranda yaşam ve ölümle
ilgili konut ve mezarlardan oluşmasından da anlaşılmaktadır .
Plinius’tan öğrendiğimize
göre çeşitli söyleniş biçimleri olan Termera, Side, Madnasa,
Pedasa, Uranium ve Telmessos diğer Leleg kentleridir. Genelde
uzak ve ulaşılması güç alanlarda kurulmuş ve M.Ö.4.yüzyılda
Maussollos tarafından halkı boşalttırılmış olan bu kentlerin
kalıntıları modern yerleşmelere uzak olması sayesinde
korunabilmiştir. Maussollos, Halikarnassos’u neredeyse tamamen
yeni olarak Hellen tarzında ve içine zorla yerleştirdiği Leleg
ahalisi ile kurmuştur.
Leleg halkının izlerine antik kaynaklar aracılığıyla Hellas
anakarasında da rastlanılmaktadır. Strabon’un (8.VI.15)
belirttiğine göre Yunanistan’da Argos ilinin kıyısındaki
Epidauros ve Troizen kentleri Leleg yavru kentleriydi. Ayrıca
İlyada’da geçen Troas Bölgesindeki Pedasos kentinin adaşı olan
bir kentin de Peloponnesos’da Messenia Bölgesinin güneyinde
konumlandığı aktarılmaktadır. Yine Naksos Adası’nın da eski
halkının Lelegler olduğu söylenmektedir.
Tüm bu veriler incelendiğinde
özetle Leleglerin Hellen çağı öncesine ait izler taşımış
olduğunu söyleyebiliriz. Ancak gözden uzak tutulmamalıdır ki,
Leleg halkı ile ilgili bir yazıt veya kıyaslama yapılabilecek
diğer arkeolojik veriler bulunmadığı sürece bu halk hakkında
somut bilgilere ulaşmamız olanaksızdır. Burada bir diğer
olumsuzluk da Leleg yerleşimleri olarak bilinen kentlerde
herhangi arkeolojik bir kazının bugüne değin yapılmamış
olmasıdır. Daha çok antik kaynaklarda verilen bilgiler ve
yüzey araştırmaları sonuçlarına dayandırılan verilerin kazı
çalışmalarıyla desteklenmesi zorunluluktur. Bu nedenle Anadolu
arkeolojisinde çözüm bekleyen diğer sorunlarla birlikte
Leleglerle ilgili sorunların da aydınlatılması büyük önem
taşımaktadır.
|