|
Yurdun değişik yerlerinde olduğu
gibi, Bodrum’da da bazı yerleşim yerlerinin isimleri
değiştirilmiştir. Karaova, Mumcular olmuş, Farilya, Gündoğan
olmuş, Müskebi, Ortakent olmuştur v.s… Bu isim değişiklikleri
iyidir ya da değildir, gerekliydi veya değildi. Tartışılır ya
da tartışılmaz. Bunların hepsi bir yana, denizcilik
tarihimizin büyük komutanlarından olan amiral Turgut Reis’in
doğum yerinin Karatoprak’ın Karabağlar mahallesi olmasından
dolayı, buranın adının Turgutreis olarak değiştirilmesi
fevkalade uygun olmuştur(yine bana göre), bu isim oraya
yakışmıştır, benimsenmiştir.
Avram Galanti Bodrumlu*’nun,
“Bodrum Tarihi” isimli eserinin “Bodrum’un Tanınmış Kişileri”
bölümünde amiral Turgut Reis için yazılanlar;
TURGUDCA BEY (TURGUT REİS)
Muğla Milletvekili Cemal Karamuğla, Muğla Valisi Recai Güler
ile beraber, seçim bölgesine gittiği zaman, Bodrum kazasına
bağlı olan Akçaalan’a da uğramıştır. Oraya gitmezden evvel
Bodrum’a da uğrayıp, Bodrumlulara sormuşlar; “İşitiyoruz ki
Turgud Bodrumlu’dur”, “Evet, Bodrum köylerinden biri olan
Karabağlı’dır.” Bunun üzerine Milletvekili ve Vali Karabağ’a
gitmişlerdir. Burası deniz kenarıdır. Halkı ile görüşürken,
Turgud’un oralı olduğunu ve hakkında pek çok hikayeler
söylediklerini aktarıyorlar. Bundan başka oranın erkeklerinin
ve kadınlarının, iri iri adamlar ve kadınlar olduklarını
hayretle gördüler.
Turgudca hakkında bilgi almak için Karabağ’a giden genç
hemşehrim Mehmet Hilmi Tengiz şöyle yazıyor; “kırk yıl evvel
yetmiş beş yaşlarında ölen babamın çocukluğunda, 120 yaşına
kadar yaşamış babası, annesinden işittiği (aşağı yukarı 200
yıllık) hikayeyi arzediyorum.
Hikaye şöyle başlar; Karabağ köyünün deniz kıyısının
karşısındaki adaya bir gemi gelmiş. Gemiden kıyıya bir sandal
gelmiş. Sandalın başına, merada çobanlık eden birkaç çocuk
toplanmış, sandaldan da çocuklara birkaç peksimet verilmiş.
Sandal gemiye geri dönerken, bu çocuklardan birisi kendisinin
beraber gemiye götürülmesini dilemiş. Sandaldakiler, kaptanın
izni olmadıkça götüremeyiz demişler. Birkaç gün sonra sandal
yine buraya gelmiş ve çocuğu alıp götürmüşler. Çocuk giderken
sırtında taşıdığı dağarcığı arkadaşlarına bırakmış ve gemi ile
gittiğini ailesine haber yollamış ve birkaç yıl sonra birkaç
gemi ile gelmiş ve kardeşi Veli’yi de almış götürmüş. Fakat
Veli sonradan köyüne geri dönmüş. Turgud ise Paşa olmuş. Bir
daha köyüne gelmemiş. Hikaye böyle.
Acaba bu hikayeyi belgelendirebilir miyim diye birkaç gün
köyleri gezdim. Hiçbir belge bulamadım. Yalnız, halkın dilinde
Turgud’un Karabağ köylüsü bulunmasından başka bir şey
işitmedim.
Bu hikayeden Turgud’un kardeşi Veli olduğunu öğreniyoruz. Ali
Rıza Seyfi, “Veli” ismini Turgud’un babası olarak yazıyor.
Kardeşi olsun, babası olsun, Turgud’un ailesine mensup bir
ismin Karabağlılarca bugün bile unutulmadığı meydandadır.
Müneccimbaşı Tarihi şöyle yazıyor;
“Turgudca Menteşe’den kopmadır. Deniz levendleriyle arkadaşlık
ede ede, denizcilik işlerinde üstad kesilmiştir. İlk başlarda
levend kayığı, sonra kolestesiye (goelette) dolaştıktan sonra,
bir korsan gemisine sahip olmuştur. Gemisini bir iken, zaman
ile beş ve sonunda da yirmi beşe çıkarmıştır ve kendisine
levend kaptanlığı verilmiştir.
O sıralarda Sadrazam Rüstem Paşanın kardeşi Sinan Bey,
Gelibolu Beyi ve Derya Kaptanı idi. Düşman Derya Kaptanının
yakasına saldıkça, Turgudca gemileriyle donanmaya katılır ve
sonuçta zafer onun olur. Sinan Bey, Turgudca Bey’in zaferinden
kuruntuya düşerek, bir yol bulup kendisine ve meşhur Reislerin
bazılarına, yetmiş seksen akçe ulufe ile (üç ayda bir verilen
maaş, A.İ) tersane kaptanlıklarına defter verir. O zaman
Padişah, Selasete (?) nam kalesinin fethini Turgudca Beye
emretmiş ve kendisine kırk gemi vermiştir. Turgudca kırk gün
savaştan sonra, kaleyi fethetmiş ve içinde bulunan yedi bin
İslam esiri kurtarmıştır.
Gene bu sırlarda, Fransa ile İspanya’nın araları açık
olduğundan, Fransa Kralı Birinci Fransua, Kanuni Sultan
Süleyman’dan yardım istemiştir. Padişah bu görevi Turgudca
Beye vermiştir. 961 (1553) yılının Recebinde Turgudca Bey
birçok gemiyle Septe (Septa) nam kaleyi kuşatarak, yedi gün,
yedi gece savaştıktan sonra kaleyi almış ve Fransa Kralına
teslim ederek dönmüştür.” (1)
Bu olaydan söz eden Peçevi tarihi şöyle yazıyor;
“Turgudca, İspanya’nın metin kalelerinden Narlo, Aşme, Moyka,
Marmos, Marmenor kalelerinin kimini fethile, Fransa
memleketine katmış ve kimi gartetmiştir.(2)
Bu savaştan büyük ganimetlerle dönen Turgudca, Padişahın
huzuruna yüz sürdükten sonra, kendisine Cezayir Beylerbeyliği
ile Kaptanlığı verilmiştir. Fakat Rüstem Paşanın şerrinden
korktuğu için, Trablusgarp Beyliğini rica etmiş, ricası kabul
edilmiştir.
966 (1558) yılı Recebinin yedinci günü, Piyale Paşa denize
çıkıp, Koyun adaları önüne vardıkta, Turgudca bundan haberdar
olarak, düşman donanmasının Gebre (Gerbe, Kuzey Afrika
sahilindeGarbes körfezinde bir ada olup, Tunus’un
bölümlerindendir.) adasında bulunduğu ve Trablus üzerine
saldırmaya hazırlandığını bildirmek için bir adam
eriştirdi.Piyale Paşa hazırlıklarını tamamladıktan sonra,
Gerbe yakınlarına gelerek, düşman donanmasına saldırmış ve
donanmanın büyük bir kısmını tahrip etmiştir. Düşman Gerbe
kalesine sığınmaya mecbur kalmıştır. Piyale Paşa Gerbe’yi
kuşatmak istemişse de kale sahilinin denizi sığ olduğundan,
gemiler yanaşamamıştır. Bu sırada Turgudca karadan askeri ile
erişip, gemilerden büyük topları çıkararak kaleyi kuşattıktan
sonra, yürüyüş ile zaptetmişlerdir. (3)
Gerbe alındıktan sonra Turgudca Bey, Trablusgarb’ı adalet ile
yönetmiş ve o derece bayındır yapmıştır ki, Abdülmümin’in
iklimine döndürdü. Düşman daima onun harekatını izlerdi.
Birgün Turgudca Gerbe adasının Karta limanında gemilerini
yağlarken, Kaptan Çığala’nın yönetimindeki yüz elli Ceneviz,
Venedik ve İspanyol gemileri liman boğazını tutarak ve
Turgudca’nın yiyeceği ve suyu tükendikte, savaşsız, sessizce
Gerbe’yi alırız diye düşünerek öylece beklemişlerdir.
Turgudca Bey bunu görünce, limana bitişik bir tepe arkasında,
bir yataklı boğaz şekli bir yer olduğunu bulunca, hemen üç
dört geminin forsasını sökerek kazdırır. Yapılan gayretler
sonunda boğaz açılır ve yerinde eski püskü birkaç çadır
alıkoyup, gece içinde kadırga ile çıkıp, kaçar.
Dururmdan emin olan Kaptan Çığala, Ceneviz hükümetine hayırlı
müjdeler göndererek, Turgudca’yı bir kapak içine koyduğunu
bildirir. Bazı Ceneviz Beyzadeleri Turgudca’nın durumunu
görmek için bir gemi alarak donatmışlarsa da, hiçbir şey
bulamayınca ümitleri kesilmiştir. (4)
Bir yabancı kaynağı Gerbe adası hakkında şöyle yazıyor:
“Ortaçağdan sonra Gerbe’ye sahip olmak için, Sicilya
Normanları, İspanyollar ve Türkler tarafından savaşlar
yapılmış ve sonuçta Türkler kazanmışlardır. 1560 yılında,
İspanyol donanması bu adanın sahillerinin açığında, Piyale
Paşa ve Korsan Dragut (Turgud) donanması tarafından yok
edilmiştir.(5)
Gerbe olayından sonra, Malta adasındaki Turgudca’nın hizmetini
gözden geçirelim:
“927 (1564)’te, üçüncü Vezir Kızıl Ahmetlu Mustafa Paşa
kumandan olunca, Kaptan-ı Derya Gazi Piyale Paşanın emrinde
olarak Akdeniz’e çıkmışlardır. Birkaç yere uğradıktan sonra
Malta’nın bir limanını ve oradan karadan yürüyüş ile adayı ele
geçirmişlerdir. Karada çalışan asker, aynı zamanda donanmadan
destekleniyordu. Trablusgarp Paşası Turgud Paşa, on üç gemi
ile Malta limanına gelerek savaşa katılmışlardır. Savaşta
yaralanmış ve dört gün sonra tam Malta2nın alındığı gün
ölmüştür. Cenazesi beş parça çekdiri ile Trablus’a gönderilmiş,
orada defnedilmiştir. Mezarı ziyaret yeridir.(6)
Peçevi bu olayı şöyle yazıyor:
“Turgud Paşa Trablusgarb Beylerbeyi idi. Malta adasının her
durumunu ve kalenin dövülecek semtine bütünüyle sahiptir ve
sezgileri çoktur. Sakın oyuna karşı çıkmayın diye Cenab-ı
Padişahiden tenbih olunmuş idi. Lakin bunlar ( Mustafa Paşa ve
Piyale Paşa) Malta’ya geldiklerinde, Turgudca henüz
hazırlıklarını tamamlamamıştı. Sentrme (St. Elmo) isminde
Malta2nın sağlam bir kalesini almaya ve sonra Malta’ya hücum
etmek için Turgudca’yı beklememeye karar vermişler. Yedi gün
savaştan sonra Sentrme düşmedi. Turgudca geldiği zaman üzüldü.
Sentrme alındığının faydası nedir? On Sentrme dahi bina
etseler, Malta alınmayınca zaptettirilmek ne mümkündür? Diye
kızdı. Fakat o dahi katılmış (savaş A.İ). On yedinci günü
fetholundu, ne çare ki en iyi askerin bir kısmı öldü, bir
kısmı yaralandı. Turgudca’nın hodbini (kendini beğenmişlik,
bencillik. A.İ) vuruldu. Sentrme fethinde mühimmatın ve
barutun vesair levazımatın çoğu harcanmıştı. Ada zaptolunmadan
dönülmüştür.(7)
Malta kuşatmasından söz eden bir İngiliz kaynağı şöyle yazıyor:
1565 yılında, Malta’yı kuşatan İslam kara kuvvetleri idi.
Mustafa Paşa savaş hareketlerine başlamazdan evvel, Turgud’un
müttefik Cezayirlilerle gelmesini beklemek gerektiğini
söylemiştir. Halbuki Piyale Paşa, donanmanın emin bir yerde ve
bir surette demir atabilmesi için St.Elmo mevkiine saldırmaya,
askeri meclisin oyuyla karar vermiştir. Buraya gelen ve bu
hücuma katılan Turgud yaralanmıştır.(8)
1317 (1901) yılında, Bahriye bakanlığı subaylarından olan Ali
Rıza Seyfi “Turgud Reis” adlı bir eser yazmıştır. Yazarın
Turgudca hakkında yazdığı bazı parçaları buraya alıyoruz:
“Turgud Menteşe Sancağı içinde bulunan köyde “Veli” isminde
bir çiftçinin oğludur. 890 (1485) yılında doğmuştur. (9)
Turgud’un yiğitliğini ve cesaretini öven bir çok türküler,
kasideler, İspanya, Fas, Cezayir ve Tunus gibi Berberistan
sahillerinde hala söylenmektedir. Yirmi yıl Fas’ta seyahat ve
tarihe ait inceleme yapan birkaç İngilizce, yerli bir ihtiyar
Yahudinin çocukluğunda Turgud’un serüvenlerini anlatan bir çok
türküler söylendiğini anlatmıştır.
Bu Yahudi, bunlardan yalnız birinin baş tarafını hatırlamakta
idi. Bu parça, İngiliz seyyahı tarafından şiirsel olarak ve
gayet zarif surette İngilizceye çevrilmiştir. Çeviri şudur;
“Şu Malta şövalyelerine bak! Yanakları bir korku ve dehşet
hissile mütehassis imiş! İtalya tarafından akseden feryadı
dinle! Çünkü cesur korsan Turgud Mehdiye (10) sahilinden
açıldı. Pek az zaman sonra, korkudan titreyen Hıristiyanlar
topların iniltisini işitecektir.
Çabuk ol! Çabuk ol! Denizlerin arslanı Turgud’un şanlı
sancağının altında halk kaçıp gitmektedir.
Baş topuna ateş et ve gürültüsünü dinle!.. İşte düşmanın bir
direği kırıldı ve bir küreği battal oldu!
Eyvah ki, senin önünde kaçmak da harp etmek de beyhudedir. Bak
düşmanların “Pervasız Turgud’a kim karşı durabilir” diye
kaorku ve dehşet içinde çırpınmaktadır.” (11)
Bir İngiliz Tarihçisi Turgud hakkında şöyle yazıyor:
“Ona bir büyük kumandana layık olan genel büyük meziyetler
açısından pek az kimseler eşit olabilmiş. Hele cesaret, çabuk
kavrama, düşünce üretmede hiç kimse kendisini geçememiştir.
Hele tarihçiler, insanlığı ve merhametini övmektedirler.
Hıristiyanların İslam eserlerine reva gördükleri o korkunç ve
lanete şayan işkenceleri hiçbir kimseye reva görmemiştir.
Doğuşu ve yaşam araçlarıyla eriştiği yüksek mevki arasında ne
büyük fark vardır.” (12)
|