|
Karan Bitkisi ve
Karanlık : Karanlık mahallesine adını
veren Karan (Lavandula stoechas) bitkisidir. Karabaş otu olarak da bilinen bu bitki,
bitkisel tıpta da kullanılıyor.Karan bitkisi, endemik bitkilerdendir
ve Karanlık mahallesinde çok yetişir. Bu yörede Karanlık
mahallesinden başka yerlerde yetişse de en yoğun yetiştiği
yer
burasıdır. Buradaki işlenmeyen tarlalarda çok hızlı bir şekilde çoğalmakta ve
tarlalar bir kaç yıl içinde Karan-lık, yani Karan'ı bol olan yer haline (zeytin-lik gibi)
gelebilmektedir. Zaten bu yüzden de buraya Karanlık denilmiştir.
Bu bölgenin karakteristik bitkilerinden birisi olan
"Hayıt" (Budleia variabilis). Yukarıda henüz ağacımsı bir form kazanmamış, genç
bir hayıt var.
Kuzu Göbeği
(Morchella esculenta) :
Bütün dünyada bilinen en değerli mantarlardan biridir. Bir sap
üzerinde bal peteğini andıran kahverengi şapkası ile kolayca tanınır.
Ülkemizde 20'den fazla türle tanınan Morchella cinsine ait türler
kızılçam ormanlarında ilkbaharda yetişmektedir. Kuzu göbeği ya da
Göbek isimleriyle bilinen bu mantar aynı zamanda ihraç da
edilmektedir.
Etçe (Clitocybe geotropa).
Biz burada Etçik diyoruz.
Açık kahverengi ve huni şeklinde şapkası ve yine aynı renkli, uzun ve
toprak içindeki kısmı şişkin sapı ile tanınır. Çam ormanı
açıklarında, kuzeye bakan yamaçlarda ve dere kenarlarında 15-20'lik
gruplar halinde yetişir. Literatürde tercih edilerek yendiği
belirtilen tür, tavuk etini andıran lifsi eti, tadı ve kokusunun
güzelliği ile her zaman aranır.
Yabani orkidelerden birisi olan ve
bizim burada "patpatanak" olarak isimlendirilen çiçek. Yumru
köklü olan bu çiçeğin şanssızlığı, yumrularının "sahlep" içeceğinin
hammaddesi olmasıdır. Aşağı yukarı yumurta büyüklüğünde olan
yumruları satılmak amacıyla yoğun bir şekilde kazılarak toplanmış ve
maalesef çok azalmışlardır.
Yabani orkidelerden bir diğeri. Bizim
burada en çok bilinen, yetişen ve de toplanan bu yabani orkidedir. O decece çok toplanmış ve satılmıştır ki, artık eskisi kadar fazla
bulunamıyor.Buradaki adı "şalep" tir.
Adaçayı (Salvia fruticosa) :
Yukarıda görünen bitkinin taze yapraklı dalları kırılarak toplanır
ve kurutulur. Bilindiği şekilde demlenerek de çayı yapılır. Yağmurlar
yağmadan toplanmalıdır, aksi taktirde koku ve aroması istenilen düzeyde
olmaz.
Soğuk algınlıklarında, nezlede, öksürükte, karın
ve baş ağrılarında çayı içilir.Yapraklı
dallarından elde edilen Alme yağı
soğukalgınlıkları ve ağrılarda dıştan sürülür.Bağırsak
sızılarında çayı azar azar içilir.Yanıklara da elma yağı sürülür.
Yaralarda, yanıklarda yaprakları kaynatılıp suyu ile pansuman yapılır.
Adaçayı Elması :
Adaçayının yukarda görüldüğü gibi elmaya benzeyen küçük meyveleri
vardır. Bu yüzden buralarda Elma (Alme) Çalısı da denir.
İlkbaharda uzun ve taze filizler verir. Toprağın zayıf olduğu yerlerde,
taş aralarında çıkanlar fazla güçlü olmazlar. Böyle zayıf bitkilerde
elmalar daha çok ve iridirler. Rahat ve uygun bir ortam bulan
bitkilerin yeşil aksamları gelişirken, zayıf kalan bitkiler bir an önce
tohum vermek isterler. Olası bir ölüm durumunda nesillerinin devam
etmesi içindir bu.
Nane ya da burada söylendiği şekliyle
Nana :
Bu bitkinin adını bilmiyorum ama yukarıda
her ne kadar tek başına görünüyorsa da Karaovada o kadar çoktu ki,
nerdeyse ovayı sarıya boyamış gibiydi. Ovanın rengi sarı yeşildi adeta.
Ben de bir tanesinin fotoğrafını çekip buraya koyayım dedim:)
Mısır İnciri (Frenk İnciri) : |
Pinar ve Pınarlıbelen : Bunun aslı Pinarlıbelen'dir. Çünkü burada Pinar ağacı
(FAGACEAE familyasından Qercus aucheri
türü)
çoktur. Pinar; meşegiller ailesinden bir ağaçtır.Her ne kadar
kerestelik olarak kullanılmasa da kerestesi çok sağlamdır. Odunun
kalorisi çok yüksektir.Yaprakları küçüktür ve kenarında küçük
iğneleri vardır. Meşe
palamuduna benzeyen ama ondan daha küçük olan ve adına "Pilit"
denilen tohumları vardır. "Boz Pinar" ve "Kızıl Pinar" denilen iki
çeşidi yetişir. Boz Pinarın yaprakları diğerine göre daha büyük,
rengi beyaza dönük açık yeşildir ve piliti yenilebilir (kestane gibi)
özelliktedir. Kızıl Pinarın ise yaprakları daha küçük ve koyu
yeşildir. Pilitleri ise küçüktür ve yenilmez.
Yukarıdaki fotoğrafta,Bahçemizdeki Pinar ağaçlarından birinin dalı
ve yaprakları ile pinar ağacında birbirini
kovalayan sincaplardan birisi görülmekte. Bazen de oradan evin balkonuna
atlıyorlar:)
Yukarıdaki fotoğrafta, dibinden çıkanların
budanması suretiyle ağaç formu kazanmış beyaz çiçekli bir hayıt
görülmekte.
Çıntar
(Lactarius deliciosus) : Turuncu renkli, huni şekilli,
5-12 cm çaplı ve zonlu şapkası ile kolayca tanınır. Sonbahar
mevsiminde özellikle humusça zengin Kızılçam (Pinus brutia)
ormanlarında çoğunlukla çam ibreleri altında, 3-5 'li gruplar
halinde yetişmektedir. Dünyada 70'den fazla türü bilinen Lactarius
cinsinin ülkemizde 30'dan fazla türü tanınır ve bunların büyük
çoğunluğu yenir.
Baharın gelmesiyle birlikte her yerde
çok yoğun bir şekilde çıkan ve Akdeniz iklim örtüsünde (ve
dolayısıyla burada da) hakim bitkilerden birisi. Latincesi
"Asphodelus aestivus". Bizim buradaki
yöresel adı "kirislik".
Gorkbastıran : Bu bitkinin tam
adının ve Latincesinin ne olduğunu bilmiyorum. Ancak; kalın ve uzun
köklerinin kazılarak toplanıldığında satılabildiğini öğrendim.
Muhtemelen ilaç sanayiinde kullanılıyor. İlk görüşte belli
olmasa da bu taze ot görüntüsünün altında kalın ve uzun odunsu bir kökün
olması ilginç doğrusu:)
Kenker (Scolymus hispanicus
L.): Kenker kökü Ocak ayında kazılıp
çıkarılır, yıkanıp kaynatılır ve bu su şişeye konularak sabah aç
karnına içilir. Şeker ve idrar yolu hastalıklarında tüm bitki kaynatılıp
suyu içilirken, kökü taş dökmek için kaynatılıp içilir. Halk tıbbı için
kullanımı yönünde söylenenler bunlar. Ama Kenkerin yemeğinin
yapılması yününde kullanımı daha yaygındır. Bu yörede en çok nohutlu ve etli
(taze kuzu eti) yemeği
yapılır. Yemekte kullanılan bölümü, toplanan yeşil dallarındaki
dikenli kısım sıyrıldıktan sonra geriye kalan sap kısmıdır.
Eğer işlenmiş (yani yumuşak) topraktan kazılmışsa kökleri de
yenilebilir tazelikte (yumuşaklıkta) olduğu için, kökleri de aynen
yapraklı dallarından elde edilen kısım gibi yemekte kullanılıyor. Son
bir not: Kenkerin diğer (belki de en bilinen) adı Şevket-i Bostan'dır.
Kara Kekik
(Coridothymus capitatus)
:Yağı
çıkarılan kekik- Kekik yağı 1 kaşık toz
şekere 4-5 damla damlatılır, karın ağrılarında kullanılır. Şekere karşı
bir bardak suya 3 damla damlatılır, içilir.
Defne (Laurus nobilis) : Bizim buralarda Te(ğ)nel
denilir. Bir zamanlar çok fazla toplandığını, işlenmesi için Bodrum'da
bir fabrika olduğunu ve buradan kamyonlarla gönderildiğini biliyorum.
Tahmin edileceği üzere şimdi yok tabi. Kimi yemeklerde özellikle de
balık yemeklerinde aroması için kullanılan defnenin tıbbi değeri
konusunda ise şunlar söyleniyor;
Yağı: saç
dökülmesi ve romatizmada sürülür. Yaprakları
kaynatılıp suyu romatizma için içilir;
tohumları dövülüp balla karıştırılır karın
ağrısına yenir. Tohumları dövülüp içine leblebi ve şeker konularak
yenirse mide ağrısını geçirir. Çiçekleri çay olarak baş ağrısında
kullanılır.
Mersin (Myrtus communis): Başka yerlerde kullanıldığına
pek rastlamadım ama bizim burada mezarlık ziyaretinde çiçek yerine
kullanılan bir bitkidir. Dini bayramların arifesinde ziyaret edilen
mezarda içinde su bulunan testiye vazoya konulurmuş gibi konulur. Ancak
bu uygulamanın yıldan yıla azalmakta olduğunu düşünüyorum. Bandırılmış
ya da kavrulmuş incirlerin saklanmasında, aroma
vermesi için kullanılır. Çünkü kokusu çok güzeldir. Mersinin küçük
meyveleri vardır, tadı çok güzeldir ve yenilirler. Tıbbi değeri
konusunda söylenenler ise şu şekildedir;
Yaprakları kaynatılıp suyu bir şişeye konur,
şeker düşürücü olarak içilir.Meyveleri de
şeker düşürücü olarak kullanılır. Yaprakları tavada kavrulup havanda
dövülür, tozu yaraları iyileştiricidir, üç gün toz ekilir. Her mevsim
yapraklı olduğundan tazesi kullanılır.
 |
Akdeniz ikliminin ve bu yörenin
bitki türlerinden birisi olan ve Kale Dağında bolca bulunan Sandal
ağacı. Belki de Sandal bitkisi demeliyiz, çünkü tam olarak
bir ağaç formunda değildir.
İki hayıt var; birisi beyaz çiçek açan,, diğeri de mor çiçek açan
hayıt. Yukarıdaki fotoğrafta, hayıtın mor çiçekleri görülmekte.
Tilkişen(Asparagus acutifolius L.): Buradaki
yöresel adı Tilkişendir. Kuşkonmazın yabanisidir.Yukarıdaki gibi koyu
renkte olabilirken, yeşil renkte olanları da vardır. Yeşil renkli
olanları hafif dallı bir görüntüde olurlar. Etrafında görünen ve koyu
yeşil renkte olan dikenli bir çalısı vardır. Tilkişen dikenli olan bu
çalısının köklerinden bahar aylarında çıkar. Eğer koparılmazlarsa çıkan
bu filizler de çalı formunu alırlar. Taze olan filizler (tilkişen)
toplanarak yenilirler.Üşütmede tilkişenin suyunun kaynatılıp içildiğinde
iyi geldiği, dikenli çalı kısmının kaynatılıp suyunda banyo yapıldığında
da alerjiye iyi geldiği söyleniyor.
Acı ot (Tamus communis L.
ssp.cretica):
Bunun da halk tıbbında değerinin olduğunu öğrendim, ancak ben bu yönde
bir kullanımına rastlamadım. Ama yemek için topluyoruz:)
Kara Dalan (Erkek
Isırgan) Urtica pilulifera L. :
Halk tıbbında kullanıldığını öğrendiğim bitkilerden bir diğeri de Kara
Dalan. İşin o tarafıyla ilgili bir tecrübem yok ama dokunulduğunda,
temas eden yeri çok kaşındırdığını, kaşımaktan ve temastan dolayı o
bölgenin kabardığını tecrübe etmiştim. Bu yüzden de adı "Dalan" dır
zaten. Dalar yani. Dikkat:)
Çeti (Sarcopoterium spinosum) :
Ekilip
biçilmeyen, kıraç, işe yaramaz arazilerde çok bol yetişir. Sürüp
işlemeseniz, bıraksanız işe yarar arazilerde de yetişir tabii. Küçük
küçük dikenleri olan çok yıllık otsu bir bitkidir.
Her ne kadar işe yaramadıkları düşünülse de çok iyi bir erozyonla
mücadele bitkisidir. Çeti’nin halk tıbbında da
bir değeri olduğu; “Tohumunun
hemoroide karşı dıştan uygulandığı, Çeti kökünün
kum sancısında kaynatılarak içildiği”
söyleniyor.
Develerin dikenli olan çetiyi taze
oldukları dönemde çok severek yediklerini de unutmamak
lazım.
Piren : Yapağı halıların
dokunmasında kullanılan iplerin boyanmasında kullanılır. 1.Kazanın
içine bir sıra piren konulur sonra üzerine ip, yine piren sonra
bir sıra ip konulur, üzerine de şap ekilir ve kaynatılır.
Bu işlem
sonucunda açık (çiğ) sarı renk alan ip bu kazandan çıkarılıp kök boyasıyla bir daha
kaynatılır. Kazanın altı sönüp biraz soğuduktan sonra üzerine kül
serpilir ve böylece kırmızı renk elde edilmiş olur. 2. Pirenle
kaynatılıp sarı renk alan ip, palamut kaynatılmış suya çamur konulup
içine bastırılır. Böylece de yeşil renk elde ediliyor. Sadece piren
kaynatılıp elde edilen renk çiğ sarı oluyor. Yani yukarıdaki renkler
elde edilmeden önce başlangıçtaki renk bu çiğ sarı.
3.Çiğ sarı renk biraz
kök boyası biraz da külle işlem gördüğünde koyu sarı renk elde ediliyor.
Tekrar sıralarsak; piren, 1.Çiğ sarı renk, 2.Koyu sarı renk, 3.Kırmızı
renk, 4.Yeşil renk elde edilmesinde işlemin ilk aşamasında kullanılıyor.
:
Solmaz Sarı ya da Sarı Solmaz
(Helichrysum oriantale): İdrar yolları hastalıklarında,
iltihapta, böbrek taşı düşürmek için çayının içildiği söyleniyor. Eve
kuru çiçek demetleri asıldığında akrep girmeyeceğine inanılır. Yaşken
bile kuruymuş gibi görünen bu çiçek, kuruduğunda da dökülmez ve bu güzel
sarı rengini muhafaza eder.
Çiğdem : Ekim'in 15''lerinde yağan
ilk yağmurdan hemen sonra topraktan çıkıveren çiğdemler.
Ebegümeci |