Bodrum Yöresi Bitkilerinden Örnekler

G  A  R  O  V  A

THEANGELA  Antik Kentinin Eteklerindeki Bağlardan

 

Ana Sayfa

Benim Sayfam

Fotoğraflar

Bağcılık

Ev Şarabı

Mitolojide Şarap

Zeytin / Zeytinyağı

Karaova Yöresi

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum Yarımadası Bodrum Türküleri İletişim

 

 YÖREMİZ BİTKİLERİNDEN ÖRNEKLER

Karan Bitkisi ve Karanlık : Karanlık mahallesine adını veren Karan (Lavandula stoechas) bitkisidir. Karabaş otu olarak da bilinen bu bitki, bitkisel tıpta da kullanılıyor.Karan bitkisi, endemik bitkilerdendir ve Karanlık mahallesinde çok yetişir. Bu yörede Karanlık mahallesinden başka yerlerde yetişse de en yoğun yetiştiği  yer burasıdır. Buradaki işlenmeyen tarlalarda çok hızlı bir şekilde çoğalmakta ve tarlalar bir kaç yıl içinde Karan-lık, yani Karan'ı bol olan yer haline (zeytin-lik gibi) gelebilmektedir. Zaten bu yüzden de buraya Karanlık denilmiştir.

Bu bölgenin karakteristik bitkilerinden birisi olan "Hayıt" (Budleia variabilis). Yukarıda henüz ağacımsı bir form kazanmamış, genç bir hayıt var.

Kuzu Göbeği (Morchella esculenta) : Bütün dünyada bilinen en değerli mantarlardan biridir. Bir sap üzerinde bal peteğini andıran kahverengi şapkası ile kolayca tanınır. Ülkemizde 20'den fazla türle tanınan Morchella cinsine ait türler kızılçam ormanlarında ilkbaharda yetişmektedir. Kuzu göbeği ya da Göbek isimleriyle bilinen bu mantar aynı zamanda ihraç da edilmektedir.

Etçe (Clitocybe geotropa). Biz burada Etçik diyoruz. Açık kahverengi ve huni şeklinde şapkası ve yine aynı renkli, uzun ve toprak içindeki kısmı şişkin sapı ile tanınır. Çam ormanı açıklarında, kuzeye bakan yamaçlarda ve dere kenarlarında 15-20'lik gruplar halinde yetişir. Literatürde tercih edilerek yendiği belirtilen tür, tavuk etini andıran lifsi eti, tadı ve kokusunun güzelliği ile her zaman aranır.

Yabani orkidelerden birisi olan ve bizim burada "patpatanak" olarak isimlendirilen çiçek. Yumru köklü olan bu çiçeğin şanssızlığı, yumrularının "sahlep" içeceğinin hammaddesi olmasıdır. Aşağı yukarı yumurta büyüklüğünde olan yumruları satılmak amacıyla yoğun bir şekilde kazılarak toplanmış ve maalesef çok azalmışlardır. 

Yabani orkidelerden bir diğeri. Bizim burada en çok bilinen, yetişen ve de toplanan bu yabani orkidedir. O decece çok toplanmış ve satılmıştır ki, artık eskisi kadar fazla bulunamıyor.Buradaki adı "şalep" tir.

  Adaçayı (Salvia fruticosa) : Yukarıda görünen bitkinin taze yapraklı dalları kırılarak toplanır ve kurutulur. Bilindiği şekilde demlenerek de çayı yapılır. Yağmurlar yağmadan toplanmalıdır, aksi taktirde koku ve aroması istenilen düzeyde olmaz. Soğuk algınlıklarında, nezlede, öksürükte, karın ve baş ağrılarında çayı içilir.Yapraklı dallarından elde edilen Alme yağı soğukalgınlıkları ve ağrılarda dıştan sürülür.Bağırsak sızılarında çayı azar azar içilir.Yanıklara da elma yağı sürülür. Yaralarda, yanıklarda yaprakları kaynatılıp suyu ile pansuman yapılır.

Adaçayı Elması : Adaçayının yukarda görüldüğü gibi elmaya benzeyen küçük meyveleri vardır. Bu yüzden buralarda Elma (Alme) Çalısı da denir. İlkbaharda uzun ve taze filizler verir. Toprağın zayıf olduğu yerlerde, taş aralarında çıkanlar fazla güçlü olmazlar. Böyle zayıf bitkilerde elmalar daha çok ve iridirler. Rahat ve uygun bir ortam bulan bitkilerin yeşil aksamları gelişirken, zayıf kalan bitkiler bir an önce tohum vermek isterler. Olası bir ölüm durumunda nesillerinin devam etmesi içindir bu.

Nane ya da burada söylendiği şekliyle Nana :

Bu bitkinin adını bilmiyorum ama yukarıda her ne kadar tek başına görünüyorsa da Karaovada o kadar çoktu ki, nerdeyse ovayı sarıya boyamış gibiydi. Ovanın rengi sarı yeşildi adeta. Ben de bir tanesinin fotoğrafını çekip buraya koyayım dedim:)

Mısır İnciri (Frenk İnciri) :

 

Pinar ve Pınarlıbelen : Bunun aslı Pinarlıbelen'dir. Çünkü burada Pinar ağacı (FAGACEAE familyasından Qercus aucheri türü) çoktur. Pinar; meşegiller ailesinden bir ağaçtır.Her ne kadar kerestelik olarak kullanılmasa da kerestesi çok sağlamdır. Odunun kalorisi çok yüksektir.Yaprakları küçüktür ve kenarında küçük iğneleri vardır. Meşe palamuduna benzeyen ama ondan daha küçük olan ve adına "Pilit" denilen tohumları vardır. "Boz Pinar" ve "Kızıl Pinar" denilen iki çeşidi yetişir. Boz Pinarın yaprakları diğerine göre daha büyük, rengi beyaza dönük açık yeşildir ve piliti yenilebilir (kestane gibi) özelliktedir. Kızıl Pinarın ise yaprakları daha küçük ve koyu yeşildir. Pilitleri ise küçüktür ve yenilmez.  Yukarıdaki fotoğrafta,Bahçemizdeki Pinar ağaçlarından birinin dalı ve yaprakları ile pinar ağacında birbirini kovalayan sincaplardan birisi görülmekte. Bazen de oradan evin balkonuna atlıyorlar:)

Yukarıdaki fotoğrafta, dibinden çıkanların budanması suretiyle ağaç formu kazanmış beyaz çiçekli bir hayıt görülmekte.

Çıntar (Lactarius deliciosus) :  Turuncu renkli, huni şekilli, 5-12 cm çaplı ve zonlu şapkası ile kolayca tanınır. Sonbahar mevsiminde özellikle humusça zengin Kızılçam (Pinus brutia) ormanlarında çoğunlukla çam ibreleri altında, 3-5 'li gruplar halinde yetişmektedir. Dünyada 70'den fazla türü bilinen Lactarius cinsinin ülkemizde 30'dan fazla türü tanınır ve bunların büyük çoğunluğu yenir.

Baharın gelmesiyle birlikte her yerde çok yoğun bir şekilde çıkan ve Akdeniz iklim örtüsünde (ve dolayısıyla burada da) hakim bitkilerden birisi. Latincesi "Asphodelus aestivus". Bizim buradaki yöresel adı "kirislik".

Gorkbastıran : Bu bitkinin tam adının ve Latincesinin ne olduğunu bilmiyorum. Ancak; kalın ve uzun köklerinin kazılarak toplanıldığında satılabildiğini öğrendim. Muhtemelen ilaç sanayiinde kullanılıyor. İlk görüşte belli olmasa da bu taze ot görüntüsünün altında kalın ve uzun odunsu bir kökün olması ilginç doğrusu:)

Kenker (Scolymus hispanicus L.): Kenker kökü Ocak ayında kazılıp çıkarılır, yıkanıp kaynatılır ve bu su şişeye konularak sabah aç karnına içilir. Şeker ve idrar yolu hastalıklarında tüm bitki kaynatılıp suyu içilirken, kökü taş dökmek için kaynatılıp içilir. Halk tıbbı için kullanımı yönünde söylenenler bunlar. Ama Kenkerin yemeğinin yapılması yününde kullanımı daha yaygındır. Bu yörede en çok nohutlu ve etli (taze kuzu eti) yemeği yapılır. Yemekte kullanılan bölümü, toplanan yeşil dallarındaki dikenli kısım sıyrıldıktan sonra geriye kalan sap kısmıdır. Eğer işlenmiş (yani yumuşak) topraktan kazılmışsa kökleri de yenilebilir tazelikte (yumuşaklıkta) olduğu için, kökleri de aynen yapraklı dallarından elde edilen kısım gibi yemekte kullanılıyor. Son bir not: Kenkerin diğer (belki de en bilinen) adı Şevket-i Bostan'dır.

Kara Kekik (Coridothymus capitatus) :Yağı çıkarılan kekik- Kekik yağı 1 kaşık toz şekere 4-5 damla damlatılır, karın ağrılarında kullanılır. Şekere karşı bir bardak suya 3 damla damlatılır, içilir.

Defne (Laurus nobilis) : Bizim buralarda Te(ğ)nel denilir. Bir zamanlar çok fazla toplandığını, işlenmesi için Bodrum'da bir fabrika olduğunu ve buradan kamyonlarla gönderildiğini biliyorum. Tahmin edileceği üzere şimdi yok tabi. Kimi yemeklerde özellikle de balık yemeklerinde aroması için kullanılan defnenin tıbbi değeri konusunda ise şunlar söyleniyor; Yağı: saç dökülmesi ve romatizmada sürülür. Yaprakları kaynatılıp suyu romatizma için  içilir; tohumları dövülüp balla karıştırılır karın ağrısına yenir. Tohumları dövülüp içine leblebi ve şeker konularak yenirse mide ağrısını geçirir. Çiçekleri çay olarak baş ağrısında kullanılır.

Mersin (Myrtus communis): Başka yerlerde kullanıldığına pek rastlamadım ama bizim burada mezarlık ziyaretinde çiçek yerine kullanılan bir bitkidir. Dini bayramların arifesinde ziyaret edilen mezarda içinde su bulunan testiye vazoya konulurmuş gibi konulur. Ancak bu uygulamanın yıldan yıla azalmakta olduğunu düşünüyorum. Bandırılmış ya da kavrulmuş incirlerin saklanmasında, aroma vermesi için kullanılır. Çünkü kokusu çok güzeldir. Mersinin küçük meyveleri vardır, tadı çok güzeldir ve yenilirler. Tıbbi değeri konusunda söylenenler ise şu şekildedir; Yaprakları kaynatılıp suyu bir şişeye konur, şeker düşürücü olarak içilir.Meyveleri de şeker düşürücü olarak kullanılır.  Yaprakları tavada kavrulup havanda dövülür, tozu yaraları iyileştiricidir, üç gün toz ekilir. Her mevsim yapraklı olduğundan tazesi kullanılır.

 

Akdeniz ikliminin ve bu yörenin bitki türlerinden birisi olan ve Kale Dağında bolca bulunan Sandal ağacı. Belki de Sandal bitkisi demeliyiz, çünkü tam olarak bir ağaç formunda değildir.

İki hayıt var; birisi beyaz çiçek açan,, diğeri de mor çiçek açan hayıt. Yukarıdaki fotoğrafta, hayıtın mor çiçekleri görülmekte.

Tilkişen(Asparagus acutifolius L.): Buradaki yöresel adı Tilkişendir. Kuşkonmazın yabanisidir.Yukarıdaki gibi koyu renkte olabilirken, yeşil renkte olanları da vardır. Yeşil renkli olanları hafif dallı bir görüntüde olurlar. Etrafında görünen ve koyu yeşil renkte olan dikenli bir çalısı vardır. Tilkişen dikenli olan bu çalısının köklerinden bahar aylarında çıkar. Eğer koparılmazlarsa çıkan bu filizler de çalı formunu alırlar. Taze olan filizler (tilkişen) toplanarak yenilirler.Üşütmede tilkişenin suyunun kaynatılıp içildiğinde iyi geldiği, dikenli çalı kısmının kaynatılıp suyunda banyo yapıldığında da alerjiye iyi geldiği söyleniyor. 

Acı ot (Tamus communis L. ssp.cretica): Bunun da halk tıbbında değerinin olduğunu öğrendim, ancak ben bu yönde bir kullanımına rastlamadım. Ama yemek için topluyoruz:)

Kara Dalan (Erkek Isırgan) Urtica pilulifera L. : Halk tıbbında kullanıldığını öğrendiğim bitkilerden bir diğeri de Kara Dalan. İşin o tarafıyla ilgili bir tecrübem yok ama dokunulduğunda, temas eden yeri çok kaşındırdığını, kaşımaktan ve temastan dolayı o bölgenin kabardığını tecrübe etmiştim. Bu yüzden de adı "Dalan" dır zaten. Dalar yani. Dikkat:)

Çeti (Sarcopoterium spinosum) : Ekilip biçilmeyen, kıraç, işe yaramaz arazilerde çok bol yetişir. Sürüp işlemeseniz, bıraksanız işe yarar arazilerde de yetişir tabii. Küçük küçük dikenleri olan çok yıllık otsu bir bitkidir. Her ne kadar işe yaramadıkları düşünülse de çok iyi bir erozyonla mücadele bitkisidir. Çeti’nin halk tıbbında da bir değeri olduğu; “Tohumunun hemoroide karşı dıştan uygulandığı, Çeti kökünün kum sancısında kaynatılarak içildiği söyleniyor. Develerin dikenli olan çetiyi taze oldukları dönemde çok severek yediklerini de unutmamak lazım.

Piren : Yapağı halıların dokunmasında kullanılan iplerin boyanmasında kullanılır. 1.Kazanın içine bir sıra piren konulur sonra üzerine ip, yine piren sonra bir sıra ip konulur, üzerine de şap ekilir ve kaynatılır. Bu işlem sonucunda açık (çiğ) sarı renk alan ip bu kazandan çıkarılıp kök boyasıyla bir daha kaynatılır. Kazanın altı sönüp biraz soğuduktan sonra üzerine kül serpilir ve böylece kırmızı renk elde edilmiş olur.  2. Pirenle kaynatılıp sarı renk alan ip, palamut kaynatılmış suya çamur konulup içine bastırılır. Böylece de yeşil renk elde ediliyor. Sadece piren kaynatılıp elde edilen renk çiğ sarı oluyor. Yani yukarıdaki renkler elde edilmeden önce başlangıçtaki renk bu çiğ sarı. 3.Çiğ sarı renk biraz kök boyası biraz da külle işlem gördüğünde koyu sarı renk elde ediliyor. Tekrar sıralarsak; piren, 1.Çiğ sarı renk, 2.Koyu sarı renk, 3.Kırmızı renk, 4.Yeşil renk elde edilmesinde işlemin ilk aşamasında  kullanılıyor.

: Solmaz Sarı ya da Sarı Solmaz (Helichrysum oriantale): İdrar yolları hastalıklarında, iltihapta, böbrek taşı düşürmek için çayının içildiği söyleniyor. Eve kuru çiçek demetleri asıldığında akrep girmeyeceğine inanılır. Yaşken bile kuruymuş gibi görünen bu çiçek, kuruduğunda da dökülmez ve bu güzel sarı rengini muhafaza eder.

Çiğdem : Ekim'in 15''lerinde yağan ilk yağmurdan hemen sonra topraktan çıkıveren çiğdemler.

Ebegümeci

 

 
 

 

 © 2008  Bodrum Bağları